GeriKitap Sanat Sığınmacı krizi değil 'Sığınmacı Devrimi'
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sığınmacı krizi değil 'Sığınmacı Devrimi'

Sığınmacı krizi değil 'Sığınmacı Devrimi'
Abone Olgoogle-news

Deneyimli gazeteci Marc Engelhardt’ın yayına hazırladığı ‘Sığınmacı Devrimi’, Alman muhabirlerin izlenimleri üzerinden 21 mültecinin hikâyesini anlatan çarpıcı bir kitap. Gazeteciler, son yıllarda yaşananların ‘sığınmacı krizi’ değil ‘sığınmacı devrimi’ olduğunun altını çiziyor.

“Suriyeliyim ve dört çocuk annesiyim. İki seçeneğim vardı: Suriye’de kalırsak çocuklarım ve ben belki bombaya kurban gidecektik; kaçarsak belki de Akdeniz’in sularında boğulacaktık. Evet, 2015’in sonbaharında hayatımın en ağır kararını vermek zorundaydım. Oysaki o ana kadar dünyanın en mutlu insanıydım” diyor 38 yaşındaki Ameena. Sığınmacı olarak Almanya Mecklenburg-Vorpommern’de bir köye yerleşen Ameena, Haseke’de öğretmen olarak çalışmaya başladığında tek bir ilkesi olduğunu söylüyor: “Sırf istenileni yapan insan köledir. Ancak kendi isteğiyle daha fazlasını yapan gerçek anlamda özgürdür.” Ancak Ameena, savaştan sonra Suriye’de ne kendinden istenileni ne de kendi istediğini yapabildi. Tüm dünyada 65 milyondan fazla insanın yaptığı gibi eşini dostunu, akrabasını, malını mülkünü, işini, kültürünü, geleneğini kısacası yurdunu terk etmek zorunda kaldı. Ameena köle de değil, özgür de. O artık büyük bir devrimin; ‘Sığınmacı Devrimi’nin bir neferi, diğer milyonlarcası gibi...
Marc Engelhardt’ın yayına hazırladığı ‘Sığınmacı Devrimi: Son Göç Dalgası Dünyayı Nasıl Tümüyle Değiştirdi?’de Alman muhabirlerin araştırmaları, gözlemleri ve röportajlarından oluşan 21 kaçış hikâyesi yer alıyor. Kitabın önsözü niteliğindeki Ameena A.’nın birinci tekil şahıstan anlattığı hikâye dışında yer alan diğer anlatıların her biri deneyimli gazetecilerin bakış açısını sunuyor. Engelhardt ve diğer gazeteciler makalelerinde ‘sığınmacı krizi’ nitelemesinin yanlış olduğunun altını çiziyor. Yazarlar, tek bir kaçış rotası ya da kaçış için tek bir sebep olmamasından hareketle sığınmacıların kaçışları sırasında göz önünde bulundurdukları hedeflerin 1789 Paris’indeki ‘özgürlük, eşitlik ve kardeşlik’ idealleriyle neredeyse aynı olduğunun farkına varıyor ve ‘Sığınmacı Devrimi’ söyleminin daha doğru olduğunun sosyolojik açıklamasına girişiyor. “Marx’ı ister beğenin ister beğenmeyin. Ama ekonomik eşitsizlik ile kaçış arasındaki ilişkiyi yadsımak neredeyse mümkün değil” diyen Engelhardt, ‘sığınmacı krizi’ söyleminin her açıdan yanıltıcı olduğunu vurguluyor. Kitaptaki yaşamöykülerinin hepsi birbirinden farklı ve hepsi dünyanın farklı bölgelerinden geliyor. Kişilerin tek ortak noktaları gittikleri yerlerde oluşturdukları köklü değişimler. “Değişim nasıl sonuçlanır asla bilinmez; tıpkı her devrimde olduğu gibi.”
Bu kitabın yazarları weltreporter.net adlı bir bilgi iletişim ağını oluşturmuş. Onları bir araya getiren şey ise yıllardır eski memleketlerinin uzağında, haber sundukları yeni bir memlekette yaşıyor olmaları. Yani yazanlar da yazılanlar da bir noktada ortak bir kaderi paylaşıyor. Milyonlarca kaçışın her biri, kişiye özgü bir hayat hikâyesi olsa da kitaptaki makalelerde dil, din, ırk, mezhep farkına rağmen kahramanlar elbirliğiyle bizim bildiğimiz dünyayı değiştiriyor. Birgit Kaspar’ın yazdığı makalede Paris’in 14. Bölge’sinde yaşayan 59 yaşındaki Chantal gibi... Lübnan’daki iç savaştan kaçan Chantal, uzun ve zorlu bir yolculuğun ardından şimdilerde Paris’te kendi kurduğu çeviri ofisinin yöneticisi. Kendini hem Lübnanlı hem de Parisli olarak niteleyen Chantal, 1991’de iç savaş bittiğinden beri Lübnan’a geri dönmek, orada yaşamak için doğru zamanı kolluyor. Bir gün doğduğu Salima’ya giderse, ‘ölümün egemen olduğu yere hayat götürmüş’ olacak.
Kitapta yer alan tüm sığınmacılar, yerinde kalmak istemesine rağmen gidiyor. Hepsi de gittiği yerden, geldiği topraklara geri dönmek istiyor aslında. Eritre’den, Yemen’den ya da Kongo’dan da kaçıyorlar. Bazısı Almanya’ya, bazısı ABD’ye, bazısı Lübnan’a. Bazıları ise kendi halkının bile terk ettiği Somali’ye. BM’nin rakamlarına göre sığınmacıların yüzde 86’sı gelişmekte olan ülkelere yerleşmeye çalışıyor.
Avustralya’nın denizaşırı kamplarından Midilli Adası sakinlerine; El Salvador’da çetelerden kaçanlardan Manila’da yoksulluktan kaçanlara; kitapta yer alan hikâyelerin hemen hepsi güncel. En sonunda kaçışını tamamlayıp kocası ve diğer iki çocuğuna kavuşan Ameena, “Almanya’da hep bizim iyiliğimizi isteyen insanlarla karşılaştık. Gördüğümüz bu insanlığa bir an evvel karşılık verebilme fırsatını yakalayabilmek için Allah’a her gün dua ediyorum” diyor ama her hikâye Ameena’nınki gibi mutlu sonla bitmiyor. Bu son derece çarpıcı kitaptaki bazı yaşam hikâyeleri okuyucuyu suskun bırakıyor...

SIĞINMACI DEVRİMİ  Sığınmacı krizi değil Sığınmacı Devrimi
SON GÖÇ DALGASI
DÜNYAYI NASIL
TÜMÜYLE DEĞİŞTİRDİ?
Hazırlayan: Marc Engelhardt
Çeviren: İlknur Aka
Yapı Kredi Yayınları, 2020
336 sayfa, 36 TL.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle