GeriKitap Sanat Sicilyalıların döngüsel kaderi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sicilyalıların döngüsel kaderi

Sicilyalıların döngüsel kaderi
Andrea Camilleri

Sicilya’nın yetiştirdiği en büyük yazarlardan Andrea Camilleri, kendisini uluslararası üne kavuşturan polisiye dizisinin ilk kitabı ‘Suyun Şekli’nde hayali Vigata kasabasının karizmatik komiseri Salvo Montalbano ile buluşturuyor okuyucuları. Ve mafya, kilise, siyaset, polis kıskacındaki Sicilya’nın kirli gerçekleriyle...

Andrea Camilleri 1925’te, Sicilya’nın Porto Empedocle kasabasında doğdu. 1944’te edebiyat fakültesine girdi ve ilk şiirlerini ve hikâyelerini öğrencilik yıllarında yazdı. İtalyan Komünist Partisi’ne de katılmıştı. Okulu bitirdikten sonra sahne ve film yönetmenliği eğitimi aldı, yönetmen ve senarist olarak çalışmaya başladı. Bir yandan da ilk romanını hazırlıyordu. Ne var ki başvurduğu 14 yayınevi tarafından geri çevrilen romanı, bir başka Sicilyalı yazarın, siyasi polisiyelerin büyük ustalarından Leonardo Sciascia’nın desteğiyle yayımlanabildi. Hayal kırıklığına uğrayan Camilleri 12 yıl uzak kaldı edebiyattan ama dönüşü muhteşem oldu; 1992’de yayımlanan ‘La Stagione della Caccia’ (Av Mevsimi) en çok satanlar listesine girdi. 1994 yılında kaleme aldığı ilk Montalbano polisiyesi ‘Suyun Şekli’ ise bir efsanenin başlangıcıydı. Bundan böyle Camilleri ve Montalbano isimleri birlikte anılacaktı. Montalbano serisinin TV uyarlamasının katkısını da unutmayalım. Öyle bir popülerlik ki 2003’te Camilleri’nin doğduğu Porto Empedocle kasabası Montalbano serisindeki hayali kasabanın, yani Vigàta’nın ismini almak için başvuruda bulunacaktı. Kitapları 10 milyondan fazla satış rakamına ulaşan Camilleri, hayata veda ettiği 2019 yılına dek Roma’daki Silvio d’Amico Drama Sanatı Akademisi’nde ders vermeyi sürdürmüştü.

MONTALBANO İŞBAŞINDA
Camilleri, ‘Montalbano Polisiyeleri’ne 1994 yılında başlamış, serinin bir macerası çok geçmeden -2000 yılında- Türkçeye çevrilmişti: ‘Montalbano ile Bir Ay’. Daha sonra ‘Tindari Gezisi’ ve Carlo Lucarelli ile birlikte kaleme aldıkları ‘Kırmızı Balık Cinayeti’ yayımlandı. Camilleri’nin bu diziden bağımsız iki de romanını okuma fırsatı bulmuştuk: ‘At Hamlesi’ ve ‘Unvansız Maktul’. Gerek Montalbano serisinde gerek siyasi tarihin vakalarına el attığı romanlarında Camilleri’nin seçtiği mekân her zaman Sicilya’ydı, döne döne anlattığı mesele Sicilya’nın, Sicilyalıların döngüsel kaderiydi. 
Bekleneceği üzere ‘Suyun Şekli’nde de Sicilya’nın Vigàta kasabasındayız. Hikâye -1993 yılı eylül ayının ilk günlerinde- bölgenin önemli/güçlü simalarından, yerel politikanın önde gelenlerinden, mühendis Silvio Lupanello’nun arabasında ölü bulunmasıyla başlıyor. Adli tabibe göre kalp krizinden kaynaklanan doğal bir ölüm bu. Ancak maktulün pantolonu dizlerine kadar sıyrılmış vaziyette bulunması ve bulunduğu arazinin kasabanın fuhuş merkezi olması işleri karıştırıyor. Asıl karıştırılan ve kaynatılan ise dedikodu kazanları... Mühendisin nasıl öldüğü ya da dahil olduğu söylenen hileli ihaleler, rüşvetler, şantaj yapma noktasına kadar giden baskılar kulaktan kulağa fısıldandığı halde hiç kimse tarafından yüksek sesle dile getirilmiyor. Siyasetçiler, belediye başkanı, kilise piskoposu, yargıç, emniyet amiri, kısacası aklınıza gelebilecek her türlü ‘ileri gelen’ dosyanın bir an önce kapatılması ve cenazenin kaldırılması için yerel polise baskı yapıyor. 
İşte böyle bir konjonktürde çıkıyor sahneye kahramanımız: “Katanyalıydı, adı Salvo Montalbano’ydu ve bir şeyi öğrenmek istediğinde öğrenirdi.” 
Bu ölümün ardında daha fazla şey olduğunu tahmin eden müfettiş, dosyayı kapatmak için iki günlük izin koparmayı başaracak ve gerçekleri karartmaya kararlı yozlaşmış muktedirlerle zorlu bir mücadeleye atılacaktır.  Gerçekten de karmaşık bir bulmaca var Montalbano’nun önünde; siyasi dalavereler, cinsel tutkular, ensest ve eşcinsel ilişkiler, maddi çıkarlar, intikam duyguları, yalancı tanıklar, yanlış yönlendirmeler ve aile adını temize çıkarmaya çalışan bir kadın... Üstelik yeni bir cinayet işlenmiş ve bulmaca daha da içinden çıkılmaz bir hal almıştır. Montalbano, hem kadına verdiği sözü tutmak hem de kendisini tatmin edecek bir sonuca ulaşmak için hepsinin üstesinden gelmelidir...

KOMİSERDEN TANRI’YA YERELDEN EVRENSELE
‘Suyun Şekli’nde -tıpkı önceki romanlarındaki gibi- Sicilya’nın her toplumsal kesitinden, her meslekten, yaşlı, genç, kadın, erkek, pek çok tip çizen Camilleri, bu hayali Sicilya kasabasının sokaklarını, evlerini, izbelerini de son derece canlı bir biçimde canlandırıyor. Sicilya’nın kriminal atmosferi, hayatın her alanına sinen fiziksel ve simgesel şiddet yerleşiyor Montalbano polisiyelerinin merkezine. 
Sciascia’nın izinden giden Camilleri, Sicilya gerçeklerinin en iyi temsilini polisiye romanlarda bulabileceğini bir kez daha kanıtlamış. Camilleri’nin kahramanı ise Sicilya’nın, Sicilyalıların ruhunu çok iyi tanıyor. Kadın-erkek ilişkilerinin veya maddi çıkarların insanları nelere sürükleyebileceğini biliyor. Belki bu nedenle suç üzerine ahlaki bir sorgulamaya girişmiyor. Montalbano, suç işleyen hemşerilerini sorgulamayarak, Sicilya’da sürüp giden yaşamın kendisini sorgulamış oluyor. Suçlar ve cinayetler, o toprakların yüzlerce yıllık siyasi/toplumsal/ekonomik tarihini taşıyorlar çünkü. Monano’nun “ruhunu emen; ahmaklık, vahşet ve dehşet”...
Salvo Montalbano’nun birlikte çalıştığı bir ekibi, hesap vermek zorunda olduğu amirleri, takip etmesi gereken kurallar var. Yine de bu diziyi ‘polis prosedürü’ olarak niteleyemeyiz. Zira söz konusu ‘prosedürler’ Sicilya’ya özgü; gerektiğinde amirlerini atlatması, kuralları esnetmesi, engelleri hassas dengeleri gözeterek aşması gerekiyor. 
Vakaları çözüme kavuşturmak adına maddi delilleri incelerken bir yandan da insani ilişkileri, tarihsel ve siyasi geçmişi, toplumun ahlaki standartlarını araştırıyor Montalbano. Geçmişin görünüşte önemsiz ama duygusal yüklerle dolu sırlarını ortaya çıkarmakla ‘yükümlü’. Ancak sonuca ulaşsa bile mutlak bir adaletin tesis edilemeyeceğinin farkında. Suçluları yakaladığında içi rahatlamıyor, bazı vakalarda kalbi suçlulardan yana. Çünkü o da bir Sicilyalı ve Sicilya’daki farklı adalet anlayışına bağlı. Nitekim ‘Suyun Şekli’nde de adaleti kendine özgü bir tarzda sağlayacaktır. Öyle ki uzaklardaki sevgilisi Livia, “Terfi ettin” diyecektir Montalbano’ya; “Komiserden Tanrı’ya, vasat bir Tanrı ama sonuç olarak yine de Tanrı.”

ALAYCI BİR MİZAH
Andrea Camilleri romanlarının ilk dikkat çeken yanı çok rahat ve sade bir dille yazılmış olmaları. Özellikle de diyaloglar; sanki bir barda, kafede ya da sokakta yapılan konuşmalara kulak misafiri oluyormuşsunuz duygusu yaratıyor. Sicilya’nın yerel dilini kullanmakta ısrar eden Camilleri, bu dilin olmazsa olmazlarından argo sözcükleri de kullanıyor. Kısacası elinize aldığınızda ‘hafif’ bir roman ‘Suyun Şekli’. ‘Hafif’ derken gündelik kullanımdaki anlamları, mesela basitliği kastetmiyorum. Tersine, genel olarak Camilleri romanlarına nüfuz eden ‘hafiflik’, yükte hafif pahada ağır tabirini hatırlatan türden bir anlatımı işaret ediyor; karmaşık bir dünyayı hiç zahmet çekmeden, zarif bir berraklıkla sergiliyor Camilleri.
Diliyle, mekânlarıyla, insanlarıyla ve suçlarıyla gücünü yerelliğinden alan Montalbano polisiyelerinde zevk için türlü işkencelerle insan öldüren seri katiller ya da İskandinav polisiyelerinin klostrofobik atmosferinin bunaltısı yok. Akdeniz güneşini, Sicilya kasabalarının sıcak mimarisini, zengin mutfağını, insanların boş vermişliğini hissedebilirsiniz. İşlenen suçlar dehşet uyandırmaz, hayatın normal akışını bozmaz. Büyük gizemlerin ardındaki gerçeklerin ortaya çıkması dehşetten ziyade güldürü havası yaratır. 
Montalbano polisiyelerinin arka planı alaycı bir mizahla tahkim edilmiştir. Camilleri, siyasetle polisiyeyi, polisiyeyle edebiyatı birbirine yakınlaştırmakla kalmamış, yerelden evrensele uzanmayı da başarmıştır.

SUYUN ŞEKLİ Sicilyalıların döngüsel kaderi
Andrea Camilleri
Çeviren: Semih Topçu
Mylos Kitap, 2021
180 sayfa, 26 TL. 

False