Özmen’in umutsuz ve isyankâr kadrajları

Özmen’in umutsuz  ve isyankâr kadrajları

Diyarbakır’ın ardından yaşamı ve çalışmalarına ABD ve Almanya’da devam eden Şener Özmen’in son 15 yıla yayılan video, fotoğraf ve yerleştirmeleri, Pilevneli Mecidiyeköy’de. Yapıtlar, sanatçının dünyaya dair umutsuz ama isyankâr kadrajlarının bir bilançosu niteliğinde.

Haberin Devamı

Şener Özmen’in Pilevneli Mecidiyeköy’de açılan ‘Yeni Bir Umutsuzluk’ başlıklı sergisi, adını, ‘Yıldız Savaşları’nın kronolojik olarak ilk, ancak senaryoda dördüncü bölümü ‘Yeni Bir Umut’a göndermeden alıyor. Bilindiği gibi, bu pop-corn tuzlu ‘epik’ film serisinde de ‘asiler’, ‘yabaniler’ ve ‘İmparatorluk’ kadrolarından geçilmiyor. Sinema sanatına politik acı mizahla gönderme yaparak Berlin ve Diyarbakır arasında bağ kuran 2019 tarihli bir diğer çalışma olan ‘Energize!’da ise Özmen, ‘Uzay Yolu’ dizisi ve filmlerine selam vererek başka bir taşlama yapıyor.

Sergi, herkese ücretli, Naz Yıldız ile Şener Özmen’in kaleme aldıkları arşiv -sel rehberle gezildiğinde hemen tüm yapıtlar, ‘üst anlatı’larına, daha bir berraklıkla kavuşuyor. Kimi taşlamalar tüm tekinsizliği içinde havalanırken, kimi siyasal taşlar, yerine daha da oturuyor. Özmen böylece, serginin kapısından daldığınız anda sizi, ‘nereye ait olup, nereden geldiğiniz’ konusunda okkalı bir ‘karar ve yorum’a, biraz huzursuz eder bir tavırla, adeta plastik bir pasaport kontrol noktasındaymışsınız gibi madem geldiniz, o halde bu bambaşka, ötekileştirdiğiniz dünyanın da dilini sökmekle yükümlüymüşsünüz gibi, onca görsel anlatıya maruz bırakıyor.

Haberin Devamı

Süresi toplamda iki saati biraz aşan bu yarı retrospektif ruhlu sergi, Özmen’in meslektaşı Cengiz Tekin’le ‘yoldaşlığını’ da hakkıyla paylaşıyor. Misal Özmen, Tekin’le sunduğu ‘Kâbus’ (2011) isimli yapıtıyla, bir biçimde 2000’lerin başında Mardinli emektar meslektaşı Erkan Özgen ile Miguel de Cervantes klasiği ‘Don Kişot ve Sanço Panza’nın Maceraları’ esprisinde yaptıkları ‘Tate Modern Yolu’ çalışmasının derdine tekrar balıklama dalıyor. Yine Tekin’le ürettikleri ‘Kesin Dönüş’ (2011) ile Şener Özmen, Beckett’vari bir tavırla Godot’nun ruhunu canına bastırıyor ve bir beyaz takım elbiseli esmer, bitkin yolcunun, bilinmezden başlayıp, orada bitecek, kan ter içindeki yanık siluetini, Ortadoğu ve Afrika’nın göç travmasının acıtan izleri refakatinde ekrana taşıyor. Göç meselesi, sergi vesilesiyle sınırlı sayıda üretilmiş ‘düşük kulaklı’ Özmen imgesini taşıyan ‘Immigrant’ adlı New York çıkışlı eleştirel eserde de (2018) beliriyor. Sergisine ‘Optik Propaganda’ ve ‘Kusursuz Poşu’ gibi geçmiş çalışmalarını da katan Özmen, küratör ve sanat tarihçi Barbara Heinrich ile etkinlik vesilesiyle geçen hafta yaptığı ve YouTube’da da yer alan özel sunumda, bu konuyu “Bir göçmen pornografisi başladı, farkındasınızdır” diyerek ibretle vurguluyor, bu konuda yapılan işlerin doğrudan müzelere, koleksiyonlara girerken, göçmenlere ne olduğuna çok azımızın dikkat ettiğinin altını çiziyor.
Kimi yanıyla sanat tarihine uğrayan ‘hareketli tuvaller’, kimi yanıyla ifade özgürlüğü lehine alternatif dünyalar kurmak suretiyle yeni ‘tarafsız bölge’ler açmaya çabalayan Şener Özmen’in sergisinin özel parçalarından birini ise 12 dakika 34 saniyelik, Diyarbakır Sur’daki açık hava ‘tutukluluğu’na gönderme yapan ve bir beton bariyere yansıttığı ‘Bariyerin Arkası’ (2019) teşkil ediyor. Sergide ayrıca dikkat çekici biçimde, Özmen’in, “Politik olmayan nadir çalışmalarımdan biri” dediği, 2018 tarihli ‘Kürtleri Kurtardığım Gün’ adlı yapıtı da izleniyor. Bu melankolik işte Özmen’e, İngilizce ve Kürtçe edebi sözler refakat ediyor.

Şener Özmen’in ‘Yeni Bir Umutsuzluk’ başlıklı sergisi, 12 Mayıs’a kadar Pilevneli Mecidiyeköy’de.

Haberle ilgili daha fazlası: