GeriKitap Sanat Selma Gürbüz'ün 'Dünya'sı...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Selma Gürbüz'ün 'Dünya'sı...

Selma Gürbüz'ün 'Dünya'sı...
Abone Olgoogle-news

“En başından beri hayvanlar, insanlar ve hatta adlandırması güç kimi mahluklar resimlerimde bir araya geliyorlar. Hepsi doğanın bir parçası gibi benim için. Hepsi birlikte bir mitologyayı, bir evreni oluşturuyor. Ben o doğaya, o hayvanlara âşığım” diyen Selma Gürbüz, 100’ü aşkın yapıtının yer aldığı ‘Dünya Diye Bir Yer’ başlıklı en kapsamlı sergisiyle İstanbul Modern’de. Başlıkta ‘Dünya Diye Bir Yer’ diyerek doğayla ve dünyayla kurduğu ilişkiye vurgu yapmak istediğini belirten Gürbüz, "Doğasıyla, hayvanları, bitkileri, kadınları, mitleri, masalları ve bütün duygularıyla içinde nefes aldığım, kalbimin en derinlerinde hissettiğim, ara vermeden resmettiğim dünya... O dünyaya biraz mesafelenerek, sanki başka bir gezegendeymiş gibi yoğun bir duygusallık, biraz şefkat, biraz üzüntü, biraz aşk, biraz melankoli, masalsılık ve düşsellikle bakıyorum” diyor.

Bu, retrospektif iddiasında bir sergi değil ama 100’ü aşkın yapıtla 35 yıllık üretiminizi belli tematik duraklarla bir araya getiren en kapsamlı serginiz. Geriye dönüp baktığınızda neler hissediyorsunuz?
Dediğiniz gibi bir retrospektif iddiasında değil ama Türkiye’de bugüne dek açtığım en kapsamlı sergi bu. İstanbul Modern’in ev sahipliği yapıyor olması ayrıca anlamlı. Benim için her sergi bir hesaplaşmadır, çok heyecanlanırım. Geriye dönüp baktığımda ilk fark ettiğim şey, 35 sene boyunca çok yoğun ve hiç ara vermeden çalışmış olduğum... Hep çalıştım, çalıştıkça da yeni bir şey anlatma ihtiyacı duydum. Her sergi aynı zamanda yeni bir düşüncedir, yeni bir duygudur benim içim. O nedenle kendimi şanslı hissederim, çünkü kafamın içi hep doludur. Sonu gelmeyen bir doluluk... Hiçbir sergimin son nokta olmadığını bilirim bu yüzden. Her seferinde yeni bir arayışla, yeni bir yutkunmayla, yeni bir söz söyleme ihtiyacı hissederim.

Selma Gürbüzün Dünyası...
Dünya Diye Bir Yer’ başlığı nasıl çıktı ortaya? Belki de pandemi sürecinde yaşadıklarımız tetiklemesiyle bir tehlikeye dikkat çekiyor gibi bir çağrışımı oldu bizde; “Eskiden ‘Dünya diye bir yer’ vardı ama biz ona o kadar kötü davranmışız ki...” mesela.  
Dünya dayanılmaz bir yer oldu. En başta da doğayı katlederek kendi felaketimizi kendi elimizle hazırlıyor olmamız beni ürkütüyor. Sadece kendi yazgımızı değil ekolojik dengeyi de altüst ediyoruz. Yine de bir tehlikeye dikkat çekmek gibi bir amacım yoktu doğrusu. Doğayla ve dünyayla kurduğum ilişkiye bir vurgu yapmak istedim daha çok. Elimden geldiği kadar şehirden kaçıp doğaya sığınmaya, o doğanın içinde hayale dalmaya, hayvanları keşfetmeye, onların bir parçası olduğumu hissetmeye, duygularımı sonuna kadar yaşamaya gayret ediyorum. ‘Dünya Diye Bir Yer’ diyerek kendi dünyamı da anlatıyorum. Doğasıyla, hayvanlarıyla, bitkileriyle, kadınlarıyla, bütün duygularıyla, mitleriyle, masallarıyla, rüyalarıyla içinde nefes aldığım, ait olduğum, kalbimin en derinlerinde hissettiğim, bugüne kadar ara vermeden resmettiğim dünya... O dünyaya biraz mesafelenerek, sanki başka bir gezegenden bakar gibi yoğun bir duygusallıkla, biraz şefkat, biraz üzüntü, biraz aşk, biraz melankoliyle, aynı zamanda izleyicide yabancılaşma ve yadırgama duyguları yaratabilecek bir masalsılıkla, bir düşsellikle de bakıyorum.

Selma Gürbüzün Dünyası...

Sergi, dijital çalışmalarınız da dahil daha önce sergilenmemiş yapıtlarını odağına alıyor. Pandemiye denk gelen serginin hazırlık süreci nasıldı, küratör Öykü Özsoy ve asistan küratör Nilay Dursun ile nasıl bir işbirliği yaptınız?

Uzun bir süre sağlık nedenlerinden ötürü çalışamadım. Atölyeme geri döndüğüm günü çok iyi hatırlıyorum. Kendimi hiç bu kadar iyi hissetmemiştim. O zorlu süreçte yaşadıklarımı, kafamın içinde birikenleri bir an önce kâğıda veya heykele aktarmak istedim. O yaratıcı dönemimi asla unutamam. Tuhaf ama sanki hastalık bana iyi geldi. Değişime uğradım, baş etmenin ne olduğunu öğrendim, vaktimin ne kadar değerli olduğunu anladım. Hastalığım ve bende yarattığı etkiler resimlerime de yansıdı. Bu arada sergi zamanı yaklaşırken atölyemi de taşıdım. Biraz mecburiyetten doğan bir taşınma oldu ama isabetli de oldu doğrusu. Bu sayede bütün resimler tekrardan ortaya çıktı. O kadar değişik resimler çıktı ki, bazılarını unuttuğumu fark ettim. Doğrusu 35 yıl içinden bir seçki yapmak hiç kolay değildi. Son yaptıklarımla geçmiş arasındaki yakınlığı görmek istedik. Çok sevgili Öykü Özsoy ve Nilay Dursun bu anlamda oldukça titiz bir çalışma yürüttüler. Ortaya çıkarttıkları seçkiyle geçmiş ile günümüzü birbirine çok iyi bağladılar. Bu sınırlı alanda amacımıza eriştiğimizi düşünüyorum.

Selma Gürbüzün Dünyası...

Batı resminin öğelerini kullansanız da eserlerinizde İran, Hint, Türk minyatürü, Uzakdoğu sanatının izleri hayli belirgin. Doğu sanatında sizi çeken ne oldu, ilginiz nasıl başladı?

Geleneğin içindeki duyguyla ilgileniyorum. Birçok Batılı sanatçı Doğu’ya hayran kalmıştır. Matisse mesela, İslam sanatının örneklerini, Doğu’nun minyatürlerini, oradaki renkleri gördüğünde çarpılıyor. Hem yeni bir renk dünyası ve bakış hem de Doğu’nun motifleri giriyor resmine. Oryantalistlerden çok farklı bir şekilde bakıyor Doğu’ya. Aynı şekilde Klee ve Van Gogh’da da vardır Doğu etkisi. Ama Batılı Doğu’yu büyük oranda hayal etmiştir. Bu ilginçtir bence. Benim şansım hem Batı’yı hem Doğu’yu iyi bilmem. İki kültürü de çok iyi tanıdığım, bildiğim için Doğulu bakışla Batı’yı yorumluyorum. Yıllar içinde Batılının Doğu sanatına nasıl baktığını çok derinden hissettim. Doğu ve Batı arasında çalışan bir sanatçı olarak ben de Batı’yı hayal ettim biraz. Birazcık da onunla oynadım. Şunu da eklemek isterim; benim için hiçbir sınır kalmamıştır. Yani her şeyi kendime, kendi dünyama çevirebilirim. Doğulu da olsa Batılı da olsa hepsi, bütün dünya sanat tarihi, arkeolojik eserler de buna dahil, hepsiyle ilişkiye girerim. Hepsini incelerim, istediğimi alır, istediğimi eklerim. Ama kendi dilimde.

Selma Gürbüzün Dünyası...

Pek çok eserinizde el yapımı kâğıt ve mürekkep gibi daha çok Uzakdoğu sanatında özgü geleneksel malzeme kullanıyorsunuz. Malzemeyle ilişkiniz nasıl belirleniyor?

Nepal’de ürettirdiğim bir kâğıt var. O kâğıdın natürelliği resimle vermek istediğim etkiyi bana sunuyor. O kâğıt üstüne çalışırken kadim bir gelenekle, geçmişle bağ kurduğumu hissediyorum ve bu bana iyi geliyor. Aynı şekilde kullandığım kâğıt üstüne guaş yaptığım boyalarım Rönesans’tan beri devam eden bir tekniğin uzantısı gibi. Onu olduğu gibi yansıtmasam da o tekniği bana düşündürtüyor. Aynı zamanda yine kâğıtların üstüne kullandığım Hint mürekkebi yüzyıllardır kullanılan bir malzeme. Eskiliği, doğallığı, dayanıklılığı, siyahının tonlarına kadar beni ilgilendiriyor. O mürekkebin Hint kırmızısı yüzyıllardır aynı kırmızı. Yine aynı kadim, geleneğin devamı olan kaligrafi fırçaları geçmişle doğrudan ilişki kurmamı sağlıyor.

Selma Gürbüzün Dünyası...

Resimlerinizde insan ve hayvan figürleri ayrılmaz bir birliktelik içinde? Bu tercihin sebebi nedir?

En başından beri hayvanlar, insanlar ve hatta adlandırması güç kimi yaratıklar, mahluklar resimlerimde bir araya geliyorlar. Hepsi doğanın bir parçası gibi benim için. Hepsi birlikte bir mitologyayı, bir evreni oluşturuyorlar. Ben o doğaya, o hayvanlara âşığım. Mümkün olsa onlarla birlikte onların içinde yaşamak isterim. En son Afrika’da, onlarla yüz yüze bakışırken de bu duyguyu çok derinden hissettim. Kendi içine sığamama, hep dışarıya taşma, birbirimizin yerine geçme, hayvanlarla yekvücut olma arzusu gibi...

Selma Gürbüzün Dünyası...

Son Afrika seyahatiniz sonrasında yaptığınız işler de ilk kez bu sergide izleyiciyle buluşacak. Afrika sanatınıza nasıl girdi?

2019 yılının şubat ayında Tanzanya’ya gittim. Bir hafta boyunca Serengeti’de safari yaptım. Hayvanlar ve doğa, resimlerimde öteden beri çok merkezi bir yere sahip. Afrika gibi hayvanların anavatanı olarak nitelenebilecek bir coğrafyada, doğal yaşam alanlarında onlara bu kadar yaklaşmak, göz göze bakışmak, onları uzun uzun izlemek tarifi çok güç duygular yarattı. O doğanın içinde arındığımı hissettim. Varlıkları bana sonsuz bir güç verdi. Tanzanya’daki Ngorongoro Krateri yeryüzünde bilinen ilk insan ayak izinin bulunduğu bölge, bir başka deyişle insanın ilk ortaya çıktığı coğrafya. Resimlerimdeki bütün insan figürlerinin köklendiği yer bir anlamda. Orayı görmek, hayvanlarına, doğasına ve insanlarına yakından bakmak da hayal gücümde geniş ufuklar açtı. Aynı şekilde Masai yerlileriyle tanışmak bir yanıyla şoke edici, bir yanıyla da son derece ilham vericiydi. Bugüne dek Osmanlı sanatı, İran ve Hint minyatürü, Çin ve Japon sanatı Doğu’yu kavrayışımda belirleyici olmuşlardı. Bu sergiyle birlikte Afrika da sanatıma geniş bir şekilde girmiş oldu.

Selma Gürbüzün Dünyası...

Seyahatleri çok sevdiğinizi biliyoruz. Farklı kültürleri tanımak mı yoksa yolda olmak mı sizi daha çok çeken?

Her ikisi de diyebilirim. Yolda olmak kendi başına çok güzel bir duygu. Özgürleştirici, heyecan verici, keşif duygumu harekete geçiren, dünyayla ilişkimi güçlendiren pek çok hissi yönü var. Bunun yanında farklı kültürleri tanıyor olmak çıktığım seyahatin ekstra bir kazanımı oluyor. Yeni hikâyeler, yeni karşılaşmalar, öğrendiklerim ve gördüklerim kendi şahsi birikimime yeni deneyimler olarak ekleniyor.

ŞAŞIRTICI VE KEYİFLİ BİR GÖRSEL ANSİKLOPEDİ
Serginin küratörü Öykü Özsoy: ‘Dünya Diye Bir Yer’, bir serginin ötesinde, Selma Gürbüz’ün yıllar içinde gittikçe rafine hale gelen sanat üretiminden süzülerek vücut bulan görsel bir ansiklopedi. Sanatçının coğrafyalar, zamanlar, kültürler arasında seyahat eden gezgin ruhunu; insanlara, doğaya, yaşama ait özenle biriktirdiği konuları üzerine yeniden düşünmemiz için bize sunuyor. Selma Gürbüz’ün göremediklerimizi ya da görmeyi tercih etmediklerimizi cömertçe bizlere açan yapıtları, yaşadığımız dünyanın gerçekliğinden uzak gibi görünse de, aslında bize hayatı, zamanın geçişini ve insanların bu döngüdeki hâllerini anlatıyor. Bizse, bu lezzetli ve şaşırtıcı hikâyeleri taşıyan görsel ansiklopedinin tasvirleri arasında, tekinsiz olduğu kadar da keyifli bir dünyada, kayboluyoruz.”
Selma Gürbüz’ün ‘Dünya Diye Bir Yer’ başlıklı sergisi 5 Kasım - 31 Mart tarihleri arasında İstanbul Modern’de...

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle