GeriKitap Sanat Saf akışın şiiri
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Saf akışın şiiri

Saf akışın şiiri

Yeni kitabı ‘Rosa das Rosas’ı yayımlayan W.B. Bayrıl, az’ar az’ar, sözün çoğalmasına izin vermeden yazıyor. Bayrıl’ın şiiri az ama yazmadığı hiçbir şey yok.

Yeni adıyla W.B. Bayrıl, kısacası Baha için, yeni kitabı ‘Rosa das Rosas’ın (Mühür Yayınları) arka kapağındaki Hilmi Yavuz, Lâle Müldür ve Necmiye Alpay’ın sözlerini okuyan biri, “Eh bunlardan daha iyi ne söylenebilir?” der, haklıdır da. Ama İlhan Berk’ten Seyhan Erözçelik’e ve daha pek çok sıkı şair de Bayrıl için hak ettiği cümleleri kurmuşlardır vaktiyle.
Şiir Atı dergisini onunla birlikte hazırlayanlardanım ve hep söylerim, 80’lerin unutulmaz ilk kitaplarından ‘Melek Geçti’ yayımlandığında, Seyhan ve Baha ile aynı evde kaldığımız için de, serüvenine, kitaba ad bulma konuşmalarına yakından tanık olmaktan da bahtiyarım. Her gün ansam az gelir, Seyhan da ilk kitabı ‘Yeis ile Tabanca’ ve sonraki kitaplarıyla, şiirimizin dünya durdukça durası adlarından oldu Baha gibi.
Seyhan erken gitti, ‘az’ımsanmayacak bir külliyat bıraktı, Baha ise az’ar az’ar, sözün çoğalmasına izin vermeden yazıyor. Baştan karar verdiği ve 35 yılda yalnızca 5 şiir kitabı yayımlayarak sürdürdüğü bir tutum.

Saf akışın şiiri
Onun şiirine girdiğinizde, aynı zamanda mazi denen o dükkâna da girmiş oluyorsunuz ki, orada zaman dakikalarla değil, sözcüklerle, renklerle, boşluklarla, bakışlarla, nefeslerle, sularla usulca sallanıp duran bir deniz gibi. Toprak bedenimizse, göğüyle bakışımlı bu deniz de mavi ruhlarımız oluyor besbelli.
Bayrıl’ın şiiri az ama yazmadığı hiçbir şey yok. 2008-2020 arasında yazdığı ve tümünün de başlığı Latince deyimlerden oluşan 18 şiir, kadim olanın sonsuzluğunu hem duyuş hem deyiş olarak var ederken, yaşamda aşktan bile yeni bir şey varsa onun da şiir olduğunu bir kez daha ışıltısıyla gösteriyor.
W.B. Bayrıl şiiri yalnızca işitsel değil, görsel lezzetleriyle de gözalıcı. Apaçık bir derinliği var. ‘Nihil Est’ şiirinde söylediği, “Dilden önceki güzellik!/ Zamandan önceki o güzellik!.” var. Aşktan daha canlandırıcı şiir var!
Sözcükler hiçbirimizin mülkü değildir ama bazen denizi, bazen göğü, bazen geceyi seven çocuklar olarak verilmiştir bize onlar. Oyun arkadaşı olarak. Bence şiirin hakikati de budur: “Saf biçim./ Saf duygu./ Saf hissediş./ Safi oluş!/.../ Ne güzel, ne güzel!” diyor ya şair, şiiri de ‘saf akış’ın şiiri.

Şiirin harı
Nora, İstanbul Bir Hiçtir’ (Ayrıntı Yayınları), Lal Laleş’in Türkçe yazıp yayımladığı ilk şiir kitabı. 2003’ten başlayarak üç Kürtçe şiir kitabı yayımlayan Laleş’in kitabını okuyunca, İstanbul güzel bir kitap daha kazandı diye düşündüm, Türkçe, iyi demlenmiş bir şiir ve aşk da ayrılığı kazandı! Aşk, ayrılığı ne zaman yitirmişti ki diye soranlar da olabilir bu arada, ‘iyi demlenmiş’ ne demek diye soranlar da olabileceği gibi.

Saf akışın şiiri
Asur ve Bizans söylencelerini buluşturan bu şiirin dili, öyle yoğun ve katmanlı okumalara kapılar açıyor ki, şiirle masal, mektupla hikmetli sözler bazen iç içe bazen peş peşe ‘y/akıcı’ bir biçimde ilerliyor. Kadim coğrafyalar, kültürler ve onların sözcükleri de, bu şiir buluşmasını kadim kılmak için coşkulu bir hazırlık içindeymiş hissini kuvvetle duyuruyor. Yüksek, sarsıcı ve sürükleyici bir his.
Altı bölümden oluşan kitapta, Doğu’nun anlatıcılarından dengbejlerin sesi hiç eksilmiyor, Doğu’dan Batı’ya, Mezopotamya’dan Bizans’a, Diyarbekir’den İstanbul’a. Bölümlerin adları, şiiri bir tür ‘tragedya’ biçiminde kuran Laleş’in, oradaki öğeleri, kişileri, koroyu Nora’ya da taşıma girişimi olarak okunabilir. Şiirin temposu, alçalma, yükselme, yavaşlama, hızlanmasıyla, bir klasik müzik eserini de andırıyor.
Başka? Kitabı değerli ve iyi kılan bir şey de, yukarda da değindim, cesur bir buluşma olması. El aldığı, dil aldığı neyse, okumalardan dinlemelere, duymalardan görmelere, hepsine ‘hürmet’ eden ve onları bazen bir esinti gibi söyleyen bazen de açıkça gösteren bir tutumu var. Bir mesnevi tadı da buldum, ondan söylüyorum.
Yapısıyla da, ‘buluşma’ kavramını ince ince ören, inşa eden kitapta, Nora ve İstanbul’un içiçeliği, kentlerin dişiliğine ve onu oluşturan mekanların güzelliğine, kişiliğine de bir övgü. Elbette buluşmanın, harın, aşkın ve ayrılığın öteki kalesi Diyarbekir’i de hiç unutmadan: “Diyarbekir’de hikayelerin son cümleleri suya atılmış/ hakikat taşlarıdır.”
“Körüklediğim yangına sürsen tayını./ Birlikte girsek neşesine yangının” diyebilecek kadar aşkın ocağına düşmüş bir güzel şiir.

False