Ruhun labirentlerinde yolculuk...

Güncelleme Tarihi:

Ruhun labirentlerinde yolculuk...
Oluşturulma Tarihi: Aralık 21, 2017 15:50

Psikoterapist ve yazar Sarah Tomley ‘Freud Bu İşe Ne Derdi?’de davranışlarımız, gündelik hayatımız, insanlarla ilişkilerimiz, bizi rahatsız eden duygularımız, neden doğru erkeği/kadını bulamadığımız hakkında psikoloji tarihindeki en önemli insanları konuşturuyor. Kitap bizi hem psikoterapi tarihinde bir yolculuğa çıkarıyor hem de bir yol gösterici hüviyetine bürünüyor.

Haberin Devamı

Tanıdığım en güçlü, en güzel insana, Pınar Aktuğ’un anısına...

Bütün insanlık tarihi boyunca düşüncenin nasıl şekillendiğini, hangi durumlarda ne hissedildiğini, sosyal ve bireysel dünyaların nasıl şekillendiğini esas olarak yazının keşfinden sonra öğrenmeye başladık. Düşünebilmek dille gerçekleşen bir uğraş ve bir düşünme uğraşı olan felsefe de en az 2600 yıldır var. Bu açıdan bakınca psikolojinin neden bu kadar genç bir bilim dalı olduğuna ve insanı anlama aracı olarak neden bu kadar geç ortaya çıktığına şaşırabiliriz. Öte yandan birey kavramının ön plana çıktığı, bireyin kendini toplumsallığın ve dinselliğin esaretinden kurtarıp öne çıktığı zamanları düşünürsek bu şaşkınlığımız bir miktar azalır.
Psikoloji bilimi, insanın sekülerleşmeye başlamaya, kendi kararlarını toplumsal ve geleneksel değer yargılarının yönlendirmesinden azade kendi başına almaya başlamasıyla bir ihtiyaç olarak doğdu. Felsefenin genel olarak insanın nasıl olması, iyi insan olmak için nasıl bir yaşam sürmesi gerektiği bilgisini veriyor olması, onun belli koşullar altında ve belli bir ilişkisel bağlamda duygu ve düşüncelerini nasıl değerlendirip hangi davranışta bulunacağına karar vermesine yetmez oldu. Bu yetmezlik durumu felsefenin içinden psikolojinin ve sonrasında psikoterapinin doğmasına neden oldu. Psikolojinin kabaca söylersek insanın düşünce, duygu ve davranışlarını anlamaya yönelik bir bilim olduğunu kabul edersek, psikoterapinin de düşünce, duygu ve davranış üçlüsündeki bireyin kendisine ve ilişkilerine zarar veren sapmaların anlaşılıp mümkünse düzeltilmesi çabası olduğunu söyleyebiliriz.
İnsan aklı o kadar hazırlıksızdı ki birey olmaya; sayısız sorun, aşılması gereken dağ gibi engeller, verilmesi gereken kararlar, atılması gereken adımlar karşısında donup kaldı. Hem kendi üzerinde egemenliği olan tek kişi olmayı arzu ediyordu artık hem de toplumsal uyum duygusuna ihtiyaç duymaya devam ediyordu. Bunu nasıl yapacağını bilemez bir hale gelmişti. Özellikle de Endüstri Devrimi’nin ardından büyük ailelerin hızla dağılması ve ‘anne-baba-çocuk(lar)tan oluşan çekirdek ailenin tek başına kalmasıyla, tecrübeli aile büyüklerinin tavsiye ve yönlendirmelerinden de mahrum kalınması sonrasında, bu bilinmezlik çaresizlik boyutuna geldi. Her türlü ilişki sorunu, çalışma koşullarının ağırlığı, değişen yaşam koşulları mutsuzluğu ve acıyı, onlar da ruhsal bozuklukları doğurdu. Sonra da biz psikiyatrlar bunları depresyon, anksiyete, fobi, takıntı vs. olarak adlandırdık.
Bu sorunların çeşitlenmesi gibi, bu sorunları açıklama ve onlarla başa çıkma yöntemleri de çeşitlendikçe çeşitlendi. İnsan ruhu laboratuvara sokulamadığı için de doğabilimciler açısından hep bir kuşku oldu psikolojinin, psikoterapinin anlama, açıklama çabası üzerinde. Bununla başa çıkmak için sinirbilimi hızlı ilerlemesine bel bağlayıp insan ruhunun biricikliğini gözden kaçırmaya başlasa da modern psikoloji ve felsefeden belirgin bir kopuş yaşasa da son yıllarda psikolojiyi, sinirbilimi ve felsefeyi bir araya getirmeye ve entegratif bir yöntem izlemeye çalışanların sayısı gitgide artıyor.
100 küsur yıllık psikoloji tarihinde insan ruhunun karanlık dehlizlerini aydınlatmaya çalışan birçok insan çıktı. Psikoterapist ve yazar Sarah Tomley bu ufuk açıcı insanların, gündelik yaşamın sorunlarına olduğu kadar, kadim sorulara da ne yanıtlar verebileceğini, bize nasıl yol gösterebileceklerini anlatıyor ‘Freud Bu İşe Ne Derdi?’ adlı kitabında. Freud’un kitabın başlığında olması çok normal, çünkü insanın kendini anlama çabasına ondan daha önemli katkıda bulunan hiç kimse yok. Ama tabii ki ve neyse ki Freud tek değil ve kitapta bu insanların psikolojinin gelişimine ne gibi katkılarda bulunduğunu da genel hatlarıyla da olsa öğrenme fırsatı buluyor okur.
İş Bankası Yayınları’nın özenli baskısı ve çevirisiyle psikoloji gibi hem zor hem de son yıllarda herkesin ciddiyetle merak etmeye başladığı bir bilim dalına gülümseyerek yaklaşmasını sağlıyor kitap okurun. Davranışlarımız, gündelik hayatımız, insanlarla ilişkilerimiz, bizi rahatsız eden duygularımız, neden kilo veremediğimiz, neden doğru erkeği/kadını bulamadığımız hakkında psikoloji tarihindeki en önemli insanları konuşturuyor Tomley. Böylece hem psikoterapi tarihinde kısa bir yolculuğa çıkarıyor okuru hem de kitapçı raflarını kanser gibi sarmış ‘kişisel gelişim kitapları’ arasından sıyrılan bir yol gösterici kitap hüviyetine bürünüyor.
Tomley kitapta hem farklı terapi ekollerini temsil eden terapistlerin hayata yaklaşım biçimlerini anlatıyor hem de gündelik sorunlarla farklı terapi ekollerinin nasıl bir başa çıkma yöntemi getirdiğini gösteriyor. Bireysel ve sosyal olarak beş önemli hayat alanında farklı örnekler üzerinde duruyor. Farklı psikoterapi ekollerinden 80 önemli terapistin hayata ve sorunlara nasıl yaklaştığını anlatırken, bu sorunların insanın içinde köken aldığı o bilinmeze biraz daha aşina olmasını sağlıyor okurun.
Hayatın yalnızca psikolojiyle açıklanamayacak kadar basit olmadığını göz önünde bulundurarak, öte yandan Melih Cevdet Anday’ın o güzel dizelerinde söylediği gibi, “Hayatın bütün zorluğu çok basit olmasında” gerçeği unutulmadan okumalı elbette ‘Freud Bu İşe Ne Derdi?’yi...

FREUD BU İŞE 

Ruhun labirentlerinde yolculuk...

NE DERDİ?
EN MUHTEŞEM PSİKOTERAPİSTLER
GÜNDELİK SORUNLARINIZI NASIL ÇÖZERLER
Sarah Tomley
Çeviren: Devrim Çetinkasap
İş Kültür Yayınları, 2017
192 sayfa, 32 TL.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!