GeriKitap Sanat Ömer Seyfettin öyküleri çocuklara uygun mu?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ömer Seyfettin öyküleri çocuklara uygun mu?

Ömer Seyfettin öyküleri çocuklara uygun mu?
Abone Olgoogle-news

Türk edebiyatının önde gelen hikâye yazarlarından biri olan Ömer Seyfettin, Türkçede sadeleşmenin savunucularındandı. Yalın anlatımı nedeniyle de kitapları çocuklar tarafından da kolayca okunabiliyor. Ama son zamanlarda sosyal medyada öykülerinin çocuklarda travmaya neden olabilecek şiddet öğeleri içerdiğine ilişkin pek çok yorum yapılıyor. Uzmanlar ve yayıncılar bu iddiaları Hürriyet’e değerlendirdi:

KİTAPLARINI ÇOCUKLAR İÇİN KALEME ALMADI

Timaş Çocuk Grubu Yayın Koordinatörü Tülay Öncü: Ömer Seyfettin, eserlerini yangın yerine dönmüş bir coğrafyada, millî bir bilinç kazandırabilmek amacıyla kaleme almış bir yazar. O, Türkçeyi yabancı etkilerden kurtarma konusunda öncü bir kişilikti. Eserlerini, çocuklar için kaleme almasa da dilinin sadeliği, kahramanlarının bir kısmının çocuk olması, bir kısmını tarihsel kişilikler arasından seçmesi onun çocuk edebiyatçısı olarak bilinmesine sebep oldu. “Bomba”, “Primo Türk Çocuğu” gibi eserleri ya da “Diyet” eseri ve diğer birkaç eseri çocuklar için sakıncalı olarak görülebilir. Çünkü bu kitaplar gerçekten ilkokul çocuğunun anlam vermekte zorlanacağı konular içermekte. Çocukların ruh dünyasını etkileyebilir. Bu durumu “çocuğun psikolojisini bozduğu görüşüne” dayanılarak değil, Ömer Seyfettin’in bu eserleri bir halkı bilinçlendirmek için yazdığını, aslında çocuğu düşünerek yazmadığını kabul ederek değiştirmeliyiz.

YAŞADIĞI OLAYLAR ÖYKÜLERİNE YANSIDI

Martı Çocuk Yayınları editörü Erkan Küçük: Ömer Seyfettin ulusçuluk ideolojisi nedeniyle Osmanlı’nın karışıklık içinde olduğu, savaşların, katliamların yaşandığı bir dönemde, bu olanlara asker olarak tanıklık etmiş bir yazardı. Yazdıklarında gündelik hayattaki tanıklıklarının etkisiyle şiddet unsuru belirgin. Eserlerinin çocuk yayınları içinde değerlendirmesinin sebebini, Türk Milli Eğitim organlarının eserlerindeki milliyetçi ve ahlaki söylemin çocukların eğitimi ve ideolojik dönüşümü için kullanışlı bir araç olarak görmeleri olduğunu düşünüyorum. Öte yandan yazarın dilinin sadeliği de etken olmuştur. Ancak tüm Ömer Seyfettin öyküleri için bu şiddet eleştirisi geçerli değil. Çocukların gelişiminde pedagojik olarak sıkıntı yaşatmayacak, onların dil gelişimini destekleyen metinlerin tercih edilmesinden yanayım.

TEK KALEMDE SİLİP ATMAK HADSİZLİK

Çocuk kitapları yazarı Gülten Dayıoğlu: Söz konusu Ömer Seyfettin kitapları olduğunda ‘çocukların psikolojisini olumlu ya da olumsuz etkiler’ diyerek tek kalemde kestirip atmak hadsizlik olur. Bu kitapların bazılarında gerçekten yaşanmış şiddet ögeleri yer almaktadır. Bu ögeleri kapsayan kitapların çocuklara erişimi denetim altında olmalı. Ömer Seyfettin’in kahramanlık öyküleri içeren kitapları bizde vatan sevgisinin oluşmasında etkili olmuştur.

RUH DÜNYALARINI SARSABİLİR

Psikolog yazar Leyla Navaro: Bir dönem öncesine ait değerler ve bakış açıları var kitaplarında. Toplumsal cinsiyet rolleri çok belirgin. Tabii ki o zamana ait görüşlerdi bunlar. Tüm bunlar değişti. Ama şimdi bunları çocuk kitabı olarak okutunca bu kalıplar kodlanır. Doğrunun bu olduğuna dair yanlış düşüncelere yol açar ve kırılganlıklar oluşur. Çocukları kurbanlaştırma algısı da var bazı kitaplarda. Çocuğun iç dünyası ve ruhsal durumunu sarsar.

BAZI ÖYKÜLERİ RAHATSIZ EDİCİ

Boğaziçi Ün. Türk Dili ve edebiyatı Öğretim üyesi Nüket Esen: Ömer Seyfettin’in bazı kitapları çocuklar için rahatsız edici ve zararlı. Bence çok politik bir yazar ve çocukların okuması doğru değil. Sadece küçük çocuk değil, 18 yaşına kadar gençlerin bile bu boyutta şiddet ve cinselliğin bir arada kullanıldığı öyküleri okumasının psikolojik açıdan zararlı olduğunu düşünüyorum. Okul kitaplarında da olmamalı. Birkaç hikâyesi seçilip verilebilir belki ama örneğin ben ‘Beyaz Lale’yi ortaokulda okumuştum ve paniğe kapılmıştım. 

BİR SAVAŞ VE EDEBİYAT NEFERİ

İhsan Yılmaz yazdı: "Evet, İtalya Muharebesi, Balkan Muharebesi... Ben Yanya Kalesi’nde esir oldum. Yunanistan’da bir seneden ziyade esirlik... İstanbul’a gelip kendimi toplamaya başlayacağım zaman annemin ölümü... Sonra Cihan Harbi... İşte dört senedir bu felaketli harbin müthiş buhranı içindeyiz. Yarım okka ekmek otuz kuruşa satılırken, kim edebiyatla uğraşabilir? Ama ben uğraştım.”

Bugün hikâyelerinin çocuklara okutulup okutulmaması üzerine bir tartışmanın yapıldığı Ömer Seyfettin bu cümlelerle özetliyor hayatını. Hatta iki kelimede de özetlenebilir hayatı, Behçet Necatigil’in ‘Kitaplarda Ölmek’ şiirinde dediği gibi. “Adı, soyadı/Açılır parantez/Doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl, bitti/Kapanır parantez.”

Ömer Seyfettin için (1884-1929) şeklinde açılıp kapanan an, o hayat parantezinin içindeki ‘çizgi’de yazan iki kelime ‘savaş ve edebiyat’tı. Bir yazarın edebiyatını değerlendirmek için dönemini ve içinde yaşadığı koşulları göz önünde bulundurmak gerekir.

140’A YAKIN HİKÂYE ŞİİR VE DENEME

Parçalanan bir imparatorluğu kurtarmak için cepheden cepheye koşan bir ordunun neferiydi o. Eserlerini bu ruh halinde kaleme aldı. Milli bir edebiyatın oluşması için önce milli lisanın gerekliliğini savundu. Türkçülük akımının içinde savaş veren bir ülkücüydü. Hakkında en kapsamlı biyografiyi kaleme alan Tahir Alangu, kitabına onun bu yönünü vurgulamak için ‘Ülkücü Bir Yazarın Romanı’ adını verecekti.

1884’te Gönen’de doğan Ömer Seyfettin, askeri okullarda eğitim görmüş, savaşlara katılıp esir düşmüş, sonrasında ise Kabataş Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yapmıştı. 6 Mart 1920’de, henüz 36 yaşında hayata veda ettiğinde arkasında 140’a yakın hikâye, şiir ve deneme bıraktı. Konularını gündelik hayattan, çocukluk ve askerlik anılarından, tarihten, halk hikâyelerinden ve efsanelerden aldı. Savaşın bütün şiddetiyle yaşandığı, cephelerden şehit haberlerinin geldiği, kolunu, bacağını kaybetmiş gazilerin toplum içinde iyice görünür olduğu bir dönemde onun bütün bunlara gözünü kapaması düşünülemezdi. 

MİLLİ BİR EDEBİYATI VE LİSANI SAVUNDU

Arkadaşları Ali Canip ve Ziya Gökalp’le Selanik’te çıkardıkları ‘Genç Kalemler’ ve daha sonra Ziya Gökalp’in 1. Dünya Savaşı yıllarında çıkarmaya başladığı Yeni Mecmua’da yayımladığı hikâyelerinde ‘Yeni Lisan’ davasını ileriye sürdü. Dilde sadeleşmenin en önemli savunucularındandı ve yazdıklarıyla bunun örneğini verdi.

Diğer yandan bir eğitimciydi. Öyküleri, gerek işlediği konular, gerek dil ve üslup bakımından her yaşa ve toplumun her kesimine hitap ediyordu.

Ortak toplum değerlerini savundu, idealler sundu. Eserlerinin eğitim amaçlı okunmasında ve tavsiye edilmesinde de bunun çok önemi vardı. Döneminin roman yazma geleneği dışında kalmış ‘küçük hikâye’ türünün gelişmesini ve yaygınlaşmasını sağlamıştı. Böylesine sevilmesinin, okunmasının şifreleri de buralarda ve oldukça açık değil mi?

False