GeriKitap Sanat Ölmez ağacı dile gelseydi...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ölmez ağacı dile gelseydi...

Ölmez ağacı dile gelseydi...
Françoise Colombani
Abone Olgoogle-news

Şafak Okdemir’in “Kahramanlar hayal ürünü olsa da hikâye edilen olayların gerçekte yaşandığı” notunu düştüğü ve tek bir sabahı beş ayrı kişinin ağzından beş ayrı öyküyle anlatan ‘Nice Nine’nin Zeytini’ ağaç katliamlarını akla getiriyor.

Soma’nın Yırca Köyü’nde kurulması planlanan termik santral için sabaha karşı binlerce zeytin ağacının kesilmesinin üzerinden altı yıl geçtiğine inanmak zor. İş makinelerinin önüne yatan köylülerin mücadelesi ve yakarışları dün yaşanmış gibi. Olanı biteni bir köylünün o kısacık, yakıcı cümlesi özetliyordu: “Kesilecek ağaç kalmadı!”
Şafak Okdemir’in “Kahramanlar hayal ürünü olsa da hikâye edilen olayların gerçekte yaşandığı” notunu düştüğü ve tek bir sabahı beş ayrı kişinin ağzından beş ayrı öyküyle anlatan ‘Nice Nine’nin Zeytini’ benzer birçok ağaç katliamıyla birlikte o sabah yaşananları akla getiriyor.
İlk olarak “Bu sabah öldüm ben, oysa bir adım da ölmez ağacı” diyen zeytin ağacı alıyor sözü. Tanrıça Athena’nın sonsuz hayatın ve bereketin sembolü zeytin ağacını insanlara hediye ettiğini, bin yıllarca onun ölümsüz olduğuna inanmış insanoğluyla arasındaki güçlü bağı anlattıktan sonra makinelerin korkunç gürültüleriyle uyandığı o sabaha geliyor. Kelimelere dökmek o kadar zor ki bu bölümü, ancak şu kadarı söylenebilir; kökünden sökülmüş yerde yatan bir ağaç dile gelseydi de hissettiklerimiz bundan farklı olmayacaktı.
Ağaçtan sonra kepçe operatörü ve ardından uğruna ağaçların kesildiği santral şirketinde çalışan mühendis anlatıyor o yakıcı sabahı. Zeytin masallarıyla büyümüş, köylülerin mücadelesine tanık, komşu köyün çocuğu olan kepçe operatörü, “Ben olmasam da yapacaklardı” bahanesinin ardına sığınıyor. Aynı bahaneyi ileride bir zeytinlik alma hayalleriyle, çocukları doğada büyüsün diye oralara gelmiş mühendisten de duyuyoruz. Kendini kandırmaktan başka işe yaramayan sahte bir vicdan muhasebesiyle bu katliama ortak oluyor ikisi de.
Bir tepeye çıkıp uzaktan köyü izleyen mühendisi köylülerin acısıyla, anasının yüzüne bakamayacağı için evine dönemeyen operatörü utancıyla baş başa bırakarak Nice Nine’ye kulak veriyoruz. Bize o sabahı anlatan ağaç da dahil bir sürü zeytin ağacı dikmiş Nice Nine. Daha çocukken vatanından göç etmek zorunda kaldığında en çok kovuğuna sığınıp masallarını dinlediği ağacından ayrılacağına üzülmüş ve onun bir dalını yanına alıp şimdiki yurduna dikmiş. “Ölmez ağaçlarımı koruyamadım” diye ağlıyor köyün diğer nineleri, dedeleriyle birlikte. Son sözü zeytin ağaçlarını kaybetmekle bereketten, şifadan başka daha neleri kaybettiğimizi anlatıyor: “Bundan böyle torunlarıma ne masalı anlatırım ben?”
Son olarak Nice Nine’nin torunu, adını Tanrıça Athena’dan alan Asena’ya geçiyor söz. Asena, ninesinin çocukken kovuğunda hayaller kurduğu zeytin ağacını görmek, ninesinin yemenisini dalına bağlamak için köyden çok uzakta, Girit Adası’nda o sabah. Henüz olanlardan habersiz, dünyanın en yaşlı zeytin ağacına sarılarak düşünüyor; tarihteki hangi krallardan, peygamberlerden ya da filozoflardan yüzlerce yıl önce yaşamaya başlamıştı bu ağaç?
Şafak Okdemir kalplere işleyecek bir hikâye anlatırken masalsız ve ağaçsız kalmamak için sormamız gereken o can alıcı soruyu işaret ediyor: Dünyanın gerçek sahipleri kim?

NİCE NİNE’NİN ZEYTİNİ Ölmez ağacı dile gelseydi...
Şafak Okdemir
Çınar Yayınları, 2020
67 sayfa, 18 TL.

False