GeriKitap Sanat ‘Mücevherden çöpe tüm bilgiler üstümüze yığılırken sınır vicdanımızda’
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Mücevherden çöpe tüm bilgiler üstümüze yığılırken sınır vicdanımızda’

‘Mücevherden çöpe tüm bilgiler üstümüze yığılırken sınır vicdanımızda’
Sevgi Saygı

Sevgi Saygı, yeni kitabı ‘Turne Dedektifleri’nde kimi zaman büyük bir gürültünün içerisinden cılız bir sesi daha net duyabilmemiz için çekip çıkarıyor kimi zaman da bireyin konumu ve etkileşimi üzerine düşünmeye çağırıyor. “Merak uyandıran her iyi metin, kitap, isterse hiç ilginizi çekmeyen bir konuda yazılmış olsun, sizi içine çekmeyi başarır” diyen Saygı ile ‘Turne Dedektifleri’nden yola çıkarak çocuk edebiyatının bir sınırı olup olmadığını, iyi polisiye metin yazmayı, bu çağın bireydeki yansımalarını konuştuk.

Turne Dedektifleri’ ustalıkla kurgulanmış bir roman. İyi yazılmış polisiye romanlar ve öyküler, yaşı kaç olursa olsun okuru daha mı hızlı içine çekiyor?
Merak uyandıran her iyi metin, kitap, isterse hiç ilginizi çekmeyen bir konuda yazılmış olsun sizi içine çekmeyi başarır. İyi polisiye yazarları okuyucuyu ilk sayfalarda yakalar genellikle. Önemli olan o merakı diri tutmak. Polisiyelerin avantajı suçluyu bulma heyecanı denebilir ya da katil baştan belliyse nasıl yakalanacağı... Tabii ki bunlar tek gerekçe olamaz. Truman Capote’nin ‘Soğukkanlılıkla’ romanı, sonunu bildiğimiz bir olayı anlatır. Yine de elinizden bırakamazsınız. Çünkü suçluların ruh halini, yaşamını merak etmenizi sağlar yazar. Hız konusunda haklısınız, iyi polisiye yazarları bu konuda ustalar.

Aynı eksende, Fırat yazmaya çalıştığı polisiye türündeki tiyatro oyununda çocuklar için yazılacak metinde neleri kullanıp neleri kullanamayacağını ölçüp tartıyor uzun uzun. Roman da aynı noktada sanki Fırat’ın düşüncelerini denk kabul ediyor. Bu açıdan, sizce çocuk ve gençlik edebiyatının malzemesinin sınırları nerede başlayıp nerede bitiyor? Bir sınırdan söz edebilir miyiz?
Yazar olarak bu konuda ikilemdeyim. Sınır olmalı mı olmamalı mı? Eğer o sınırı uyguluyorsak, çocuk edebiyatından söz edebiliriz. Hayır, kaldırırsak, çocuk edebiyatı-yetişkin edebiyatı gibi bir sınıflandırmayı da kaldırmamız gerekir. Polisiye okumaya çocuk yaşlarda başladım. Annemin kütüphanesine dadanmıştım. Kimse engel olmadı. Okuduğum kitaplarda cinayetler vardı, ne korktum ne de katil olmayı düşledim. Ben sınırsızlıktan mutluydum. Günümüzde çocuklar çok fazla korunup çok fazla şiddete maruz kalıyor. Bunun açıklaması var mı?
Hem şiddet görüyor hem şiddet gösteriyor çocuklar. Buna okudukları kitapların neden olduğunu sanmıyorum. Nedeni yalnızlık olmasın? Bunun yanıtı psikologların, sosyologların araştırmalarından sonra ortaya çıkacak sanırım. Ama onların da bilgilerini tazelemeleri gerektiğine inanıyorum. Çünkü dünya artık onlara öğretilenden daha farklı. 1930’larda yaşamış ve birtakım rüyaları açıklamış olanların gözlemleri, günümüzü açıklayamaz. Değişmeyen insan huyları var, bu kesin. Hırs, iktidar hevesi, güç gösterileri… Amaçlar değil ama, araçlar değişti. Biraz daha uyanık olmamızda yarar var. Artık internet çağındayız. Matbaanın bulunuşu dünyayı nasıl değiştirdiyse, dijital çağ da aynı etkiyi yaptı. Şiddetin biçimini de değiştiriyor her buluş. Mücevherden çöp olanına dek tüm bilgiler üstümüze yığılırken, sınır nerede? Sadece vicdanımızda sanırım. Danışmamız gereken tek yer.

HAYAT HEM ÇOK CİDDİ HEM ÇOK KOMİK

Muhakkak ki romanın dilini de konuşmak gerekiyor, ince bir kıkırdayış içeren neşeli bir dili var. ‘Turne Dedektifleri’ çoğu çocuk romanından dilin kullanımı açısından ayrılır, bu konuda neler söylemek istersiniz?
Bütün kitaplarımda aynı dilin olduğunu söyleyebilirim. Hayatı çok ciddiye alıyorum aslında. Aynı ciddiyette yaşamak mümkün değil. Sürekli öfkeli, acı çeker bir halde yaşamayı kimse istemez. Hayat hem çok ciddi hem içinde barındığı saçmalıklarla çok komik. Bu dilime de yansıyor ister istemez. Yaşamanın ve direnmenin en güzel yolu, gülmek. Hayatın içinde olan hiçbir duyguyu es geçmemek gerekiyor. Yeri geldiğinde bağıra çağıra ağlayabilir insan, aynı şiddette de gülebilmeli. Her şey karşıtıyla var. İnsanın, gülümseyerek baktığı yanlışı daha kolay ve etkili biçimde değiştirebileceğine inanıyorum.

Romanda cinsiyet ayrımcılığından gündelik meselelerdeki zarafete kadar her mesele Fırat’ın ince zekasından geçerek anlatılıyor. Fırat’ın ve/ya diğerlerinin, kendilerinden önceki kuşaktan birkaç adım ileriyi daha erken yaşlarda deneyimlemeleri nasıl sonuçları beraberinde getiriyor?
Umarım, daha duyarlı ve aklı başında bir dünyayı tasarlayan nesil olurlar. Doğayı, bilimi, sanatı es geçmeyen, sadece günü değil, sadece kendini değil, bütünü kucaklayan… Masal gibi oldu. Masal gibi olsa keşke.

Yetişkinlerin, gençlerin ve çocukların ortaklaştığı en belirgin gerçeklerden biri aşk oluyor roman boyunca diyebiliriz miyiz? Hatta yalnızca aşk ekseninde değil, bütünsel anlamda sevmek ve sevilmek hevesi herkesi güzel bir noktada eşitliyor mu?
Sevmek hiçbir şeyi eşitlemez bence... Hayatı daha çekilir hale getirse, daha ne ister insan? Bu anlamda Fırat’ın aşkı çok mutlu değildi. İki tarafın birbirini yıpratmasıyla sonuçlandı. Önemli olan, sevmekten vazgeçmemek. Fırat, arkadaş, kardeş sevgisi ve yazma tutkusuyla bunu başardı. Mümkün olduğunu gösterebildiysem ne mutlu bana.

Fırat’ın ailesinin sanat merkezli bir hayatı oluşundan kaynaklı olarak insana, hayata, doğaya bakışı son derece olgun. Kimi zaman çocukların da birey olduğunu unutup onların taşıyabilecekleri olgun düşünceleri kabullenmekte zorlanıyor muyuz dersiniz?
Aynı sorun yetişkinlere davranışlarımızda da var. Sorun, birey olmakla ve bir topluluğa ait olma arasındaki dengeyi kuramamak sanırım. Ait olunan topluluğa teslim olmak her şeyi kolaylaştırıyor. Çocuklar büyürken, eskinin kalıplarına sığınılıyor. “Annem-babam böyle yaptı. Demek ki doğru olan bu.” Oysa yetişkin, kendi çocukluğuna dönüp, hayatındaki eksiklikleri düşünse, doğru davranışa daha çabuk ulaşır. Araştırır. Herkesin aynı eğitimi alması mümkün olmasa bile, ailenin eksik bıraktıklarını öğretmenler ve eğitim programları tamamlayabilir. Asıl tavır değişikliği eğitim öğretim alanında olmalı diye düşünüyorum. Çocukların bilgi, merak, özgürlük, açlığını doyuracak yeni düzenlemelere ihtiyaç var.

KADINLAR AYAĞA KALKTIĞINDA DÜNYA ALIŞAGELDİĞİMİZ DÜNYA OLMAYACAK

Can’ın annesi, Metin’in annesi, hatta Fırat’ın annesi ve anneannesi üzerinden annelik ve annenin rolü üzerine de düşünmeye çağırıyor roman, fısıltıyla. Anneler konuşmaya başladığında veya susmayı tercih ettiğinde büyük değişimlerin yaşandığından bahsedebilir miyiz?
Dünya nüfusunun yarısından söz ediyoruz kadın derken. Günümüzde dünyanın yarısının çok az yüzdesi -ne mutlu ki, sayıları giderek çoğalıyor- konuşuyor, talep ediyor, karşı çıkıyor. Ama büyük çoğunluk hâlâ kaderine razı olarak yapılanları sineye çekiyor, çekmek zorunda sanıyor. Hepsi ayağa kalktığında dünya artık alışageldiğimiz dünya olmayacak. İnsanlar eşitliği öğrenmek zorunda.

Romanın bir yerinde geçen ve yanıtlanmayan bir soruyu röportajın son sorusu olarak size yöneltmek isterim izninizle: “Görünmek… (bu çağda) neden bu kadar önemli?”
Bu çağa özgü olduğunu düşünmüyorum. Dünyasal bir fenomen. Doğa bile aynı olayı kullanıyor. Arıları üzerine çekmek isteyen çiçekler renklerini, kokularını cazip hale getiriyor. İktidar ya da güç sahipleri kırmızı, mor kaftanlara, mücevherlere bürünüyor. Antik dönemden kalma makyaj malzemeleri, mezarlarda peruklar bulunuyorsa, yaban dünyayla benzerlikleri ve özlemleri aynı demektir. Görünmek. Şimdi daha kolay. Belki de görünmenin önemi, insanların unutmaya yatkın olmasıdır. Ne demişler, gözden ırak olan gönülden de ıraktır.

TURNE DEDEKTİFLERİ  ‘Mücevherden çöpe tüm bilgiler üstümüze yığılırken sınır vicdanımızda’
Sevgi Saygı
Günışığı Kitaplığı, 2019
200 sayfa, 22 TL.

False