GeriKitap Sanat Mimar Sinan abidesinin yıkılışı!
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Mimar Sinan abidesinin yıkılışı!

Mimar Sinan abidesinin yıkılışı!
Abone Olgoogle-news

Uğur Tanyeli, ‘Mimar Sinan, Tarihsel ve Muhayyel’de eleştirel akılla, doğru yanlış demeden, seviyeyi yüksek tutarak bir ‘inşa’ faaliyetine girişiyor; Sinan’ın mimarlığı ve çağını keşfini amaçlarken onun bir kültürel imge olarak icadını tarihselleştirmeye çalışıyor. Türkiye’de belki de ilk kez, Mimar Sinan bu denli oylumlu ve bağlamlı bir araştırmanın merkezine oturuyor.

Bir mimar ve mimarlık tarihçisi için ‘yıkım’ fiziki altüst oluşu değil, bir yeniden kurmayı da ifade eder. Zaten ‘Yıkarak Yapmak’ adıyla bir kitap kurmuştur vaktiyle çoktan. 2020’nin bunca ‘yıkım’ içinde kurmaya aday sürprizi Uğur Tanyeli’den geldi. Mimar Sinan ve 16. yüzyıl Osmanlı dünyasına odaklanarak, kendimizi, dünden bugüne yaptığımız kültür ve düşünce tartışmalarını, keskin kanaatlerimizi eleştirel bir yöntemle yeniden gözden geçirmeyi önerdi. Üç ana bölümde, gerçek Sinan’ın kim olabileceği sorusu/sorunsalı üzerinden mimari, kültür, tarih ve düşünce dünyamızın eskimeyen meselelerine dikkat çekti. Kaynakça ve indeks dahil 538 sayfa boyunca bir mimarın düşünme, araştırma, sorma ve sorgulama çilesine tanıklık ediyoruz. Sinan’ın mimarlığı ve çağını keşfini amaçlarken onun bir kültürel imge olarak icadını tarihselleştirmeye çalışıyor ‘Mimar Sinan, Tarihsel ve Muhayyel’de.
Tarih çalışmasında belgesizlik büyük sorundur. Belgeye değil siyasal ve psikolojik hükümlere bağlı yargılar bu sorunu daha da büyütür. Tarihsel, kültürel ve ideolojik gerekçelerle kendi gerçekliğinden daha da koparılıp adeta efsanelerle kutsallaştırılmış bir özneye yoğunlaştığınızda çıkmazlara düşersiniz. Bu ancak Tanyeli’nin ‘çoğul bağlamla’ düşünmek dediği yöntemle bir nebze aşılabilir. Böylece ‘hiçbir tarihsel olgunun hiçbir toplumda güncel bir tarihçinin ve okurun göğsünü iftiharla kabartmadığı’ görülecektir. Normalleşmek, olguya ve şahsa gerçek bağlamında yaklaşmak şarttır. Bir Sinan biyografisi değil eldeki yaptığı Tanyeli’nin. ‘Sinan yapılarının kronolojik, tematik veya üslupsal bir değerlendirmesi de değil.’ Temelinde ‘uluslaşma’ esprisi yatan kültürel icatları, ‘mikro kuramlar’ ve ‘mikro tarih yazımı’yla, ‘olağanlaşmanın’ içinde değerlendirme önerisi. Aksi halde Sinan dahil her tür tarihsel gerçeklikten kopuş ve ‘tarihsel kişilikleri kutsal kült nesneleri haline getirmek’ alışkanlığa dönüşür. Böylesi ortamlarda özgür tartışma ve her şeyi yerli yerine oturtma mümkün olmaz.

Osmanlı tarih yazıcılığında tekrarlanıp durulan paradigmalara çok yönlü eleştiriler getiriyor Uğur Tanyeli. Osmanlı’nın kuruluş, yükseliş ve çöküş söylemi ne kadar bilimsel değilse, Evliya Çelebi’nin Sinan için ürettiği ‘çıraklık, kalfalık ve ustalık’ nitelemesi de problemlidir mesela. Kaldı ki ‘Batı’da varsa bizde de var’ yaklaşımı, kompleks içermekle kalmaz, ‘Osmanlı olgunluk dönemini olgun bir mimarla taçlandırma gibi biyolojik- analojik açıklama da anlamlı’ bulunmaz. ‘Sayısız aktörün katıldığı yapı üretim sürecini tek bir aktörün becerisiyle açıklamak, okunmaya değmez bir öykü olmaktan’ sıyrılamaz. Hem Osmanlı’nın yükselişi hem de Sinan’ın doğuşu çoklu bağlam içinde düşünüldüğünde bir yığın problemi de doğurur. Bu problemlerin ne olduğuna cesaretle eğilmek gerekir.

Neden ve nasıl böyle oluyor? Bizde ve Batı’da Sinan ve Osmanlı hakkında yapılmış pek çok çalışmaya atıf yapıyor Tanyeli. Onları bir bir elekten geçiriyor. Efsanelere, popüler anlatılara bakıyor. Osmanlı epistemik sisteminin ‘göz merkezli’ yapısının mekân algısında doğurduğu sonuçları imliyor. Geride yazılı pek iz kalmamasını da buna bağlayan Uğur Tanyeli, bir süreklilik ve merkezi otoriteye bağlılık/bağımlılığı düşünce ve sanat açısından irdeliyor. Osmanlı dünyasının zihinsel arkaplanını, ‘Kadimisi üzre a’mel oluna, mazmun, şarih, nizam-ı din ü devlet ve intizam-ı ahval-ı memleket, zaman vb’ kavram ve ifadeleri yorumlayarak açmaya çalışıyor. Ona göre değişime değil mevcudu korumaya, onun içinde yol almaya ayarlıdır bu zihniyet. Sinan da devrimci değil süreğin bir parçasıdır bu durumda. Kapitalizmin yeşerdiği dönemin dışında, Osmanlı’da ‘paranın, yeniden üleşim işlevi’ gördüğünü, dolayısıyla ‘hayır etkinlikleri ve onların ayrılmaz bileşeni olan mimari içerikli harcamaların da kişisel tercihten öte ekonomik bir zorunluluk’ olduğunu söylüyor Uğur Tanyeli. Türkiye’de belki de ilk kez, Mimar Sinan bu denli oylumlu ve bağlamlı bir araştırmanın merkezine oturuyor. Mimarlık tarihi, tarih, felsefe, kültür, edebiyat, iktisat tarihi eleştirel akılla, doğru yanlış demeden, seviyeyi yüksek tutarak bir ‘inşa’ faaliyeti olarak önümüze konuyor. Önermek ondan; düşünmek, tartışmak, kültür dünyasından.

Mimar Sinan abidesinin yıkılışıMİMAR SİNAN: TARİHSEL VE MUHAYYEL
Uğur Tanyeli,
Metis Yayınları, 2020
544 sayfa, 72 TL.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle