GeriKitap Sanat Köy Enstitülerinin mucizevi hikâyesi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Köy Enstitülerinin mucizevi hikâyesi

Köy Enstitülerinin mucizevi hikâyesi
Abone Olgoogle-news

Ömür Kurt, ’Karaca ve Mucizeler Köyü’nde yine tarihten ilham verici bir kesiti edebiyatla tatlandırarak çocuklara sunuyor ve onları Cumhuriyet tarihinin en önemli eğitim projelerinden biri olan Köy Enstitüleri ile tanıştırıyor.

Gazeteci yazar Ömür Kurt’un çocuklar için kaleme aldığı ‘Karaca’ serisi üçüncü kitabıyla okurları unutamayacakları bir tarihsel yolculuğa çıkarıyor. Serinin ilk iki kitabını okuyanlar Karadeniz’in küçük bir kasabasında yaşayan Karaca’yı yakından tanıyorlar. ‘Karaca ve Sihirli Orman’da küçük kızın ormanlık bir alanın yok edilmemesi için arkadaşlarıyla birlikte verdiği mücadeleye, ‘Karaca ve Yürüyen Köşk’te ise yine arkadaşlarıyla Yalova’ya yaptıkları bir okul gezisinde Atatürk’ün manevi evladı Sığırtmaç Mustafa ile tanışmalarına tanık olmuş, ulu bir çınar ağacının kesilmemesi için raylarla kaydırılan Yürüyen Köşk’ün gerçek hikâyesini dinlemiştik.
Ömür Kurt, ’Karaca ve Mucizeler Köyü’nde yine tarihten ilham verici bir kesiti edebiyatla tatlandırarak çocuklara sunuyor ve onları Cumhuriyet tarihinin en önemli eğitim projelerinden biri olan Köy Enstitüleri ile tanıştırıyor.
Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç öncülüğünde tamamen özgün bir eğitim modeli olarak kurulan Köy Enstitülerinin kısa ömürlerine rağmen ülke tarihinde derin izler bıraktığı, yıllarca tartışmalara, kitaplara, tezlere konu olduğu bilinir. Peki neydi bu okulların sırrı?

Ömür Kurt, ‘Karaca ve Mucizeler Köyü’nde bu sorunun cevabını veriyor aslında. Karaca’nın yıllarca Anadolu’nun dört bir köşesinde öğretmenlik yapmış olan dedesiyle ninesinin okul anıları Karaca ve arkadaşlarına olduğu gibi bizlere de inanılmaz geliyor. Halk oyunlarıyla başlayan, kitap okuma, tarlada çalışma, mandolin gibi derslerle süren bir okul günü düşünün. Bunların bir zamanlar gerçekten yaşandığını bilmek hüzünle karışık bir heyecan katıyor hikâyeye ve resimler, anılar eşliğinde adeta bir zaman tüneline giriyoruz.
Şükrü Dede ile Latife Nine’nin yaşadıkları evi, bağı bahçeyi çardağından çitine en ince ayrıntısına kadar kendilerinin yapması, nasıl bu kadar becerikli oldukları kasabada yıllardır bir merak konusu olagelmiş. Onların ayrı ayrı köylerde imkânsızlıklar içinde başlayıp Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde birleşerek devam eden hikâyeleri bu soruyu da Köy Enstitülerinin sırrını da aydınlatıyor. Bilim, sanat ve öğretmenlik eğitiminin yanı sıra tarımdan hayvancılığa, dikiş nakıştan marangozluğa pek çok ustalık becerisinin de denenerek, çalışılarak kazanıldığını öğreniyoruz enstitülerde. Bu yüzden de okul yemeklerini, kıyafetleri, hatta ve hatta binaları ve su kanallarını bile öğrenci ve öğretmenlerin hep birlikte yaptığını öğrendikten sonra bu okulların kapatıldığını duymak üzdüğü kadar sorgulamaya da itiyor insanı.
Karaca ve arkadaşları enstitülerin hikâyesini imrenerek dinlerken Şükrü Dede ve Latife Nine’nin o günleri nasıl özlemle andıkları da gözlerinden kaçmıyor elbet. Ve hemen düşünmeye koyuluyorlar; bu özlemi biraz olsun dindirmenin bir yolu olabilir mi acaba? Öyle bir yol ki, hem onlara enstitülerin eşsiz deneyimlerinden tattıracak hem de Şükrü Dede’yle Latife Nine’yi geçmiş günlere götürecek. Neden olmasın?

Köy Enstitülerinin mucizevi hikâyesiKARACA VE MUCİZELER KÖYÜ
Ömür Kurt
Resimleyen: Ümit Atalay
Doğan Egmont, 2019
92 sayfa, 24 TL.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle