GeriKitap Sanat Kendi çalıp oynayan şehir
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kendi çalıp oynayan şehir

Kendi çalıp oynayan şehir
Abone Olgoogle-news

Nevin Aladağ, 2017’de Venedik Bienali’ne katıldığı, Türkiye’de ilk kez Arter’de sergilenen video yerleştirmesi ‘İzler’de, müzik enstrümanları aracılığıyla, kişisel tarihinde ayrı bir yeri olan Stuttgart şehrinin portresini çiziyor. Eserde Aladağ, ‘Farklı seslere alan açabilir miyiz? Bunu sınırları belirlemeden, kuralları koymadan yapabilir miyiz?’ gibi hayli önemli toplumsal sorular soruyor.

İnsanlar olmadan bir şehrin sesi neye benzer? Sokakların normale nazaran tenha olduğu yasak günlerinde, şehrin en kalabalık mahallelerinde bile kuş cıvıltılarını veya uzaklardaki bir jeneratörün sesini duyarken, bu soruyu eminim sizin de kendinize sorduğunuz olmuştur.
Yeni normalin karşımıza dikilmesiyle beraber sanat kurumları da birer birer yeniden açılıyor. Arter de bu kurumlardan biri. Nevin Aladağ’ın ‘İzler’ (2015) adlı video yerleştirmesi de Arter’de sergilenen yapıtlar arasında.
‘İzler’, daha önce 2017 tarihli 57. Venedik Bienali’nde yer almıştı; Nevin Aladağ’ın Londra’daki Hayward Gallery’de süren kişisel sergisi kapsamında da sergilenmeye devam ediyor. Arter’in koleksiyonunda yer alan bu üç kanallı video yerleştirme, Türkiye’deki izleyiciyle ilk kez buluşuyor.
Nevin Aladağ, anlattığı hikâyelerde dolaylı bir dil kullanmayı tercih eden bir sanatçı. Yapıtlarında müzik ve dansın soyut diline sık sık başvuruyor. ‘İzler’ adlı yapıtında müzik enstrümanları aracılığıyla, çocukluğunu ve ilkgençliğini geçirdiği Stuttgart’ın portresini çıkarıyor. Yapıt şehirde yaşayan insanlar değil, şehrin kendisi hakkında. Altı küsur dakika süren bu hayli dinamik video boyunca hiç insan görmeyişimiz bu yüzden.

Eserde şehir, hem sahne rolünü üstleniyor hem de bu sahne üzerinde görevini icra eden müzisyenlerin rollerini. Akordeon, pan flüt, mızıka, keman, bendir, davul ve zil gibi klasik müzik enstrümanlarını görüp dinliyoruz; icracılar ise şehrin mimarisi, havası, suyu, toprağı. Şehrin kentsel ve doğal unsurları; yürüyüş yolu, üzüm bağı, ağaç, yağmur, sokak lambası, oyun parkı ve niceleri, bir orkestranın üyelerine dönüşüyor. Şehrin bu doğal ve yapay bileşenleri, müzik enstrümanları aracılığıyla dile geliyor. Şehir insanlar olmadan kendi sesini üretiyor; sokak kenarındaki lamba akordeon, çocuk parkındaki atlıkarınca keman çalıyor.
Videoyu izlerken acaba bir beste, takip edilen bir nota dizisi veya uyum yakalama arayışı var mı diye merak ettim; özellikle tahtadan yapılmış sallanan atların kafasındaki zilli teflerin yakaladığı ritm, bende böyle bir izlenim uyandırdı. Fakat Aladağ’ın üzerlerinde sınırlı kontrole sahip olduğu enstrümanlardan bazı bazı dökülen ahenk tamamen rastlantısal. Son derece kısa süren bu ahenk anları, zaten çok geçmeden yerini yine kakofoniye bırakıyor.

Aladağ’ın yapıtta klasik müzik enstrümanları kullanması da ayrıca önemli; çünkü böylece geleneği sekteye uğratıp yeni deneyimleri araştırmayı amaçlıyor. Özgün kurallara sadık kalınarak belirli repertuvarları çalmaya müsaade eden müzik enstrümanlarını alışılmışın dışında çalarak ortaya hayli önemli toplumsal sorular atıyor: Farklı seslere alan açabilir miyiz? Bunu sınırları belirlemeden, kuralları koymadan yapabilir miyiz? Ve yapacak olursak, bu sesleri dinleyecek miyiz?
Nevin Aladağ’ın ‘İzler’ adlı yapıtı, 23 Ağustos’a kadar Arter’de görülebilir.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle