GeriKitap Sanat ‘Kalem’ Meyhanesi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Kalem’ Meyhanesi

‘Kalem’ Meyhanesi
Mehmed Kemal
Abone Olgoogle-news

1940 Toplumcu Kuşağı, Attilâ İlhan’ın demesiyle ‘fedailer mangası’ndan Mehmed Kemal'in 'Pulsuz Tavla'sı tek Parti’den DP iktidarına geçiş döneminde hem kişisel hem de sol edebi ve siyasi çevrelerin anılarını taşıyor. Bir anılar resmigeçidi...

Mehmed Kemal, şair, gazeteci, romancı ama en çok da işsiz. Bu işsizlik mesailerinin birinde, biraz da bir arkadaşının kanına girmesiyle açar meyhaneyi. Onun meyhanesine de elbette ona benzeyenler, yani kalem erbabı gelecektir en çok, ‘Kalem’ koyar adını. Mehmed Kemal, 1940 Toplumcu Kuşağı, Attilâ İlhan’ın demesiyle ‘fedailer mangası’ndandır. ‘Acılı Kuşak’tandır (1968), o kitapta anlatır kuşağının şairlerini, acılarını.
h2o Kitap bir zamandır, benzersiz bir iş yapıyor ve İlhan Tarus’tan İrfan Yalçın’a, Peride Celal’den Mehmed Kemal’e, unutulmuş, unutturulmuş yazarların yapıtlarını ilgi çekici kapaklarla yeniden yayımlıyor. ‘Acılı Kuşak’ın yeni baskısını beklerken, ‘Pulsuz Tavla’ (h2o Kitap) romanını okudum. Tek Parti’den DP iktidarına geçiş döneminde hem kişisel hem de sol edebi ve siyasi çevrelerin anılarını taşıyor. Bir anılar resmigeçidi, portreler galerisi. Ayrıca bu nedenle de ilgiyle okudum.
Düşünsenize, borç harç açtıkları Kalem Meyhanesi’nin duvarlarına resim alıp asacak paraları yok. Yaratıcı bir fikirle, oraya gelen ressamları onurlandırıyorlar. Nasıl mı, duvarlara resim yaptırarak! Karşılığı ne olacak meyhanede, birkaç kadeh rakı, şarap elbette. Ressamlarsa Balaban, Duran Karaca, Orhan Peker...
Niyazi Akıncıoğlu, Celal Vardar, Fethi Giray, Suphi Taşhan gibi 40 Kuşağı’ndan şairler de müdavimlerden. Çetin Altan da epey anılıyor romanda. Mehmed Kemal, TİP’li oluş hikâyesini de Behice Boran, Rıza Kuas, Sadun Aren, Mehmet Ali Aybar arasındaki çekişmeler çevresinde anlatıyor.
‘Acılı Kuşak’ şairinden tatlı bir roman ‘Pulsuz Tavla’.

‘Kalem’ Meyhanesi


ÖĞLE RAKILARI
Buyurun içelim birer kadeh
Güzeldir öğle rakıları efendim
Unutulmaz
Bir kadından söz eder gibi
Utangaç, gizli yasak
Burası Arnavutköy efendim,
Eskiden ne güzel yerler vardı
Bir şilep geçiyor, bir tanker,
Bu Tarsus gemisi bizim
Karadeniz’den, seferden dönüyor
Sağlığa içelim, iyiliğe
Mutluluğa diyemem, dilim varmaz
Bugünlerde pek mutlu olanımız yok
(Mehmed Kemal, Öğle Rakıları, h2o Kitap, 2017)

HAYAT KALIR!
Çünkü ‘Her Şey Geçer’ (Çınar Yayınları)... Elif Türkölmez’i Radikal’de okurdum, kesip sakladığım yazıları çoktur. ‘Anne Kız, Harikasın’ (Çınar) öykülerini okuyunca da yeniden aklıma düştü. ‘Her Şey Geçer’, o yazılar değilmiş, ne gam, bunlar da başka bir iyilik, ferahlık, sevinç taşıyan yazılar. Diğerleri de yayımlanır, beklerim.
Adından da belli, sakin yazılar. Geçici. Gün geçer, rüzgâr geçer, deniz geçer, bulut geçer. Geçmeyen ne var? Yazılarda hem geçen hem geçmeyen iç içe, birbirinde saklı, birbirine emanet. Kınalı’dan Ege’ye. Nereden belli? Sözcüklerin rüzgârından, kokusundan, uğurundan ama daha da güzeli komşuluğundan. Hem kitabi hem tabii yazılar olması da bundan. Ağaçlara tırmanıyor, ot topluyor, şifa biriktiriyor, iyilik kaynatıyor, ahbaplık dağıtıyor, üşüyünce hırkaya sarınıyor, nefes oluyor, şan veriyor ortalığa, allanıp pullandığı da oluyor, gülüp oynadığı da...
Bunların hepsi Elif’in sözcükleri işte. Onları da otlar gibi toplamış, bitkiler gibi bakmış, çiçekler gibi koklamış ve lokma gibi hem dökmüş hem de dağıtıyor. Sokak lezzetleri kabilinden yazılar diyelim. Daha doğrusu yazının tadı tuzu. Adada topladığı otları eve getirmiş, onlardan ‘Dağçileği, hatmiçiçeği, iğde’ diye nefis bir yazı yapmış, tarifi de içinde. Bir kökçük hardalotu, deli kokan yabani lavanta, yaz tez gelsin diye oğulotu, çaylık kurutmaya rezene... Her derde deva değilse de, bazı anlara teselli niyetine de okunabilir, insan insana benzer, sevdiğimiz şeylerde de benzerlikler vardır diye de! Sızma zeytinyağından mülhem ‘sızma yazı’lar diye okudum, güze sakladım bu yazıları. Sızma yazdan sızma güze. ‘Her Şey Geçer’, bakmayın başlığa, hayat da geçer, yazı da, şiir de, aşk da... Hem bütün bunlar geçsin diye değil midir zaten? Geçicilik bilgisi. Ama insan geçicidir diye değil, yazı da, bilgi de, iyilik de başkasına geçsin diye. İnsan bu yazıları okuyunca öleceğine değil ama, ot, rüzgâr, yaprak filan olacağına inanıyor ya, öyleyse geçsin her şey!

‘Kalem’ Meyhanesi


False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle