GeriKitap Sanat Kahramanlık eski roman karakterlerinin işi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kahramanlık eski roman karakterlerinin işi

Kahramanlık eski roman karakterlerinin işi
Ayfer Tunç FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN / MASTÜDYO
Abone Olgoogle-news

Ayfer Tunç, son romanı ‘Osman’da okuru, değer yargılarının sarsıldığı, sermayenin kısmen el değiştirdiği ve yeni bir nitelik kazandığı 1990’lı yıllara götürüyor. Türkiye’nin 70 yıllık kabuğunu değiştirmeye başladığı bu yılların anlatıcısının da kaybeden bir kuşağın temsilcisi olduğunu belirten Tunç, “Cumhuriyet elitlerinin yaşantısına ilişkin pek çok nüve var ‘Osman’da, en önemli bulduğum değer yargılarının çözülmesi. Özellikle siyasi olanlarını elde tutmak için gösterdikleri göstermeci çaba da dikkate değer ama ben dikkatimi kültürel ve sosyal kayba verdim. ‘Osman’ bir düşüş romanı, anlatıcısı kaybeden bir kuşağın temsilcisi” diyor.

Osman’, ‘Kapak Kızı’ ve ‘Yeşil Peri Gecesi’yle kurulan zincirin yeni halkası. Tanıdık kimi karakterler, diğer iki romandan bildiğimiz bir dönem, fakat Osman’la birlikte gördüğümüz bu dönemin farklı bir yüzü. Osman, o döneme dair -70’lerden bugüne- neyi anlatmak üzere görev istedi sizden?
Osman’da döneme dair bir şeyler anlatmaktan çok, Osman’a düşen söz hakkını yazdım. ‘Yeşil Peri Gecesi’nde tek taraflı bir anlatı söz konusuydu, Şebnem yaşadığı trajedi nedeniyle pek çok kişiyle birlikte Osman’ı da suçluyordu. Söz sırası Osman’a geldi.

Bu zaman dilimi neden bu kadar ilgi alanınızda? Türkiye tarihine ve o dönemin Cumhuriyet elitlerinin yaşantısına dair ne gibi nüveler veriyor elimize?
Zaman dilimiyle 70’leri anlattığım ‘Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek’i kastediyorsunuz sanırım. Ama ‘Kapak Kızı’ ve ‘Yeşil Peri Gecesi’yle birlikte düşünürsek ‘Osman’da asıl zaman dilimini 90’lar oluşturuyor. Üçünde de 70’lere sınırlı atıflar var. 90’lar Türkiye’nin 70 yıllık kabuğunu değiştirdiği yıllardır. Kapalı ekonomiden tüketim ekonomisine geçişin yerleşmeye, Cumhuriyet elitlerinin altındaki zeminin kaymaya başladığı, değer yargılarının sarsıldığı, sermayenin kısmen el değiştirdiği ve yeni bir nitelik kazandığı bir dönem. Bu değişimler nedeniyle Türkiye’nin sosyoekonomik tarihinde önemli bir yer tuttuğu kanısındayım. Siyaset günlük hayatı oluşturan elementlerden bağımsız değildir. Her siyasi karar veya değişim/oluşum günlük hayata yansır veya günlük hayatın zorlaması siyaseti değiştirir. Günlük hayatın sosyal, ekonomik ve kültürel ilişkilerine edebiyat aracılığıyla yakından bakış, değişimin siyasi dinamiklerini daha iyi anlamamızı sağlar. ‘Osman’da Cumhuriyet elitlerinin yaşantısına ilişkin pek çok nüve var, en önemli bulduğum tüketim toplumuna geçişle birlikte sahip oldukları değer yargılarının çözülmesi. Bunlardan birkaçını, özellikle siyasi olanlarını elde tutmak için gösterdikleri göstermeci çaba da dikkate değer ama ben dikkatimi o noktaya değil, kültürel ve sosyal kayba verdim.

Cumhuriyet elitlerinin açmazları neydi sizce peki?
Öncelikle söz konusu yıllarda ve öncesinde Cumhuriyet elitlerinin tek türde bir sınıf ya da katman oluşturmadığında hemfikir olmamız gerek. Öte yandan farklı toplumsal dönemlerde farklı sosyal sınıfların hemen hepsinin temel açmazı değişime direnç ve elde ettiklerini kaybetme korkusudur. Bugün bu korkuyu farklı sınıflarda farklı biçimlerde görebiliriz. Cumhuriyet tarihinde küçük memurlardan büyük sermaye sahiplerine kadar farklı sosyoekonomik sınıflar söz konusuydu, her grubu kendine göre ‘elit’ yapan şartlar vardı. Küçük ya da büyük memur sınıfının da ekonomik sermayeyi değişik oranlarda ellerinde tutanların da açmazları, refleksleri farklıydı. Ortak noktaları sahip oldukları ekonomik, sosyal veya kültürel ayrıcalıklarını değişik oranlarda yitirmeleri oldu diyebilirim.

“Olmak nedir bilememiş bir mirasyedi” diyebilir miyiz Osman için? İçinde bulunduğu dönemin ve Osman’ın karakteri arasında bir bağ kurmak mümkün gibi bu bağlamda. Ne dersiniz?
İstisnalar sayılmazsa bence bir mirasyedinin temel özelliği olamamış olmasıdır, olabilse zaten mirasyedi olarak anılmaz. Ama bu türden kestirmeci tanımlamalar haksızlık olabilir. Karakter dediğimiz şeyi pek çok unsur birlikte oluşturur; aile yapısı başta gelir. Günümüzde gençlerin iletişim içinde bulunduğu çevre ailelerden daha fazla önem kazanmaya başladı. Bunda tüketime dayalı kültürün ve görünürlüğün (anlamsızca) bir değer olmasının payı büyük. Emekle elde etmek değil kısa yoldan erişmek akıllılık olarak görülüyor. Çocukları artık ailelerinden çok büyük ölçüde sosyal çevre yetiştiriyor. Bunun sonuçlarını henüz görmedik, nasıl bir insani ve kültürel çöküş yaşadığımızı yarın göreceğiz. Osman özelinde konuşursak ait olduğu elit sınıfın değerlerinin çözülmeye başladığı bir dönemin çocuğu ama aynı zamanda narsistik bir babanın, kocası tarafından sindirilmiş, ezilmiş bir annenin oğlu. Bu tür ailelerde doğmuş, gençliklerini 90’larda yaşamış, iyi eğitim almasına özen gösterilmiş çocuklar bugün orta yaşa geldi. Bu kuşağın hayatlarını kurmuş, gençliklerinde hedefledikleri amaçlara ulaşmış olmaları beklenirdi. Ama gözlemlediğim durumlar kayıpların kazançlardan fazla olduğunu gösteriyor. Özellikle kültürel yatırımlar kazanca dönüşmedi. Ancak o kuşağın aynı kültürel yatırım yapılmış kadınlarının erkeklere göre ayakta kalmak konusunda daha başarılı olduklarını tamamen gözlemsel olarak söyleyebilirim.

Bu üç romanı birbirinin tamamlayıcıları olarak mı okumalıyız, yoksa bir bütünün farklı parçaları olarak mı?
Nasıl isterseniz. Her birini bağımsız parçalar olarak yazdım. Bir araya geldiklerinde bir bütünün farklı çehrelerini gösteriyor ama birbirlerini tamamladıklarını söylemek şart değil.

Asalet, güzellik, servet, lüks gibi kavramlara farklı bir bakışı var Osman’ın. Bir yandan çok şık diyoruz okurken öte yandan irite eden bir yanı var. “Olamamışlık” okur nezdinde de kaderi sanki Osman’ın. Bir türlü özdeşlik kuramıyoruz, kurmak da istemiyoruz. Bu türden yaşamlara bir eleştiri olarak bakabilir miyiz romanınıza? Öyleyse eğer, nedir oklarınızı attığınız tam olarak?
Okur karakterle özdeşlik kurmak isteyebilir ama benim okurdan böyle bir beklentim yok. Bu nedenle herhangi bir edebiyat yapıtından bahsederken ‘kahraman’ kelimesini kullanmam, ‘karakter’ demeyi tercih ederim. Kahramanlık eski roman karakterlerinin işidir. Okurlarım genellikle karakterlerimin acı sonlarından, yaşadıkları dramlardan ve yazdıklarıma egemen olan melankoliden yakınırlar. ‘Dünya Ağrısı’ndaki Mürşit buna en yaygın örnektir. Okur roman boyunca Mürşit’in silkelenmesini, kendine gelmesini bekler ama bu, ruhumuzu rahat ettirmek için okuduğumuz romanların işidir. Mürşit sonunda silkelenip kendine gelecekse Mürşit olmaz. ‘Osman’ da bir düşüş romanı, anlatıcısı kaybeden bir kuşağın temsilcisi. Siz buna Osman ve benzerlerinin yaşamlarına eleştirel bir bakış diyebilirsiniz ama ben bunu söylemekten hoşlanmıyorum. Yazarın yazdıklarını şuna bir eleştiri diye nitelemesinde kibirli bir taraf buluyorum. Ok falan da atmıyorum, ait olduğum kuşağın hayat macerasından bir karakter oluşturuyorum ve sunuyorum. Okurun bundan ne anlaması gerektiğini söylemek de bana doğru gelmiyor.

İroni ve öfkenin etkisiyle yoğrulmuş güçlü bir dil dünyası kurmuşsunuz. Bu dilin oluşumuna karakterleriniz mi, karakterlerinizi içine attığınız dönem ve bu döneme dair duygular mı, yoksa yazarın kendisi, yani siz mi karar veriyor?
Sonuçta bu cümleleri yazan biri var, dolayısıyla onun kararı demek mümkün. Ama bu kadar basit açıklayamayız. Bence romanda kullandığımız dil, karakterin oluşumunun çok önemli bir parçasıdır. Argo mu konuşuyor, kibar mı, eğitimli biri mi, onu bu türden konuşturan hayat tecrübesi mi? Bunların hepsini dikkate almak gerekir. Bir roman karakteri yaratırken çeşitli araçlar kullanırız, dilin yanı sıra deneyimlerimiz, tanıklıklarımız toplum ve insan üstüne düşüncelerimiz birlikte çalışır. Osman’ın dili kendi hayatının aşamalarına göre değişiklik gösteriyor. 20’li yaşlarındaki dili bir tür ergen öfkesi barındırıyor. Başarısız olacağının anlaşıldığı dönemde diline hayal kırıklığının verdiği bir acı egemen oluyor. Bunlar karakterin değişimini anlatırken doğan bir gerekliliğin sonucu.

Kahramanlık eski roman karakterlerinin işiOSMAN
Ayfer Tunç
Can Yayınları, 2020
504 sayfa, 42 TL.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle