GeriKitap Sanat Kaçıp kaybolma arzusunun peşinde...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kaçıp kaybolma arzusunun peşinde...

Kaçıp kaybolma arzusunun peşinde...
Defne Suman

Mecburi olarak eve kapandığımız bir dönemde Türkçenin usta kalemleri ‘evden kaçma ve geride kalma’ fikrinin peşinde buluştu. İrlandalı şair Seamus Heaney’nin “Şair, yitik yeri şimdi şiirinde yaratmak zorundadır” dizesinin çağrışımlarıyla yola çıkan Defne Suman’ın davetine icabet eden 24 yazarın öykü, anı, anlatı türündeki yazılarıyla ‘Evden Kaçmanın Yolları’ adlı seçki çıktı ortaya. Seçkiyi Defne Suman’dan dinledik.

Arka kapaktan ipucunu alıyoruz ama yine de soralım, bu seçkinin fikri nasıl doğdu? Bir yıldır içinde bulunduğumuz şartların kitabın çıkış hikâyesine etkisi oldu mu?
‘Ev’den kaçma hayali kendimi bildim bileli bana musallattır. Huzurlu bir yuvada büyüdüm. Buna rağmen kapı açıldığı an, alt katlara koşan bir çocuktum. Büyüdükçe anladım ki bu, özgürlük kadar tek başınalık merakıydı. Ben ancak bir evde tek başıma kaldığımda yüzde yüz huzur bulan bir insanım. Bir de şehirde kalabalıkların içinde. Evde tek başıma kalamadığım her anımda sokağa kaçtım. Pandemi dönemini Atina’da geçiriyorum. Karantina tedbirleri çok sıkı. O kaçma isteği yakama yapıştı ama bu defa gidecek yer yok. Oturup düşündüm; kaçarak bulmayı umduğum o özgürlük duygusunun altında neler vardı? Bunun yazıyla bir akrabalığı olabilir mi? Bu düşüncelerin devamında diğer yazar arkadaşlarla dertleşmek istedim. Kaçma ve hatta bilmediğimiz mahallelerde, şehirlerde kaybolma arzusu ve yazma arasında bir bağ kurabilir miydik? Derken bu kitap fikri doğdu.

Öykünüz ‘Yitik Ülke’ romanlarınızın duygusuna yakın. Sadece büyükannenin değil, eski İstanbul’un yok oluşu gibi de okunabilir mi bu öykü?
Evet, elbette. Bu öyküdeki büyükanne İsmini, İstanbul Rumlarından. Kocası Stelyo 1964 sürgününde Yunanistan’a gönderilenler arasında. İsmini, kızını bahane edip İstanbul’da kalıyor. Bir İstanbul âşığı. Bir gün, yıllar sonra artık yaşlanmış olan İsmini ortadan kayboluyor. Aynı adı taşıyan torunu Atina’dan İstanbul’a büyükannesini aramaya geliyor. Kaçıştan çok bir kayboluş öyküsü bu.
Eski İstanbul elimizden kaçıp gidiyor. İstanbul’un zarif, kozmopolit bir kültür şehrinden kebap cumhuriyetine evrilmesi sürecindeki çok önemli bir dönüm noktasının 1964’teki İstanbul Rumlarının sınır dışı edilişleri olduğunu düşünüyorum. İstanbul o tarihte düştüğü yerden uzun bir süre kalkamadı ve kalktığında artık bir ayağı topallıyordu. Biz 1970’lerde doğanlar bu dönüşümü seyrettik ve bir eski hayali arar gibi İstanbul’un terk edilmiş güzel binaları, Beyoğlu’nun köhne pasajları arasında dolandık. Ne aradığımızı bilmediğimiz için onu asla bulamadık. ‘Yitik Ülke’ bu halimizin öyküsüdür.

‘Kaçma’lar hem özgürlükle hem de kalanlarla, kayıplarla anılıyor... İkisi arasında bocalıyor mu insan?
Dediğim gibi, ben çok kaçtım. Evden eve, ülkeden ülkeye, kıtadan kıtaya, iflah olmaz bir açlıkla sonraki durağı hayal ettim. Buna rağmen hiçbir yerden tam olarak ayrılamadım. Tren istasyonlarında, havalimanlarında geri döneceğime sözler verdim dostlara. Döneceğime canı gönülden emin oldum. Asla dönemedim. Bu kayıplar içime işledi. Beni ben yaptı. Bugün hâlâ bir yerlerde bıraktığım bir bisikleti almaya, “Seneye gelirim” diye söz verdiğim bir dostu görmeye uzaklara giderim diye düşünüyorum. Belki kaçışların kaçınılmaz tarafı olan kayıplarla başa çıkmanın yoludur bu; bir gün döneceğine inanmak...

Kitabın sonunda okurlar kendi evden kaçma maceralarını anımsayacak mı dersiniz?
Şimdiden bu söylediğiniz oldu bile. 'Evden Kaçmanın Yolları’nın çıkışını sosyal medyadan duyurduğum gün okurlardan e-postalar geldi. Kendi evden kaçma, bile isteye kaybolma öykülerini bana anlatıyorlardı. Edebiyatın en sihirli tarafı da budur. Bir öykü diğerine kapı açar. Bizim kitabımızın da yeni öykülere, seçkilere esin kaynağı olmasını umuyorum.

Evden kaçma, korkuyla da özdeşleşir. Hele evden kaçmak zorunluluksa… Bu seçkideki anlatıların yanında, romanlarınızda evinden kovulanlar hakkında da yazdınız. Gönüllü kaçışlarla mecburi kaçışları ayırmalı mıyız birbirinden?
Sade bir çerçeveden bakacak olursak, evet. Özgürlük sevdası ve tek başına kalma tutkusuyla yola düşen bir kadının evden kaçışıyla, köyü yakıldığı için şehre kaçan bir ailenin kaçışı aynı potada erimez. Belki buradaki soru geri dönülecek bir ev var mıdır olmalı. İki kaçışı birbirinden ayıracak temel unsur budur. Geriye dönülecek bir yurt var mıdır kaçışların sonunda? Yoksa esas kayıp o yurdun kendisi midir? Biraz daha derine inecek olursak şunu hissediyorum: Gönüllü kaçanlar, mecburi kaçanların artlarında bıraktıkları o eksik parçanın peşine düşenlerdir. Yeni bir şey öğrenmekten ziyade unuttuklarımızı hatırlamaya çalışırız kaçarken, bile isteye bir şehrin dehlizlerinde kaybolurken. Her ailenin sırları, her şehrin ağır kayıpları vardır. Kalanlar bunlar hakkında konuşmazlar. Suskunluklarından bir öykü örülür. Kaçanlar bu öykünün peşindedirler. Kaçma, kovulma ve dönme üzerine denemelerden oluşan Nurdan Gürbilek’in 'İkinci Hayat' kitabının da bu seçkinin temel esin kaynaklarından biri olduğunu söylemeden de geçmemeliyim.

24 YAZAR BULUŞTU
Defne Suman, Orhan Pamuk, Mevsim Yenice, Beliz Güçbilmez, İsmail Güzelsoy, Neslihan Önderoğlu, Nurhan Suerdem Volkan Emre Çalı, Müge İplikçi, Duygu Bingöl, Berna Durmaz, Serkan Türk, Feryal Tilmaç, Gamze Güller, Mehmet Cevat Yıldırım, Menekşe Toprak, Onur Çalı, Çiler İlhan, Ayşen Bayazıt Melik, Yavuz Ekinci, Sedef Betil, Sibel Oral, Yalçın Tosun, Ayşe Sarısayın.


EVDEN KAÇMANIN YOLLARI Kaçıp kaybolma arzusunun peşinde...
Kolektif
Hazırlayan: Defne Suman
Doğan Kitap, 2021
240 sayfa, 44 TL.

False