GeriKitap Sanat James Joyce: Sözcükler arasında deliliğin kıyısında
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

James Joyce: Sözcükler arasında deliliğin kıyısında

James Joyce: Sözcükler arasında deliliğin kıyısında
James Joyce
Abone Olgoogle-news

Edna O’Brien’ın kaleme aldığı James Joyce biyografisi büyük yazarın hayatını roman tadında anlatarak onun insani yönünü vurgulamakta...

Tanıdığım iyi yazarların çoğu, “Her yazar adayı mutlaka bir biyografi yazmalıdır.” der. Çünkü biyografi sanatçıların hayatı ve eserleri arasında bir köprü kurma imkânı verir okura. Bir insanın hayatını yazarken onun ayak izlerini takip etmek, bazen onun gibi düşünmek gerekir fakat onun kimliğinden sıyrılarak nesnel bir ürün ortaya koymalıdır biyografi yazarı. Bu doğrultuda, anlatacağı çok şey vardır biyografinin. James Joyce’un biyografisini okuduğumda da şaşırmadan edemedim. ‘Ulysses’in yazarı, koskoca James Joyce’un insani yönünü görmüş oldum. Çünkü ailevi travmalarını hayatı boyunca üstünden atamamış, ‘Ulysses’i 40 yaşına kadar yayımlatamamış ve olgun yaşlarına kadar yoksulluk çekmiş bir adam vardı karşımda. Üstelik bu adam oldukça zalim ve çevresindeki insanlara acıdan başka bir şey sunmayan sinirli biriydi. Tabii bunun nedenleri vardı:
Burjuva bir adamın ailesinin rızasına karşı gelerek evlendiği bir kadından olan bir düzine çocuktan biriydi James Joyce. Babası alkol sorunu olan, annesine ve kardeşlerine kötü davranan dengesiz bir insandı. Hatta küçük James’i ‘ona değişik bir tecrübe’ yaşatmak için ayaklarından tutup köprüden sallandıracak, annesini “Bu işi artık bitirmek lazım” diyerek boğmaya çalışacak kadar. Babasının aksine annesi bir şefkat abidesiydi. Ancak maddi durumları sürekli bozuluyordu ve kirayı ödeyemedikleri vakit yeni bir eve taşınıyorlardı. Aile, giderek yoksullaşmaktaydı.
Bu ailede doğan Joyce’un ikinci ailesi ise Dublin’di fakat onun Dublin’i kösnül, karanlık ve ahlaksızdı. Yirmili yaşlarda Nora’ya âşık oldu. Nora, onun yanında taşralı kalıyordu fakat cinselliği Joyce’u büyülüyordu. Zaman geçtikçe ona olan bağımlılığı artacaktı. İngiltere, İtalya, İsviçre, Fransa gibi şehirlerde Nora ile tutunmaya çalıştı. Öğretmenlik yaptı, tiyatro işletti ama olmadı. Öte yandan ‘Ulysses’i bir türlü yayımlatamıyordu; kitabı müstehcen, cıvık, ahlaksız buluyordu herkes. Ona ilk destek Miss Beach’ten geldi fakat asıl koruyucu meleği Miss Weaver olacaktı. Miss Weaver, kitabı yayımlamakla kalmayıp Joyce’a hayatının sonuna kadar maddi destek sağladı. Yazarın ünlenmesi onun eseridir, desek yalan olmaz çünkü yazara platonik bir aşk besliyordu fakat aşkı karşılıksızdı. Joyce, bu kadını hayatının sonuna kadar sömürecekti. Bir yandan psikolojik sorunları olan ve ‘histeri’ tanısı konan kızı Lucia ve giderek bozulan gözleriyle ilgilenmekteydi. Onu Jung’a dahi götürdü fakat bir türlü iyileşmesini sağlayamadı. ‘Finnegan Uyanması’ da istediği ilgiyi görmemişti. Joyce, alkole ve lükse oldukça düşkün, savurgan, Nora ve Lucia dışında kimseyi umursamayan bir adamdı. Ancak içten içe derin bir acı çekiyordu ve sözcüklerle bozmuştu aklını. Ağır dilini çoğu kişi anlamıyordu ve bundan büyük bir haz alıyordu. Eserlerindeki cinsellik vurgusu da dönemine göre oldukça fazlaydı. Hayatını sözcüklere adamıştı, bu adanmışlık onun korkularını kamçılıyordu çünkü iki şeyden korkmaktaydı: İlki aklını yitirmek, ikincisiyse parasızlık. İşte tüm bu şartlar altında eserleri filizlenmişti.
Edna O’Brien, Joyce’un eserlerinden bahsederken yer yer özete kaçsa da onun insani yönünü ve eserlerinin nasıl oluştuğunu bir roman gibi anlatmakta. Bu yönleriyle kitap, Joyce’u tanımak isteyenler için bir ilk kaynak olabilir.

JAMES JOYCE James Joyce: Sözcükler arasında deliliğin kıyısında
Edna O’Brien
Çeviren: Zeynep Çiftçi
Alfa Yayınları, 2020
232 sayfa, 24 TL.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle