GeriKitap Sanat 'İkinci hayat'a açılan kapı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

'İkinci hayat'a açılan kapı

'İkinci hayat'a açılan kapı
Nurdan Gürbilek
Abone Olgoogle-news

Türkiye’nin insan, toplum, düşünce dönemeçleriyle ilgili çarpıcı incelemeleriyle tanınan Nurdan Gürbilek, yeni kitabı ‘İkinci Hayat’ta eve, yuvaya, yurda dönmek kadar oradan çıkmak arzusuna da göz kırpıyor. Kendiliğinden bir ‘İkinci Hayat’a dönüşen koronavirüs günleri için ufuk açıcı, sorgulayıcı bir kitap.

Denemeleri, inceleme ve kitaplarıyla edebi kamuoyunun dikkatlerini nicedir üzerinde toplayan bir yazar Nurdan Gürbilek. Türkiye’nin insan, toplum, edebiyat ve düşünce dönemeçlerine denk gelen, bunları öngören yazı çizgisini daima sürdürdü. Koronavirüs salgını sebebiyle dünyanın ve ülkenin ‘eve kapandığı’ bir dönemde ise altbaşlığı ‘Kaçmak, Kovulmak, Dönmek’ olan ‘İkinci Hayat’ ile okurları selamladı. Bir şekilde yine eve, yuvaya, yurda dönmek kadar oradan çıkmak arzusuna göz kırpan kitap, ‘ikinci hayat’ göndermesiyle de kendi bağlamının dışında kendiliğinden imgesel bir yüke büründü. Bir dilemma kadar arayışı, imkânı barındıran ‘İkinci Hayat’ olacak mı bundan sonra da...
‘Kökenler ve başlangıçlar, dağılan evler ve ikinci hayatlar, yerleşenler ve uzaklaşanlar, dilsel vatan ve sınırları üzerinde’ dönen, dönüşen denemelerden oluşuyor ‘İkinci Hayat’. Kafka’nın, ‘Babaya Mektup’ta dillendirdiği “dünyada sığınılacak bir tek delik yok artık” cümlesiyle de bir ufuk sınırı ediniyor. Yerinden, evinden, dilinden olmanın (olmak ne yaman kelime) getirdiği kaçınılmaz gerilim ve bunun edebiyata, düşünceye yansıması üzerinden yol alıyor Gürbilek. Bu bağlamda konuyu hem yerel hem evrensel genişlikte tutuyor. Ülke, vatan, memleket, coğrafya gibi kavramları irdelerken bir uyarı da yapıyor: “Bugün artık dünya başka bir yere dönüştüğü için” bugünün yazarının bakışı da değişmiştir. Somut alandan çıkmıştır. Bugün, yazı Barthes’ın deyimiyle kendi ‘sıfır derecesi’nin özgüllüğünde dönmektedir.
Yazı insanına düşen, olayı olgusal düzeye çekmektir. Gürbilek’in dikkatleri hep bu düzlemde ilerliyor. En son Aylan bebek ile güncellenen ‘karaya vuran insan bedeni’, insan denilen varlığın unutkan hafızasından yazının saklayıcılığına ancak bu şekilde emanet/evlat alınır. Peki yazı, sonuna kadar güvenli bir liman, yurt mudur? Eğer kendileri de birer sürgün olan Joseph Conrad veya Edward Said’in yazdıkları olmasaydı altımızda basacağımız bir zemin de olmazdı. ‘Doğup büyüdüğü yerle arasında zorla açılmış çatlak’ olan sürgünden, ‘bütün dünyayı yabancı bir ülke gibi görmesi’ ve böylece mükemmelleşen insan olma durumuna geçmesi, çelişik, hatta anormal görülebilir. Ancak hayat kadar yazının çıkmazından kurtulmanın başka yolu var mı?

YAZARIN ‘İKİNCİ HAYAT’ ARZUSU
G. Bachelard, Kafka, Edward Said, Nietzsche, Tanpınar, Cemil Meriç, Yaşar Kemal, Nuri Bilge Ceylan, Latife Tekin, Walter Benjamin, Barış Bıçakçı, Semih Kaplanoğlu, Van Gogh, Ayhan Geçgin, Peyami Safa vb. nice yazar, şair, düşünür arasında gezdiriyor okuru Nurdan Gürbilek. Yerlerinden, ülkelerinden edilmiş yazarların, ülke dışındaki ikinci hayatları yanında; kendi ülkelerinde, kendi eserleri içinde ‘ikinci’ hayat arayan sanatçıların diğer hallerine yoğunlaşıyor. Böylece, ikinci hayatı bir sorun/soru olmanın dışında bir imkân hatta gereklilik diye yorumluyor. Tanpınar, Cemil Meriç gibi yazarlara nazarı bu yönde. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Coğrafya kaderdir” fikri (Cemil Meriç onu kişisel kaderiyle iç içe geçirip bir mağdurluk anlatısının kilit kavramına dönüştürecektir) üzerinden ilerleyerek yazarın diline iniyor. Dil, kendiliğinden eve dönüşüyor. ‘Yazarın kendini yaratma arzusunu ikinci hayat arzusu’ olarak dile getiren Fernando Pessoa üzerinden derinleştiriyor konuyu. Tanpınar’da dile gelen ‘başarısızlık endişesi’ni modernist edebiyat bağlamına oturtuyor. ‘Bir kez bulunan değil, hep yeni baştan yaratılan ikinci hayat kaygısını’ Türkçede yüksek şiddetle yaşayan ilk yazar olmasının altını çiziyor.

SİNEMAMIZDA EV, TAŞRA, KADER...
Şiir, roman, felsefe, resim gibi türlerin yanında sinemaya da bağlı bir yazar Nurdan Gürbilek. Semih Kaplanoğlu ve Nuri Bilge Ceylan çözümlemeleriyle karşılaşıyoruz kitapta. Evden, yurttan, taşradan çıkma, ‘yerelden’ kurtulma adımları, refleksten öte ontolojik, estetik bir endişe olarak görüldüğünden dolayı, bu iki yönetmen üzerinde düşünüyor olmalı. Kaplanoğlu’na bir göz kırpıp geçerken, özellikle, ‘taşra, kuyu, kader’ teması üzerinden giderek Nuri Bilge Ceylan sinemasını okuyor.
James Joyce, ‘Evrensel tekilin içindedir’ demiş kendisine yöneltilen bir soruya yanıt verirken. Gürbilek de Ceylan’ın fotoğrafçılığından, adım adım filmlerinden çıkarak, baba, taşra ve kendini oldurma sürecinin nasıl bir yönteme evrildiğini göstermeye çalışıyor. Çan’dan Cannes’a belki uzun bir yol var ama sanatçı bu yolu kısaltmaz, kendisinin yapar. Ceylan’da başta bir sıkıntı, yük, çıkmaz gibi gözüken halleri, onun Nietzsche’nin ‘amor fati’ fikrini, ‘yaratıcının engeli bir yük gibi görmek yerine, kendini yaratma ısrarı’ yapması, ‘tepkisel değil yaratıcı bir benlik yaratmanın formülüne’ dönüştürmesinin önemi vurgulanıyor.
Eve dönmek, eve kapanmak, bugünlerin ruh halini en iyi ifade eden durumlar. Ancak düşünerek ve yaşadıklarımız üzerine yazılmış kitapları okuyarak kendimizin tam farkına varabiliriz. Kendiliğinden bir ‘İkinci Hayat’a dönüşen koronavirüs günleri için, ufuk açıcı, sorulu, sorgulayıcı bir kitap ‘İkinci Hayat’. 

KİTAPTAN
Türkiye’de birçok şair, yazar, düşünür kendi etkilenme, kapılma ya da savrulma hikâyelerini böyle dile getirdi. Edebiyat tarihçileri yazarların düşünsel yolculuklarını bu anlatıya yerleştirdiler. Bu yerlici ‘Geri Dön! Her Şey Affedildi’ anlatısında her şey sanki bir Peyami Safa romanının apansız bildung’undaki gibi gerçekleşir. Yahya Kemal ‘mektepten memlekete’ döner. Tanpınar ‘cezri bir Garpçılıktan’ Şark’a döner. Necip Fazıl Paris arzusunu geride bırakıp ‘Büyük Doğu’ya’ döner. Cemil Meriç ‘yarım asır Avrupa tefekkürü ile uğraştıktan sonra esas limana, ‘bu ülke’ye döner... gittiği yerden alacağını alıp eve dönen Türkiyeli Odysseus. Gezdim. Aldım. Döndüm.

*** 
Taşrayı taşra yapan şeyin bir sahicilik ya da kendine yeterlik değil, bir ufkun uzakta belirmesi olduğunu anlatıyordur Ceylan. Ufuk bir kez belirince, insan gözlerini bir kez yola çevirince, yaşadığı yerle arasında bir çatlak oluşur. En yakındaki hayat hayat olmaktan çıkar.

*** 
Dilsel vatanın da bir tarihi var. Edebiyat ülkesi özerk bir ülke, demek sığınılacak bir yer olma özelliğini yakın tarihte kazandı. Barthes, ‘Yazının Sıfır Derecesi’nde yazının hizmet ettiği ülke ya da sınıfla değil, uğruna harcanacak emekle tanımlanmaya başlamasının -bu yeni edebiyat tanımının- yazının kullanım değeri üzerine bir kuşku gölgesinin düşmesiyle 19. yy’ın ikinci yarısında ortaya çıktığını söyler. 

İKİNCİ HAYAT İkinci hayata açılan kapı
KAÇMAK, KOVULMAK,
DÖNMEK ÜZERİNE DENEMELER
Nurdan Gürbilek
Metis Yayıncılık, 2020
208 sayfa, 28.50 TL.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle