GeriKitap Sanat ‘İki ekmek bir selam’
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘İki ekmek bir selam’

‘İki ekmek bir selam’
Sinem SalFotoğraf: Fethi Karaduman

Sinem Sal’ın dediği gibi mahalle aslında ‘büyük bir oturma odası gibi’ ve kadınların iç sesleriyle kurdukları bir tür örgütlenme var, eskinin ‘direniş’ adını verdiğimiz kararlılığı şimdi de ‘neşe ve cesaret’ olarak ifade edilmekte, ki lirik ile epiğin buluşması da sayılır. 'Bizim Zamanımız'ın dili de bu buluşmadan nasibini pek güzel almış.

On parmağında on marifet diye övdükleri ‘hanım kız’lara benzemiyor mu Sinem Sal? Saymadım ama on kadar vardır herhalde, yoksa da o hissiyatı fazlasıyla uyandırıyor ki, üstü de kalsın artık! İlk ‘Yine de Amin’i okumuştum, şiirleri, yayınevi ‘lirizmden öte merhamet ihtiva ediyor’ demiş ki, böylece Sinem Sal edebiyatı diye bir şeyden çok, ‘Sinem Sal Merhameti’ diye bir oluşun varlığını da ilan etmiş. Şiirinde bile bunu dedirtecek kadar merhamet varsa, siz bir de yazıyı, romanı düşünün artık!
Marifet, merhamet derken meziyetlerinin yalnızca el hüneriyle kalmadığını, aynı zamanda kalp işçiliği, gönül tamirciliği yoluyla da adeta Orhan Kemal romanlarından nasılsa şimdiye kalmış, artık ‘Küçücük’ mü olur, ‘Bir Filiz Vardı’ mı olur, ‘Sokaklardan Bir Kız’, ‘Evlerden Biri’ ya da ‘Cemile’ mi, belki de bambaşka bir romanı, işte Orhan Kemal’in merhametinden nasibini almış bir kız roman yazmış gibi bir roman yazmış Sinem Sal. Bana sordular, pek beğendim dedim, beğenince de bir şeyler söylemek lazım.
Gençken, üniversitede, derneklerde bazı devrimci kızların fotoroman okuduğunu görmüştüm, cep fotoroman, İtalyan menşeli, galiba sonradan yerlileri de çıktı, çok yaygındı. Yadırgayarak baktığımı görünce, “Öylesine, rahatlatıyor işte!” dediklerini hatırlıyorum. Hayli öngörülü arkadaşlarmış, onca ciddi, riskli işlerin ortasında gerginliği azaltıcı şeyler de gerekiyormuş. Sonra tümüyle görsel bir çağa geçtik. Sinem Sal’ın hiçbir karakterinden merhametini esirgemediği, merhameti adeta yıldız tozu yapıp sözlerine, yüzlerine bol bol serpiştirdiği ‘Bizim Zamanımız’ı (Karakarga) bir fotoroman gibi okurken, aklıma o yıllar geldi. Her şey var içinde, bir eski plakçı yok, olsun onun eksikliğini de şarkılar gideriyor işte, Tülay German, Mine Koşan...
Sinem Sal, Aliye Rona’yı anıyor sık sık ama ona benzeyen birini göremedim, en son Irazca olarak hatırlıyorum onu, ki hık demiş... Mahallenin eksiği yok, delisi, fırsatçısı, milliyetçisi, hatta hafif solcu havalı Dalyan’ı bile var, öğretmen, onu da artık nasıl tarif ettiyse Sinem, Kenan İmirzalıoğlu’na benzettim.
Geçenlerde genç bir kadın şairin tivitini, ‘seni tarif ediyor’ diye yolladılar bana, köşemde birkaç şiir kitabına yer verip hepsine ‘özgün’ diyormuşum, okumuş, ‘özgün’ bulmamış. Olabilir, ama bir de ‘bu nasıl kibirse’ demiş ki onu anlamadım işte! Nasıl öveceğimi bilemiyorum ve daha çok da ‘his’lerimle yazıyorum ki ‘özgün’ dediği de belki budur! Tıpkı şimdi ‘Bizim Zamanımız’ için yazdığım gibi.
Marifetten başladım, merhamet, Orhan Kemal, fotoroman, his derken mahalleye geldim. Elektrik parasını bile ödeyemedikleri bir tuhafiyeyi işletmeye çalışan bir ana-kız. Füruzan’dan başlayarak en hayat-ı hakikiye hikâyelerinin esas oyuncuları. Asiye ile kızı Mihrap. Âşık olduğu Dalyan’a, öğretmen, karaciğerinden parça verecek kadar özgeci bir karakter Mihrap. Yalnız ona âşık ama mahalledeki başkaları da istese vermem diyemeyecek kadar da merhametli. Eh n’apalım, başımıza ne geldiyse merhametten diyeceksiniz ama...
“İki ekmek biraz selam” cümlesine bayıldım kitapta, romanın dili de, benzetmek gibi olsun, hayli öyle, sıcak, samimi, senlibenli. ‘Bizim Zamanımız’ yani, şimdi eski Türkiye dedikleri mahalle, İstanbul Hasköy’de. Eskisi hiç olmazsa renkliydi bu roman gibi, yenisinin rengi de yok, tadı tuzu da!
Sinem Sal’ın dediği gibi mahalle aslında ‘büyük bir oturma odası gibi’ ve kadınların iç sesleriyle kurdukları bir tür örgütlenme var, eskinin ‘direniş’ adını verdiğimiz kararlılığı şimdi de ‘neşe ve cesaret’ olarak ifade edilmekte, ki lirik ile epiğin buluşması da sayılır. Romanın dili de bu buluşmadan nasibini pek güzel almış. Pek tatlıdil olmuş. Toplumcu ve gerçekçi bir fotoroman gibi okudum.
Sinem Sal’a bir de önerim var; şiirlerini, ‘Dank’ öykülerini, ‘Bizim Zamanımız’ romanını şekilde görüldüğü üzere ‘his’li bir biçimde sevmiş biri olarak mektup yazmasını rica ediyorum. Kitapta iki mektup var, biri tatlı biri acı, mektup diye buna derim ve devamını dilerim. Yakın zamanda ‘her duruma göre mektup’ kitabını da bekler, selam ederim.

‘İki ekmek bir selam’

False