GeriKitap Sanat Hayatın içinden gerçek bir hikâye: Karga ve Ceviz Ağacı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Hayatın içinden gerçek bir hikâye: Karga ve Ceviz Ağacı

Hayatın içinden gerçek bir hikâye: Karga ve Ceviz Ağacı

Gerçek bir hikâyeden yola çıkarak yazdığı ‘Karga ve Ceviz Ağacı’yla çocuklara birlikte karar vermeyi ve paylaşmayı öne çıkaran bir hikâye anlatan Songül Bozacı ile kitabını ve çocuklar için yazmayı konuştuk.

Karganın tek derdi ceviz yemek. Bütün cevizleri yemek gibi bir niyeti de yok. Belki bir, iki tane. İşin aslına bakarsanız bu birkaç cevizi yemek karganın hakkı ama gelin görün ki en lezzetli cevizlerin yetiştiği ağaç paylaşmayı hiç sevmeyen, huysuz ve cimri bir adamın bahçesinde. İş başa düşünce karga, diğer arkadaşlarını da yanına alarak bu soruna bir çözüm bulmanın peşine düşüyor. İşte hikâye de burada başlıyor. ‘Karga ve Ceviz Ağacı’nı yıllardır çocuklarla çalışan, yaratıcı yazma, yaratıcı drama dersleriyle günlerini çocuk düşleriyle dolduran Songül Bozacı’yla konuştuk.

Öncelikle ‘Karga ve Ceviz Ağacı’nın nasıl ortaya çıktığını merak ediyorum. Biraz bahsedebilir misiniz?
‘Karga ve Ceviz Ağacı’ yaşanmışlıktan ortaya çıkan bir hikâye oldu. Öncelikle bu yaşanmışlığa tanıklık eden annemin anlattıkları ile hikâye zihnimde oluşmaya başladı. Pencereden baktığında bir karganın çabasını fark eden ve ağzında oldukça iri bir cevizi toprağa yerleştirdiğini gören annem, karga cevizini yiyemedi diye üzülmüştü. Sonrasında karganın cevizi filiz verdi ve gün be gün büyümeye başladı. Karganın çabası annemin emeğiyle birleşince güzel meyveler veren bir ceviz ağacına dönüştü ve gerçekten kargalar her zaman ağacımızı hep ziyaret etti. Ve şöyle de bir gerçek var; o cevizi aldığı komşunun bahçesindeki ağaç sonrasında kurudu. Çünkü o ağacı ziyaret edemiyorlardı kargalar. Bütün bunlar birleşince ben de ceviz ağacımızın hikâyesini çocuklara yazmaya karar verdim.

Hayatın içinden gerçek bir hikâye: Karga ve Ceviz Ağacı

Songül Bozacı

‘Karga ve Ceviz Ağacı’ yemyeşil bir hikâye. Kitabın öyküsüne paralel olarak Rukiye Ulusan’ın çizgilerinin de oldukça göz alıcı olduğunu belirtmek gerek. Özellikle çocuk kitaplarında canlı bir doğa tasviri görüyoruz. Ancak kitaplardan başımızı kaldırıp, dışarıya sokağa baktığımızda beton grisi bir görüntü karşımıza çıkıyor. Hikâyenizden yola çıkarak, eğitmen ve yazar olarak bu gerçekliği nasıl değerlendirirsiniz?
Kitabımın çizimlerinin Rukiye Ulusan’ın elinden çıkması için uzun zaman beklediğimi ve gerçekten beklediğime değdiğini belirtmek isterim. Yarının çocukları için doğanın ne kadar önemli olduğunu hatırlatan bir kitap olsun istedim. Sonuçta bir ağacın nefes almamız için ekosistemdeki yerini görmeleri benim açımdan çok önemliydi.
Eğitimci olarak kitap etkinliklerimde özellikle ekosistem ve bunun içinde insanın önemini anlayacakları atölye içerikleri hazırlıyor ve uyguluyorum. Çocukların bilinçlenmesi, yetişkinlerin daha fazla farkındalık kazanmasına zemin hazırlıyor. Ve onlara bıraktığımız gelecek hiç de iç açıcı değil. O yüzden yarınlarına sahip çıkması gereken yeni bir nesil büyüyor.
Kargaların kendi ceviz ağaçlarını dikmeye karar verdikleri an, toplumsal dayanışmayı, bir araya gelmeyi gerektiriyor.

ÇOCUKLAR YETİŞKİNLERDEN DAHA NET GÖRÜYOR
Aslında bir nevi bunu öğütlüyor öykü; birlikte karar vermek. Ve nihayetinde ortak bir uzlaşı söz konusu. Bu da asıl ‘kahraman’ yargısını kırıp onu sıradan bir karakter haline getiriyor. Hem sizin kitabınız hem de genel olarak çocuk kitapları üzerinden kahraman olgusuna değinebilir misiniz?
Ben hikâyemi yazarken özellikle hiçbir karaktere isim vermedim. Çünkü hayatın içinde gerçekten bahçesine tek bir canlının girmesini istemeyenler olduğu gibi, tüm canlılarla dost yaşayanlar da var. Hayvanlar âleminden biliyoruz ki kargalar en zeki olanlar ve uzun yıllar yaşamlarına devam edenlerden. Bir ayrıntı daha var ki sürü olarak yaşamlarına devam ediyorlar. Ve asla unutmuyorlar kendilerine yapılanları. Sanırım bütün bu detayların harmanıyla benim hikâyemde kahraman çok az sözle çok şey anlatıyor. Bazen çocuk kitaplarında düşülen en büyük hata o hikâyenin hep çocuğa bir doğruyu öğretmesi, hep iyi şeyleri anlatmaya çalışması. Çocuklar biz yetişkinlerden daha net görebiliyorlar. Onlar saf sevgiyi de saf kötülüğü de ayırt edebiliyor. Kahraman ile özdeşim kurarken kendi çıkarımlarını net yapabiliyorlar.

Genelde çocuk kitapları söz konusu olunca, çocuk ve ebeveyn birlikte karar verebiliyorlar. Özellikle fuarlarda karşılaştığımız, şimdilerde de pandemi nedeniyle daha çok internet üzerinden satışlar yapılıyor, ebeveynin daha çok belirleyici olduğu. Bu noktada, karar verici aileler bir kitabı nasıl okumalı ya da çocukların kitap seçimlerinde nelere dikkat etmeliler?
Öncelikle ben ebeveynlere hep şunu öneriyorum; çocuklarının okuma hızını, gelişim hızını en iyi kendileri biliyorlar. Nitelikli bir çocuk kitabı her yaş grubuna hitap edebilecek düzeyde oluyor zaten. Yaş grubuna çok takılmadan çocukları ile hangi temada, hangi hikâye ile zaman geçireceklerine karar verebilirler. Resimli kitaplarla çocukların estetik bakış açısını da zenginleştirmiş olurlar. İyi çizimlerin büyülü dünyası onların hayal güçlerini zenginleştiren bir detay. Aynı zamanda iyi bir hikâye çocuklar için yeni bir kapı aralayacaktır. Çocuğun merakı, uygulama isteği, araştırma isteği oluşuyorsa ne güzel. Bunlar için ebeveynlerin zaman ayırması çok kıymetli olacaktır. Ya da o hikâyenin çocuğun kendisinde oluşturduğu duygular da çok çok önemlidir. Bazen bir hikâyeyle bir çocuğun önüne dünyalar sermiş olabilirsiniz. Tüm bunları düşünerek nitelikli kitapları seçmelerinde her zaman fayda var. Ve benim kitabımı okurken kargaların hissettikleri üzerinden sohbet edebilirler. Bahçesinde istemeyenlerin neden istemediğini sorgulayabilirler? Daha küçük yaş gruplarıyla karganın nasıl bir kuş olduğu, en çok sevdiği yemişin ceviz olduğunu, kendisinin hangi yiyeceği çok sevdiğini de sorarak hem kitapla bir bağ hem de çocuğun kendisini tanıması ve ifade etmesi için güzel bir sohbet kapısını aralamış olurlar.

ÇOCUK KİTAPLARI DERS KİTABI DEĞİLDİR
Son yıllarda hem çocuk kitapları hem de çocuk yayıncılığı yapan yayınevleri sayısında ciddi anlamda artış var, ama nitelik itibariyle yakın zamanda aklımızın almadığı kitaplarla sarsıldık. Yani kısaca çocuk edebiyatı, piyasanın en acımasız pazarı haline geldi mi?
Çocuk edebiyatının son dönemlerde yükselişte olması, birçok nitelikli çocuk kitabının dilimize çevriliyor olması çok sevindirici. Lakin pek çok çocuk kitabı yazarının da herhangi bir editöryel süreçten geçmeden kitaplarını yayımlatıyor olması da üzücü. Ebeveynlerin öncelikle çocuk edebiyatı ve yetişkin edebiyatında yıllarını harcamış yayınevlerini takip etmesi, yeni kurulan butik yayınevlerinin kitaplarını incelemesi çok önemli. Ve çocuk kitaplarının bir ders kitabı olmadığını, çocukların hayal dünyalarını zenginleştiren hikâyeler ve çizimlerle onları besleyen bir araç olduğunu unutmamalılar. Çocuk edebiyatının nitelikli kitapları hâlihazırda hem yetişkine hem de çocuğa oldukça doğru yollardan ulaşıyor. Ben de bir eğitmen olarak beğendiğim kitapları ‘Songül’ün Kitaplığı’ adını vererek yorumlamaya çalışıyorum. Ve burada şu parantezi açmak isterim; her kitap okuyucusuna başka ulaşıyor. Ben yaratıcı okuma eğitmeni gözüyle başka yorumluyorum, psikolog arkadaşım başka, anne babalar başka. Bundan dolayı birilerinin kitabı okuyup sınıflandırması, sansüre davetten başka bir şey değil.
Sorunuzun son cümlesine gelecek olursak, pazar henüz yolun başında ve bunlar yaşanıyor. Umarım pandemi sonrası daha da sağlam adımlarla çocuk ve ilk gençlik yayınevleri ivme kazanır. Kitabın temel ihtiyaç olarak algılandığı bir ülkeye dönüşürsek zaten böylesi çirkin yayınlar kendilerine yer bulamayacaklardır diye düşünüyorum.

KARGA VE CEVİZ AĞACI Hayatın içinden gerçek bir hikâye: Karga ve Ceviz Ağacı
Songül Bozacı
ABM Yayınevi 
32 sayfa, 34.90 TL. 

False