GeriKitap Sanat Elena Ferrante ile bir kadının kalbine yolculuk
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Elena Ferrante ile bir kadının kalbine yolculuk

Elena Ferrante ile bir kadının kalbine yolculuk
İlüstrasyon: Sarah Wilkins
Abone Olgoogle-news

Tüm dünyadan milyonlarca okurun nefesini tutarak beklediği yeni Elena Ferrante romanı ‘Yetişkinlerin Yalan Hayatı’ nihayet elimizde. Kendisi kimliğini gizli tutsa da etrafını saran tutkulu okur halesi son derece görünür olan Ferrante, bu kez Napoli’nin üst sınıfından bir genç kızla tanıştırıyor bizi. 12 yaşındaki Giovanna’nın ergenlikten yetişkinliğe geçiş sürecindeki hikâyesini onun ağzından dinlerken yine bir kadının kalbine, beynine giden damarlarda dolaşıyoruz.

Bu yaz -çok geç tanıştığım- Elena Ferrante’nin dünya çapında sansasyon yaratan serisi ‘Napoli Romanları’nı elime aldığımda Instagram hesabımdan kitapların bir fotoğrafını paylaşmış, birkaç saat sonra telefonumu elime aldığımda gördüğüm 20’den fazla bildirimle küçük bir şaşkınlık yaşamıştım. Kitapları okuduğumu gören pek çok insan heyecanını paylaşmak istemişti. Elena Ferrante tam da böyle bir yazar işte; karşı karşıya gelen iki insanın, aralarında ismi geçtiği anda gözlerini başka türlü parlatan cinsten... Dörtlemeyi soluksuz okuyup serinin ilk iki kitabının dizi uyarlamasıyla avundum bir süre. Kendimi Ferrante’nin ‘Napoli Romanları’ öncesindeki kitaplarına -ilki olan‘Belalı Aşk’tan başlayarak- bırakmıştım ki, yeni romanı ‘Yetişkinlerin Yalan Hayatı’ (La Vita Bugiarda Degli Adulti) çıkageldi.
Bu yazıya koyulmadan önceki gece, nasıl olduysa Elena Ferrante ismini hiç duymamış bir arkadaşımla konuşuyorduk. “Nasıl anlatsam sana...” diye tedirgin girdim söze. Çağdaş edebiyata İtalya’nın güneyinden, Napoli’den parıltılı bir hediye gibi gelen bu kadını, bu aslında gerçekte kim olduğunu bile bilmediğimiz kadını, onun büyülü edebiyatını nasıl anlatsam... “Müstear isimle yazdığı kitaplarıyla tüm dünyada (kitapları 49 dile çevrildi) milyonlarca insanı bazen uçuran, bazen olduğu yere mıhlayan bir yazı büyücüsü o”, diye başladım anlatmaya. Bir başka Ferrante tutkunu arkadaşım imdada yetişti: “Çok basit bir hikâye anlatsa da büyülü bir edebiyat lezzeti var. İnsanın kendine bile itiraf edemediği şeyleri söylüyormuş hissi veriyor. Sana o kadar özel şeyler anlatıyor ki...”

FERRANTE’NİN İNCELİKLİ ÖFKESİ
Özel hayatı hakkında kısıtlı bilgilere sahip olduğumuz ama Napolili olduğunu bildiğimiz, bu esrarlı kentin 50’lerden bugüne uzanan yaşamını, insanlarını ama en çok kadınlarını ciğerlerine kadar bilen bir kadın Ferrante. Bir dakika, kadın dedim, değil mi? Evet, onun gerçek kimliğini açığa çıkarmak için dünyanın farklı köşelerinden gazetecilerin yaptığı hırslı iz sürmelerin bir kısmında onun bir erkek, hatta bir grup erkek olduğu gibi iddialar atılmıştı ortaya. Röportajlarını yazılı olarak veren Ferrante ise tüm zarafetiyle verdiği yanıtta, bu iddiaların ‘kadınları zayıf görme eğiliminden’ kaynaklandığını söylemişti: “Siz hiç yakın zamanlarda, bir erkek tarafından yazılmış herhangi bir kitap için ‘Bunu yazan aslında bir kadın. Belki de bir grup kadın’ dendiğini duydunuz mu?”
Üstelik Ferrante’nin etrafını çevreleyen o sonsuz tutku halesi (Evet, yazarın kendisini hiç görmedik ama o hale çok net görülüyor) tüm romanlarında, çocukluktan yaşlılığa uzanan farklı hayat dilimlerinden kadınların iç ve dış dünyalarını mükemmele yakın bir dille anlattığı için var. ‘Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım’ ile başlayan Napoli dörtlemesinde altı yaşındaki iki kız çocuğunun, Lila ve Lenu’nun; yoksulluk, erkek egemenliği ve şiddetle inşa edilmiş bir kenar mahalledeki büyüme hikâyesini anlatıyordu. Bazen tek bir bedendeki iki kadın, bazen iki âşık gibiydiler. Aralarındaki aşk-nefret-kıskançlık-bağlılık dolu ilişkinin 60’lı yaşlarına kadar süren serüvenini okurken her satırda; İtalya’nın güneyine hâkim olan, dünyanın neresinde görsek tanıyacağımız o koyu, ilkel patriyarkayı sezdik. Lila ve Lenu annelerinin, mahalledeki kadınların üzerine cehennem gibi çöken o erkek egemenliğini keşfettikçe onların hayatı öyle olmasın diye nefesimizi tuttuk. Ferrante’nin tüm bunları epik bir hikâyenin içine, incelikle yerleştirmesine tutulduk en çok da. Elena Ferrante öfkesini bile, kadınların iç dünyasında usulca dolaşıp dolaşıp, dışarıya öyle çıkaran bir yazar çünkü.

Elena Ferrante ile bir kadının kalbine yolculuk

BİR KADININ KALBİNE GİDEN DAMARLARDA DOLAŞACAĞIZ
Yeni romanı ‘Yetişkinlerin Yalan Hayatı’nda bu kez 12 yaşında Napolili bir kızla tanıştırıyor bizi. Giovanna ile Napoli’nin entelektüel ve burjuva çekirdek ailelerinden birinin evine sokuluyoruz. Ve Giovanna bize mahremini açıyor. Hikâyesinin 12-16 yaş arasındaki kesitini anlatırken biz yine bir kadının kalbine, beynine giden damarlarda dolaşıyoruz.
Giovanna’nın hayatı Lila ve Lenu ile kıyaslanamayacak kadar aydınlık. Ya da en azından bir süre öyle sanıyoruz hep birlikte... Marksist akademisyen bir baba, öğretmen ve düzeltmen bir anne. Napoli’nin tepesindeki San Giacomo dei Capri’de şık, kitaplarla dolu bir ev. Ailenin tıpkı kendileri gibi entelektüel yakın dostları ve onların birbirinden tatlı kızlarıyla çevrili mutlu bir hayat. Birbirlerine seslerini yükseltmeyen, her zaman medeni ve anlayışlı, kızlarını çok seven, onu hep çok güzel ve değerli hissettiren bir anne-baba. Giovanna’nın bu tatlı hayatının çatırdayacağının haberini romanın ilk cümleleriyle alıyoruz:
“Evden ayrılmadan iki yıl önce babam, anneme benim çok çirkin olduğumu söyledi. Bu cümle annemlerin evlenir evlenmez satın aldıkları, San Giacomo di Capri tepesinde bulunan Rione Alto’daki evde, alçak sesle telaffuz edildi. Her şey -Napoli görüntüsü, soğuk şubat ayının mavi ışığı, o sözcükler- dondu kaldı. Bense kayıp gittim ve bana bir öykü vermek isteyen ama aslında bir hiç olan, bana ait sayılmayan, gerçekte ne başlamış ne de sonuca ulaşmış bu satırların içinde hâlâ kaymaya devam ediyorum: Hiç kimse, şu anda yazan ben bile bu anlatı yumağında ipin ucu görünecek mi yoksa bu çözmesi mümkün olmayan, acıdan bir çile mi, onu bilmiyor.”

NAPOLİ’NİN TEPESİNDEN DİBİNE...
‘Yetişkinlerin Yalan Hayatı’ bu cümlelerle bize içini açan Giovanna’nın, ergenlik yılları boyunca kendini ve ailesini keşfetme çabasının öyküsü. Bunun içinde babasının tamamen koptuğu, Napoli’nin alt sınıflarından gelen ailesi de var, anne-babasının özel ilişkisinde o güne dek bilmediği sırlar da, cinselliği, kadınlığını el yordamıyla öğrenme uğraşı da... Giovanna’nın dilinden; ailesi, arkadaşları ve sonradan hayatına dahil olan akraba ve yeni arkadaşlarla geçen dört senesini dinliyoruz. Kendi var oluşunu anlamlandırma çabasını, en ince detaylarıyla paylaşıyor Giovanna.
Romanın bir ana karakteri daha var: Giovanna’daki kopuşu tetikleyen cümlede ismi geçen, o ana dek adını bile duymadığı bir hala: “(...) Ama babam onun sözünü kesti ve bana karşı asla kullanmadığı ses tonuyla -hatta evimizde kesinlikle yasak olan Napoli lehçesine kayarak- eminim ağzından çıkmasını asla istemeyeceği o sözü söyledi: Bunun ergenlikle ilgisi yok: Aynen Vittoria oldu çıktı.”
Vittoria Hala roman boyunca, elbette Giovanna’nın yorumlarıyla, tüm detaylarıyla çizilecek önümüzde. Giovanna -halasının ona uygun gördüğü isimle Giannina-, anne-babası her ne kadar gönüllü olmasalar da demokratik ebeveyn tavırları gereği tanışmasına izin verdikleri, fotoğraflardan bile kazınmış olan halayla görüşmeye başlar. Sert, huysuz, dediğim dedik, genç kızı sürekli anne-babası gibi olmaması konusunda uyaran, öte yandan yeğenini o güne dek rastlamadığı türde bir sevgiyle sarmalayan bir hala. Giovanna’yı ‘Napoli’nin dibi’yle ve orada yaşayan geniş ailesiyle tanıştıran bir hala. Çoktan ölmüş polis sevgilisi Enzo’ya duyduğu tutkuyu içinde canlı tutan, dahası Enzo’nun karısı ve üç çocuğuna kendi ailesi gibi davranan bir hala... Giovanna’nın en başından beri hem fiziksel hem huy olarak benzemekten ölesiye korktuğu hala... Köklerinden sıyrılıp sınıf atlayan ağabeyinin aksine, Napoli’nin yoksul bir semtinde hizmetçilik yapan ve etrafındaki herkesin hayatı üzerinde bir gücü olan, kudretli bir kadın... (Onu ‘Napoli Romanları’nın benzersiz Lila’sına benzetmekte yalnız değilimdir eminim...)

BİR BÜYÜME BELİRTİSİ: YALAN
Giovanna’nın ‘Napoli’nin dibi’ne olan yolculuğu ona büyüme evresinde yeni kapılar açıyor. Vittoria Hala’nın bir nevi evlatlıkları olan Tonino, Corrado ve Giuliana ile sonuncusunun nişanlısı Roberto bu kapıların ardında bekleyen karakterler. Halasının Giovanna’ya bebekken hediye ettiği, roman boyunca kitabın tüm kadın karakterlerinin bileklerinde enteresan bir yolculuğa çıkacak olan beyaz altın bilezikse romanın sevgi, bağlılık ve sadakat metaforu olarak ışıldıyor.
Romanın ismindeki ‘yalan’ sözcüğüyse, Giovanna’nın hayatının en yakıcı parçası... Yetişkinlerin hayatlarındaki yalanları çözdükçe, hem kendisine hem etrafındakilere kurguladığı yalanlarda ustalaşıyor Giovanna. Öyle büyük yalanlar da değil bunlar, yaşamın doğal akışında olması gerektiği gibi! Biz yetişkinlerin bazen farkına bile varmadan, haliyle rahatsız da olmadan yaptığımız gibi… Giovanna böyle böyle büyüyor. Sıradan, genç bir kızın küçücük öyküsü kendi içinde, Ferrante’nin maharetli kalemiyle böyle böyle genişliyor. Biz de Giovanna’nın ergenlikten yetişkinliğe geçişini Eren Yücesan Cendey’in her zamanki su gibi akan çevirisiyle okuyoruz.
Romanı soluksuz okuyacak Ferrante tutkunlarına, bittiğinde yaşayacakları üzüntüyü hafifletecek bir müjde olsun son cümle: Netflix romanın dizi uyarlamasını hazırlamaya başlamış bile.

YETİŞKİNLERİN YALAN HAYATI Elena Ferrante ile bir kadının kalbine yolculuk
Elena Ferrante
Çeviren: Eren Yücesan Cendey
Everest Yayınları, 2020
340 sayfa, 35 TL.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle