GeriKitap Sanat Bir şairenin ‘kendi kendisiyle konuşması’
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bir şairenin ‘kendi kendisiyle konuşması’

Bir şairenin ‘kendi kendisiyle konuşması’
Şair Nigar Hanım

Osmanlı modernleşmesinin başat kadın karakterlerinden şaire Nigâr Hanım günlüklerinde İkinci Abdülhamit rejiminin bütün şiddetiyle sürdüğü bir zamandan sesleniyor. Rahat gibi görünen gündelik yaşamını da korunaklı duvarının yıkıldığı anları da izliyoruz günlüklerinde...

Türkçede günlük yazılabilir mi? Bu sorunun cevabını tam bulabilmiş değilim. Bir edebi uğraş olmanın ötesinde günlük her şeyi göze almayı ve büyük bir açıklığı gerektiriyor. Doğu’da baskın bir örtme, koruma ve korunma geleneği var. Adalet Ağaoğlu’nun ‘Damla Damla Günler’inin üzerine çıkabildi mi günlükte edebiyatımız mesela? Bu çetrefilli bir mesele ve çok yönlü tartışmaları da beraberinde getiriyor. Bu bağlamda, Osmanlı modernleşmesinin başat kadın karakterlerinden Nigâr Hanım’ın bir günlük yazdığını duyduğumuzda hayli heyecanlanmıştık. Uzunca süredir de gün yüzüne çıkmasını bekliyorduk. Edebiyatın başlangıç izleri her zaman önemlidir. Kültürü, özgür hayatı ve cesareti her zaman konuşulan Nigâr Hanım acaba nasıl bir yol izlemişti?
Akademik hayatının önemli bir kısmını Nigâr Hanım’a harcayan Nazan Bekiroğlu oldukça açıklayıcı bir önsözle önümüzü aydınlatıyor. 1862-1918 yılları arasında yaşamış bir şairenin net portresini çiziyor. ‘Baba desteğinin sağladığı güç ve cesaretle geleneksel toplumsal yapının kadınlara biçtiği rolün dışına çıkan Nigâr Hanım’ın günlüklerine bakışımızı kolaylaştırıyor. Zeynep Berktaş’ın emeğiyle okura sunulan ilk ciltte, bir ‘ara nesil’ sanatçısının ‘eklektik’ kişiliğiyle karşılaşıyoruz. 20 defterden oluşan ve maalesef 13’ü elde kalan bu anılar ‘değişen zihniyetin izleri’ ile dolu mudur peki? Kaderden şikâyetten yalnızlık duygusuna kadar pek çok romantik duygunun serpiştirildiği 1887-1918 arası tutulmuş bu metinleri nasıl yorumlamak gerekir? Nazan Bekiroğlu yerinde bir tespitle ‘siyasi amaç taşımayan, edebi günlük sayılamadığı gibi sosyal hayatın da bir dökümünü vermeyen’ bu defterlerin öncelikle ‘başkası okusun diye yazılmadığı’ gibi bir kadının ‘kendi kendisiyle konuşması’ olduğunu söylüyor. Bu sebepten aralarına sığmış pek çok ayrıntıdan bir toplama gitmek daha doğru olmalı.
İkinci Abdülhamit rejiminin bütün şiddetiyle sürdüğü bir zamanda oldukça rahat bir hayat yaşamış görünür Nigâr Hanım. Özel hayatındaki sarsıntıları da sosyal çevrenin gücüyle aşar. Samimi olduğu bellidir. Fransızca ve Almanca çalışır, şiirler yazar, dostları ile buluşur, alışverişe çıkar. Bir yazma ve yaşama çilesi çekmez. Piyano da çalar, kanun da. Tanrı’ya yalvarır. Kaderinden şikâyet eder. Dikiş diker, Lion mağazasından şemsiye satın alır. Her okur ve araştırmacı kendine göre bir çarpıcı bölüm bulacaktır mutlaka. Benim açımdan en unutulmaz bölüm, 27 Mart 1890 tarihli günlük oldu. Omzundan kürkü düştükçe o tarihte İstanbul’a gelen İtalyan veliahdı Emmanuel tarafından geri konulan Nigâr Hanım, tesettüre dair fikir yürüttüğü gibi İtalyan sefaretinden çıktıktan sonra ‘modiste’nde elbisesini değiştirmek zorunda kalır. O çıktıktan sonra iki asker kim olduğunu soruştururlar. İşte burada “Aman ya Rabbi bu nasıl memleket, ve ne çekilmez esaret!”cümlesini kurar. Sanki asıl ve net günlük burasıdır. Hayatın gerçekliği onun korunaklı duvarını en çok burada yıkar.

ŞAİR NİGÂR HANIM Bir şairenin ‘kendi kendisiyle konuşması’
GÜNLÜK
Hazırlayan: Zeynep Berktaş
Timaş Yayınları, 2021
480 sayfa, 55 TL.

False