Bir bilgi romanı: ‘Kozmik Komedya’

Bir bilgi romanı: ‘Kozmik Komedya’

Sinemaya da uyarlanan ‘Eğreti Gelin-Kostak Kızı’ romanıyla tanınan yazar Şükran Kozalı, kısa süre önce hayata veda eden edebiyat araştırmacısı Yıldız Ecevit’in ilk ve son romanı ‘Kozmik Komedya’yla ilgili kapsamlı bir inceleme kaleme aldı: ‘Kozmik Komedya’, alıntıların ve düşünsel bütünlüğün bir aradalığı... Türkçede alışılmadık bir roman. Bir bilgi romanı! Yaşamının büyük bölümünü bilgi derleyerek geçiren bir edebiyat araştırmacısının ürünü. Yıldız Ecevit, yaşamı da, kendini de bilgi aracılığıyla çözümleme çabasına girişirken okuru çok çeşitli okumaların oluşturduğu çoğulcu bir ortama çekiyor.

Haberin Devamı

 “Kozmik Komedya”, yaşamının büyük bölümünü bilgi derleyerek geçiren bir edebiyat araştırmacısının ürünü. Böyle biri için bilginin ve alıntıların dünyası da tıpkı içinde soluklandığı doğal koşullar ve başa çıkmaya çalıştığı toplumsal ilişkiler yumağı kadar gerçektir. Bu kitap yaşamı; ağaçları, dağları, denizleri, insan ilişkilerini/duyguları/aşkları aracılığıyla değil de metinlerin dünyasından yola çıkarak anlatıyor.
Yıldız Ecevit, yaşamı da, kendini de bilgi aracılığıyla çözümleme çabasına girişirken okuru çok çeşitli okumaların oluşturduğu çoğulcu bir ortama çekiyor.
Romanın kahramanı Dantel kimi zaman Kafka’yla birlikte korkular cehenneminin diplerine iniyor, kimi zaman Schopenhauer’in kendisine parmak sallayan söylevini dinlemek zorunda kalıyor, kimi zaman Tezer Özlü’nün toplum cehennemindeki haykırışlarıyla irkiliyor; kimi zamansa modern fiziğin sarmalında Stephen Hawking’in önüne serdiği bilgiler aracılığıyla, ‘Ben’inin kozmolojik kökenine inmeyi deniyor ve ulaşılmaz gerçekliği Carlos Castaneda’nın şamanlarının dünyasında yakalamaya çalışıyor. Buraya kadar yazdığım kurgu zenginliği durup deri bir düşünceye taşıyor beni.
Kurgu şablonu olarak Dante’nin ‘İlahi Komedya’sının kullanıldığı ve postmodernist bir yaklaşımla metinlerarası düzlemde oluşturulan romanda, Dantel de tıpkı Dante gibi Cehennem/Araf/Cenneti dolaşıp duruyor, çeşitli donanımlara sahip rehberler eşliğinde... Ama Dante’ninkine pek benzemeyen mekânlarda, modern toplumun cehenneminde, bilginin kutsallaştırıldığı Arafta ve konturları kesin çizilmemiş bir cennette... ‘Ben kimim’ sorusunun ardı sıra...

“Kozmik Komedya” alıntıların ve düşünsel bütünlüğün bir aradalığı... Türkçede alışılmadık bir roman. Bir bilgi romanı!
Cehennem, Araf, Cennet bölümleri her ne kadar bilgileri üreten Dantel ve gerçeklikten alınmış rehber kişilermiş gibi görünse de roman “İlahi Komedya’nın paralelinde ilerler.
Kurgunun serüveni, biçime, bilinçli ve her bölüme bilimsel katkıları olacak kişilerle hoş bir anlatım carpıcı buluşlarla okuru içine alıveriyor. Materyalist imgelerle renklenip besleniyor metin, hele Mozart’ın piyano sonatları roman boyunca satırlar arasında gezinmesine diyecek soz bulamıyorum. Bir düşünün müziğin estetik sesle beslenmesini, ne muhteşem bir yenilik.
Bu dâhinin özellikleri ve müziğinin yarattığı içsel duygu çeşitlemeleri onun ‘Mozart ‘magnus corpore parvus’, yani ‘Boyutları küçük, kendi büyük Mozart olmasından ve ayrıca konuşmadığında melankolik konuşunca ifadesi canlı, neşeli’, şarkı söylerken tenor sesi kırılgan, güçlü bir görüntü...’
Müzik dâhisi varoluşun küçük sıradan yönlerinden, gündelik hayatın rahatlatıcı önemsiz işlerinden, yeni bir saatten, altın düğmeli kırmızı bir paltodan almaktan, kırlarda gün geçirmekten, akşamları iskambil ve bilardo oynamaktan, açık saçık bir şiirden, zor bir bilmeceden, iyi bir espriden, bir kadeh şampanyadan ve evcil hayvanlardan zevk alıyor olması Yıldız’ın bu kült metninde süreklilik gösterir, özellikleri onun zihnini dinlendirir yazarken. .Yıldız’a göre de bilinçli zihinle, bilinçaltnın birleştiği ve aynı titreşimle buluştuğu anlar olmalıydı. Onun için Mozart etkisi öndedir. Dantel en mutlu anılarında onu görür.
Mozart özel bir tür müzikal güzellik yaratarak estetik bilinci öne çıkarmış olmakla kalmaz, güzellik eşliğinde keşif hissi, daha önce göremediğimiz bir şeyi göstermesi ile yakalanan bilinç sıçraması dalga dalga kavrayışı da genişletir. Hiç adı konmamış güzelliklerle donatılan müzikleri insanın incelip derinleşmesine yol açar. Saf güzelliğin sınırlarını aralayıp notaların her biri evrenden dökülen yıldız tozlarıdır ve bilgiyle gelirler.

Haberin Devamı

Zamanı durduran güzellik, kromatik ruhu ve ölçülü sükuneti harmanlayarak sürdürmüştür müziğini. Kısa ses genişliğinde öbeklenen notalar, kendi içlerinde kapalı pasajlarda yoğunlaşır; beklenmedik doğuşları ve geri dönüşleri, ezici etkilerini artırır, sevgilinin bir bakışı için sabırsızlanan, hissedilenin sahiden hissedilip edilmediğini merak eden bir aşığın sabırsızlığıyla yeniden belirmelerini bekleriz.
“Kozmik Komedya’nın ilk cümlesinde kumral kısa saçları, beden devinimlerine sinmiş zarif bir kayıtsızlık... İnsanın iç dünyasının, üstünde taşıdığı giysi parçalarında da yansımayı sürdürdüğü düşüncesiyle Dantel bir cafeye girer. Kalabalık arasında Karl Marx’a benzeyen adam dikkatini çeker. Cafe’nin uğultusu akar gider kalabalığın arasından Dantel. Yazarın metin içinde düşünceleriyle gezen bilgi birikimini ustaca kurguladığını söyleyebilirim. Yedi yıl bu kitabın ön hazırlığını yaptığını ve yüzlerce kitapta kurguya alacağı bilgileri fişlediğini biliyorum. Tabii ki yaşadığı kadar yıl olarak değildi Yıldız Ecevit: İnsanın varoluş sürecini kavramış, etkili yorum gücü, ünvanına layık araştırmacı ruhu, yeniliklere açık, toplumcu dünya görüşünü benimsemiş ama sanatta postmodernist/avangardist bir iz sürmüştür. Mozart’ın bestelerindeki ulvi, estetik, erotik dalgalanmaları, güzelliğin yanıltıcı ve tamamlayıcı yüzünü, doğanın her halini, coşkun, durgun, beklemeli, notaların kuytularından duygu çeşitlemeleri ilgisini çeker Yıldız’ın. Tabii Mozart burunlu adam cafe’ye boşuna gelip oturmamıştır. “Kozmik Komedya”nın ahalisi buradadır. Fakat yeni fiziğin akıl almaz bilgi akışından yaptığı alıntılarla metnini ‘okunmazsa olmaz’ kılmıştır bence..

Haberin Devamı

Mozart’ın güzellik kavrayışı Mario Praz’ın “tehlikede ve kirlenmiş bir güzellik,” dediği doğmakta olan fikri benimsemiştir.
Mozart’ta güzelliğin niteliğini araştırırken, görünürde birbirinden ayrı birçok tema birbirine yaklaşır, birbiriyle harmanlanır. Oran, simetri, düzen ve nezaket mefhumları karşıtlarıyla karışır. Teselliye bakarken, korkuyla karşılaşırız. Sıradan bir müzikal figür ender rastlanan, tuhaf bir güzellik ortaya serer. Mozart’ın müziği saf ve ulvi yüzeyi, çalkantılı ve patlayıcı olabilecek duygu akımlarını gözler önüne serer. Mozart’ın müziğinin erotik yönleri hakkında bir deneme kaleme alan isimdir. En olağanüstü yönü fiziksel hazzı ( erotik hisler uyandıran bir titreşim oyunu, zevkleri okşayan armonik dizilere düşkünlük) baştan çıkarmayı daha etkili hale getiren bir cümle ve biçim saflığı ile tutumluluğuyla birleştirmekti. Şehvetli şeyler vardır diyeceğim bir zenginliğe taşır. Ve Yıldız Ecevit bu dahinin her yönünü metnin içine sindirmiştir.

Haberin Devamı

Kurgu mekanı (genellikle Yıldız’la oturdoğumuz yer) Cafe’de Mozart’ın K. 496’nın esintisinde bir kadın dikkatini çekiyor. Kulaklarının hizasındaki platin rengi dalgalı saçlarının üstünde avuç içi kadar kırmızı renk adacıkları vardı kadını. Aykırı saçları ve ince zarif yüzünü daha da çarpıcı kılıyordu kırmızı kalın çerçeveli gözlüğüyle. Burada Yıldız’ın benden söz etmesi boşuna değil. (Bir parantez açayım: Yıldız Ecevit’le rutin buluşmalarımızda kahve içer, fal bakarız. Sohbetin ağırlığı edebiyat, kuantum fizik, yazdığımız metin parçalarının kurgusu, bu arada çikolatalı, frambuazlı pasta yerdik. Eğer Kızılay’da buluşmuşsak Dost Kitabevine uğrar, okuyacağımız kitapları alır sonra vedalaşırdık. Uzun telefon konuşmalarımızda da yaratıcılık üzerinde iz sürerdik adeta.
Cafe’de üç dört yaşlarında aniden metne giriveren çocuğun gözlerinde saflık saydamlık, merak ve muziplik karışımı ışıklarda orada bulunan insanların çocukluğuna dönerek henüz kirlenmemiş haliyle buluşmalarını sağlar. Dantel “Kozmik Komedya”nın figürlerini burada bulup farklı boyutlarda hayali yolculuklara çıkıyor. Yolculuk ilerledikçe Dantel Cenneti’ne giderken yanında her bölümde konuşacağı rehberleri oluyor. Aslında yolculukları kendi içinde ve beyin nöronlarının götüreceği her yere gidiyor. Beyninde gümgüm yankılanan tempo Küdümzen Cemal Efendi’nin çalgısından ya da Fazıl Say’ın ‘Evren Senfonisi’nden geliyor olmalı, diye düşünür.

Haberin Devamı

Cehennem’in Birinci Katmanı’ndaki alıntıda Hermann Hesse’in uzun cümlesinin sonunda: “…eğer günün birinde ayılırlarsa, kendilerinden ne denli utanacaklarını düşünerek.” Tabii bu cok etkileyici bir alıntı. Anlamı derin olunca okur da aynı aynı etkiyle sarsılıyor.
Bu katmanda rehberi Marx Sakallı’dır Dantel’in, dünya Cehennem’i ve kendi içindeki Cehennemde düşsel yolculuk yaptığını farz ederken rehberi elbette Marx Sakallı olacak...
Gerçekliğe dokunup toplumsal yapıyı ve onları yönetenlerin sistemini konuşacaklar.
MarxSakallı’nın bu satırlarda dedikleri her şeyin özeti neredeyse: “Ne yaparsan yap! Ben sana Cehennem’i tanıtayım da sen de bu alevler arasında nasıl var olacaksan! Onu içinde yaşamakta olduğun sistemin koordinatlarını tanıman ve onları oluşturan mimarlarla tanışman gerek. Şimdi otur şu kayanın üstüne!” Sehopenhauer ne demiş: Bu dünya vahşi orman yasalarının yürürlükte olduğu bir sisteme sahip...”
Yoksulların kanıyla canıyla işkence edilerek nasıl zenginleştikleri tarih içinde örnekler veriyor MarxSakallı.
Afrika Batılının haydutlaştığı yer… Afrika Batı’nın unutmaya çalıştığı kara utanç… Cehennem ateşini en öldürücü bölgesi. Batı uygarlığı özsuyunu insan kanının oluşturduğu bir okyanustan alıyor.
Bu gün dünya küresel bir finans çetesi tarafından yönetilmektedir.
İstenen, tek kültürlü, tek hukuklu, tek ordulu, tek bayraklı, tek dinli bir dünya devletidir.
Halklarının kendilerini yönetme hakları, dünya bankerleri ve entelektüel elitin otoritesi altına girecektir.
Cafe’de Dantel’in imgelerinde yarattığı MarxSakallı kurgudaki düşünceleri okuyabiliyor. Ve diyor ki: ”Karl Marx: ‘Üretimde ipler kimin elindeyse, dinin de içinde olduğu tüm üst yapı sistemlerini o belirler, kendi çıkarı doğrultusunda yönlendirir, buna adalet de dâhil.’
Alıntıladığım bilgiler geçmişinde deneyimlerinden alınmış saf gerçekler. Sanki yüzyıllar öncesi 2021 yılında yaşanıyor.
Materyalist MarxSakallı, Dantel düşüncelerinden uyandığında rehberi kaybolmuştu...

Haberin Devamı

Cehennem’in İkinci Katmanı’nda daha çok gerçeğin içine giriyor Dantel. Toplum ve ‘Ben Cehennemi’ne kısa bir bakış. Oğuz Atay hayranı olan yazar bu bölümün girişine öyle bir paragraf almış ki: her şeyi anlatıyor “Hayata atılmak gibi bir çılgınlığı nasıl yaptım...” Selim Işık o romanın kahramanı, Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ından bu bir cümlelik alıntı birçok anlamlar içeriyor. Dantel’in okuduğu ve önemsediği metin yazarları, umarsız, aciz insanlar, ‘roman figürü, protagonist, anti-kahraman’ tanımlanırdı yazarlarınca. Derken Cehennem’in bu katmanında da Dantel karşısında Yer altı Adamı’nı bulur. Elbette Dosteyevski’nin ezik figürüdür. Burada acıların sonsuz olması için şoklama yöntemi uygulanacak topluma. Düşüncelerin tiranı içimizdeki yargıç. Toplum yerleştiriyor. Yeraltı Adamı: “… ben gerçekten köle ruhlunun, korkağın, alçağın biriyim,” derken Dantel’in beden kimyası değişiyor. “Ben hiçbir şey olmadım...”, “Cehennem’de acı çekme imgesini metinde güçlendirmek için Dantel’in bile benden iyisini bulamazdı. MarxSakallı’nın olduğu Birinci Katman Cehennem’inde eleman yetiştirmek için birbirini çiğneyen erişkin kişilerin yarıştırdığı çocuklar vardı. Üstelik Carl Gustav Jung’un ‘gölge’ ve ‘persona’ dediği şey epey derinlere uzanıyordu. Ehlileşme süreci ‘gölge’nin taleplerini bastırmaktan geçiyordu; içimizdeki hayvan. ‘Persona’ olunca dış dünyaya maske ya da takınılan kimlik. Kendimizi, büzüştürüp çirkinleşmektir bu. Dünyayı Cehenneme çeviren insan, hayvandır ve başka hayvanlara da zarar verir. Kendin olmak çok zor. Kurallarla durgunluktayız. Dosteyevski’nin ‘Karamozov Kardeşler’inde Kolya’ya söylettiği, “Bence kadın, özgürlüğü düşünülemeyecek, boyun eğmek zorunda olan bir yaratıktır.” Dantel hep kuşku duymuştur Kolya’yı kurgulayan yazarına. Tam da Napolyon’un bir cümlesi sıçrayıp geldi bu araya: “Les femmes tricottent,” =”kadınlar örgü örer.” Dantel yine hayal ettiği ve onunla bütünleştiği; YeraltıAdamı’nın sonsuzlukta beyaz bir nokta oluncaya kadar arkasından baktı. Onun ardında bıraktığı bu düşünceler içinde Dantel...

Cehennem’in üçüncü katmanı “Kozmik Komedya”nın en can alıcı bölümü. Çünkü acıların derin dondurucusunda. K. 466 piyano sanatı, Mozart Dantel’in gözyaşı... Bu katmanın acılı sakinlerinden Kafka, çekingen, mesafeli bir duruşla, ‘Cehennem başkalarıdır” diyor. Ama ölürken insanın ölümü tanımlaması ilginç Dantel’e göre. “Ölüm anında, yıldırım hızıyla insanın gözünün önünden geçtiği söylenen slaytlar silsilesi, bir rerospektif, sanal bir görüntü.” Kafka içinse ölüm, “Korku uyandıran her şeyin ötesinde olan bir şeye duyulan özlemdi...” Bu arada Mozart kendi isteğiyle katılıyor aralarına. ‘Requiem’ onun son yapıtıydı. Bu soylunun yitirmiş olduğu eşi için sipariş etmişti fakat kendi ölümünü yaşamıştı bestelerken. Aynı duyguyu Dantel de hissetti. Mozart2ın maddi sıkıntısı Cehennemde çekilecek acının ta kendisiydi. Bir sanat devrimcisiydi o... Sarayın müziğini yapmamış destek almadan bestelerini üretmiştir... Dantel Kafka’nın rehberliğinde ‘Cehennem’in Dördüncü katman’ında Ego Cehennemi’ni işlemişl. “Önce ben, diğerleri gebersin, her şey benim olsun, diğerleri bok yesin Cehennemi burası” diye giriş yapmış yazar. Bu yolculuğunda hâlâ geldiği noktada ego katlanılması zor olan bir katmanda. Mozart’ın K. 304 keman ve piyano için sonatını dinlemek ister... İnsandaki büyüklük tutkusu ve onun bir uzantısı olan sahip olma tutkusunun önderliğini kimseye kaptırmayan Hitler, Dantel’in rehberi. Herkesin bildiği bir egoist kadınla uğraşmayan ari ırk yaratma peşinde milyonlarca insan ve değer yok oldu. Dahi olduğunu söylerken hitabetini güçlendirdiğini ‘Kavgam’ kin, nefret, kan dolu. Konin sevmekten daha kalıcı olduğunu söyler. Tek adamın egemenliğini savunurken, battığı lağım çukurunda, ‘Parlamentoca pezevenkler,” diye bağırırken, Yahudi’lere, demokrasi yanlılarına, Marxistlere sövüp sayıyor olduğu yerdeki iğrenç malzemeden heykelini yaparken. Fareli Köyün Kavalcısı,’ gibi büyülenmiş fare sürüsü ardındaki güruh: ‘Herl Hitler!” nidalarıyla... Freud “Kitleler hiçbir zaman gerçeğe karşı bir açlık duymazlar. Onlar yanılsamaları talep ederler ve bu yanılsamalar olmaksızın yapamazlar.” Derken...
Kitle tek bir beden gibi hareket ediyordur. Elias Canetti’nin ‘Körleşme’sinde ‘Kitledeki insanlar Cehennem’in inşasında kullanılan en iyi eleman’dırlar...
Hitler Cehennemin bir parçasıydı artık.
Madde egonun vitriniydi.
Cehennemlikler birbiriyle fikir alışverişinde bulunurlardı.
Sonuçta Cehennemi’nin canlı dekor elemanı yavaş yavaş lağım çukuruna gömülürken onu kurtarmaya giden bir Yahudi, bir kadın ve bir Marksistti. Kara mizahtı bu.
... yıldızlar... her bölüm bu kelime ve onun çağrışımıyla biter.

Araf bölümü Jacob Bronowski’nin “bilgi bizim kaderimiz” alıntısıyla başlar. Huzur dolu bir meltem. Dantel’e göre burası bir adaydı. ‘Uysal dalların titreştiği’ Cennete girmeye hak kazanan insanlar Arafta yetiştiriliyordu. Bakalım burada Dantel’e kim rehberlik yapacak? Anahtar sözcük bilme gücü, yani DNA kopyalanmış bilgi...
Rehber Aaron Schwartz. İnsanların gözünde gerçek bir kahraman olmasının nedeni onun bilginin özelleştirilmesini tarihe gömmesindendi. Özgürlük savaşçısı bilgi erişiminin Che Guevara’sıydı. Emperyalizme ilk başkaldıran kişi, bir de tüm savaşçıların idolü: Kemal Atatürk, büyük bir devrimciydi.
Dünyayı kurtarmak istemişti Aaron.
Dantel’e “size Cennetin kapısını açacak olan anahtar sözcük ‘bilgi” demişti.
Evren bütünüyle bilgiye itaat ediyor ve evren bilgi tarafından yönetiliyordu.
Cennet bilinçle oluşur, bilgiyle beslenmiş bilinçle.
Orada bilgi, zekâ, bilinç ruh ve sevgi var.
Evren tekillikten ortaya çıkmıştı çoğu çağcıl fizikçilere göre. Peki ya fizikötesi bilgiler: yani metafizik karşı kültür… duyuların ulaşamadığı alanların bilgileri… Tanrı algısını paganların… şamanların dünyası, sezginin evreni...

Araf’ın Birinci Katmanı’nın özetini Carl Sagan’ın “Kozmos’un keşfi, kendi kendimizi keşif yolculuğudur” cümlesinin açılımında.
Aaron’un adayı bilgiyle donatma düşüncesi Araf için en iyi çözüm. Mozart K. 314 Flut konçertosu ve Dantel’in bale yaptığı günler geliyor hayalleriyle.
Bir sürpriz daha vardı Max Planck, “tüm zamanların en gizemli polisiye bilmecesi: evren nasıl başladı. Büyük patlama’nın ardında ‘bilimsel ve zeki bir zihnin varlığını kabul etmek zorundayız,’ diyor. Atkuyruklu Dantel’in rehberleri içinde duygusal yakınlık duyduğu kişi. Onun Araf’taki düş kırıklığı. Adam hatırlatıyor Dantel’e: “Tezer Özlü ‘iki insanın sarılarak geçirdiği bu sarsıntı, özü olmalı evrenin.’
Orgazmla evrenin yaradılışı arasında koşutluk kurma düşüncesi Hint mistisizminde var.
Yaşamın ortaya çıkışı gizemli ise ölüm sonrası da aynı gizemin içinde bir yerlerde gizli.
Ben kimim? Ben Enerjiyim.
Dantel bir göktaşının üstünde, karşısında bir oğlan çocuğu. B-612 tannah gökkuşağı burası, diyor baobap topluyor çocuk, yardım istiyor Dantel’den. ‘Daha çok küçüksün, ne yapıyorsun burada,’ diyor. Cevap: ’Tipik bir erişkin tepkisi.’ Yıllarca öteden gelmiş bu eski adama, söyleyecek laf bulamadı, adamın gökyüzünde işaret ettiği yerde.
Tanrı belki de, Dantel’i yanına çağırıyordu. Atkuyruklu muzip bir tavırla bir parça okuyor. Einstein’a göre milyarlarca yıl sonra evren bir ısı ölümüyle karşılaşacak, maksimum entropiye ulaşacak. Kafka’nın dehşetinde bu entropiyi sezmesinin payı var. Ayrıca insan yaşarken sezgi ile bu milyarlarca yıl sonra olacak sıcak ölümünün dehşetini duyabilir… Kafka’nın insanlarında gittikçe bir ilgisizlik başlar. Entropi başlar yani. Kafka evrendeki keyfi unsurun (randomelement) artışını sezmiş olmalı.
“Kafka’nın duyduğu dehşet metafizik bir dehşet değildi. (Onun romanlarındaki) insanlar evrendeki baş aşağı gidişin farkındadırlar sanki; bu yüzden bir yere ulaşılamayacağını bilirler. Aslında K (romanların ana kişisi) olumlu bir tiptir, savaşır kazanamayacağını bildiği halde. Bu asil bir savaştır. Entropiye karşı bir savaştır. Ümitsizliğe karşı bir savaştır.”(Oğuz Atay’ın günlüğünden.)
Nazım da sezinlemiş : “Bu dünya soğuyacak günün birinde/hatta bir buz yığını/yahut ölü bir bulut gibi de değil,/boş bir ceviz gibi yuvarlanacak,zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız./Şimdiden çekilecek acısı bunun/duyulacak mahzunluğu şimdiden.”

Alice’nin tavşan deliğinden düşerek tanıştığı ‘harikalar diyarı’ndan giriyordu sanki Dantel ile Atkuyruklu.
Madde belirsiz...
Verilen bilgilerin sanal denizi: bize tümüyle yabancı olan atom altı âlemi, bedenimizde dönen sayısız nano gezegen sistemi biçiminde varlığını sürdürüyor. Çevremizdeki her şey doğa, tüm canlılar, evren ve her şey onlardan oluşuyor.
Elektrondaki belirsizlik gizeminde, sizi bu yolculuğa yönlendiren. ‘Ben kimim’ sorusunun önemli ipuçlarını bulacaksınız. Çekirdek içi parçacıklarının en küçüğü ‘kuark’ James Joyce’nn. ‘Frunegans Wake’ romanından alındı. Elektron hem parçacıktır hem atom. İskoç yazar Stevenson’un romanında aynı bedende iki farklı kimlik barındıran Dr. Jekyil ve Mr. Hyde gibi bir şey bu: gündüz centilmen gece ise haydut. Madde ve enerji aynı şeyin farklı görünümleri.
Eğer gözlemleyen biri yoksa ‘parçacık-dalga’ yani ‘madde-enerji’ oluşumun yalnızca dalga kısmı, yani enerji yaşama geçiyor ama eğer gözlemleyen biri varsa o zaman madde ortaya çıkar.
Üç boyutlu bir objenin hologram tekniğiyle resmini çekmek istiyoruz. Görüntüyü önce mercek ve aynalardan oluşan bir lazer donamıyla, iki boyutlu bir plaka üzerine kaydediyoruz. O plakanın üzerinde görebileceğiniz tek şey objenin etrafa yaydığı enerji dalgalarının resmidir; yani objeyi oluşturan frekans bilgilerinin resmi.

Hologram tekniği, iki boyutlu dalga frekanslarının üç boyutlu bir görüntüye çeviriyor. Beynimiz bir tür mercekli hologram tekniğiyle çalışır. İki boyutlu nesneleri üç boyutluya dönüştürür.
Öyleyse dünya da evren de neyin hologram kaydı? Tabii ki tüm evren Tanrı’nın hologramı, onun yansıması. Ama fizik kesin bilgiler veremiyor. Olasılıklarla dolu bir evrende yaşıyoruz. Belirsizlik, olasılık, görecelik kavramı yaşamımıza girdiyse varoluşuyla ilgili düşünceleri de tümüyle sarsılmıştır.
Gözlemcisi olmayan evren evren değildir. Şu an içinde bulunduğumuz yaşam da tek bir olasılığın gerçekleştiği bir dalga çökmesidir. Ama bu rolü bizden alıp Tanrı’ya vermek isteyenler de yok değil.
Yeni fizik, eli kolu bağlı, kaderine boyun eğmiş varlıklar olmadığımızı yaşam gerçeğimizin oluşmasında rolümüzün önemini söylüyor.
‘Gerçek’ bir yığın olasılık arasından, dalga çökmesi sonucunda somutlaşıp dünyasallaşan tek bir olasılık. Diğer olasılıklar potansiyel varoluşlar. Bundan sonra felsefenin işi sizin gerçeği nasıl yorumladığınıza bağlı

S.Hawking evrenin bağımsız bir varlığının bile olmadığını söylüyor. Hung Everett, ‘bedenimizin yaşlanmadığı hatta ölümün olmadığı dünyalar olabileceğini’ söylüyor.
Borges’in 1940’lı yıllarda öykü kişisi ‘Ben enerjiyim,’ diyor. Bu önemli.
Kuantum fiziği, bilim kurgu edebiyatı için inanılmaz zenginlikte bir kaynak. Borges, teoriyi konu şablonu olarak kullanıyor.
Olması mümkün olan her şey olmaktadır.
Gerçek zamana dik açılarda bir başka zaman; sanal zaman vardır’ diyor Hawking.
“Kozmik Komedya”nın edebiyata ne kattığına birçok açıdan bakılabilir. Şimdi yazımı okuyanlara farklı alıntılarla Yıldız’ın ne demek istediğini; ‘gerçek’e yakın sunum yaparak anlatmak istiyorum.
Herkes kendi gerçeğini yaratır... Duyuların birbirine sinestezi olgusu var. Bu tür insanlar renkleri duyabilir, sesleri görebilir, görsel ve işitsel tadını alabilir. Bu sinetezik durum çoğunlukla sanatçılarda görülen bir özelliktir. Bir örnek size: Nobakov otobiyografisinde ‘Q harfinin K harfinden daha koyu kahverengi, S harfi, C kadar açık mavi değil’ diye yazar.
Beyin aslında bir organ bile değildir, sadece bir süreçtir.
Fizikçi Gordon Show’un araştırmasına göre, müziğin bebekler üzerindeki etkisi çok olumlu; büyümelerini renklendiriyor. Köchel 448, iki piyano için Re Major Sanat bu satırların arasından duyulurken beynin temel yapısına bağlandığınızı hissedin. Öğrendikçe kimyasal habercilerin alıcı sayısı artar, huzur ve mutluluk yaşarsınız kendi cehenneminizde. Kullanmadığınız duyularınız ve yetenekleriniz kaybolur gider, yoksunluğunu hissederseniz hasta olursunuz.
Kadınlarda ‘Ben daha sezgisel, daha yaratıcı, daha bütünsel ve belki de holografik bir oluşumun içindedir.
Erkek, ayrıntıları analiz eder yani mantıksal matematiksel sonuçlar çıkarır...
Beynin çalışması çeşitli olasılıklar arasındaki çatışmadan beslenir. Kendimizle tartışır, küfredebiliriz, kandırabiliriz… Konuştuğumuz ‘Ben’ sizsiniz.
Benim için çok önem taşıyan bilgilere geldik: Yazarların eserlerine yansıttığı çalışma süreçlerinin yazıya dökülmesine…
Montaigne, “Her insanda insanlığın bütün halleri vardır. Ben sayısız bireysellik olasılığını kendi içimde yaşamaktayım.
Robert Muşil, Niteliksiz Adam romanında kahramanı Ulrich’e, kendisi hakkında bildiği tek şeyin ‘bütün niteliklere aynı ölçüde yakın’ olduğunu söyletir.
Herman Hesse, Benliklerin bir benlikle kümesinden oluştuğunu söyler.

Sinemadan bir örnek: ‘Mega Savant’ diye anılan otistik özellikli Kim Peek her sayfayı fotoğrafını çekercesine belleğine kaydediyor. Bu yolla on binin kitap okuyan Peek’i Yağmur Adam’ filminde Dustın Hoffman canlandırıyor. Başka örnekler var: Tesla, Rachmaninov, Roosevett, Mozart mucizevi belleğe sahipler. İtalyan besteci Gregorio Allegri’nin ‘Misere’sini Vatikan’da dinlemiş olan Mozart tüm notaları anında belleğine kaydetmiş. Fakat bellek kayıtlarının çoğu kurmaca, kimliğimiz de öyle. Max Frisch, insanın kendi yaşamı olarak sunduğu öyküler demeti de bu bağlamda, düş gücünün yarattığı oyunlardır, yaşam deneyimlerinden kaynaklanan eskizlerdir; gerçek değildirler. Yalnızca imge olarak gerçeklerdir.
Freud, zihinsel işlemlerin çoğunun gizlice gerçekleştiğini; insan davranışlarının altında, rüyaların içeriğinde de görülen ve doğrudan erişimi olmayan gizli bir mekanizmanın yer aldığını söylüyordur.
Carl Gustav Yung: “Biz bilinçdışıyla yönetiliriz, çünkü bilinçdışı bilir,” diyor.
Dantel şu sonuca varıyor: “Benim, ‘Ben kimim’ mottolu yolculuğumun baltalayıcılarından biridir bilinçaltı. Bir belirsizlik denizinde yüzüyoruz.
Dolayısıyla bilinçaltını bilinçle tanıştırmak, anların arasındaki ayrılıkları uzlaştırmalı.
Osho: “Bu dünyada yalnızca tek bir mutluluk vardır ve o da kendin olmaktır...”
Beynin Macellan’ı da denilen sinirbilimci Karl Pribram, evrenin başlangıcından bu yana tam bilgilerin bu holografik ağın her bir yerine dağılmış olduğunu söylüyor. Yani evren kollektif bir bilgi deposu. Hepimizin ortak bilinçaltında bu bilgiler var. Bu bilgilerin dili simgeler rüyalarda kendini gösterir.
Freud kişisel bilinçaltını çözümlerken, Jung ise ‘kollektif bilinçaltı’ kavramlarla çıkıyor arketip imgelerin gelecekte olacak olayları dile getirdiği iddia edilen simgeleri legalleştiriyor. Paranormal ya da metafizik denen şeyi Jung, bilimsel analizin alanına dâhil ediyordu.

Rupert Sheldrake teorisinin adı ‘Alan Teorisi’ ya da morfik alana göre canlı cansız her türün birleşik hafıza içeren bölümü var. Ona göre genlerin getirdiği bilgiler yalnızca yapı malzemeleridir. Bu yapıyı oluşturmak plan ile gerçekleşir.
Sheldrake’nin morfik alanı gizil bir âlem. Sanatçılar, bilim insanları yaratılarını destekleyen bilgileri daha çok beyin alıcılarıyla ortak morfik alandan çekiyorlar. Sanatçılar bilinçüstü güçleriyle uyum içinde yaşar.
Sezgi bilinçli zihnin ve aklın ulaşamadığı bir yerde üçüncü katmanda ‘Fiziğin ötesindeki ‘Ben’ üzerindeki çalışmalara yer veriyor Yıldız. Beni burada çarpan nokta kişiliğin tonal düzlemde bir notasının olması yani ‘Kişilik notası’ ve bunu bizim bilmiyor oluşumuz…
Tanrı parçacığı denen Higgs bozonunun; yani saniyenin birkaç milyarda biri kadar ömrü olan bu enerji parçacığının hiçliğe kütle vermek, yani yoktan madde yaratmak gibi bir işlevi olduğu söyleniyor.
DNA, 200 milyar km uzunluğunda bilgi ile sarılıp sarmalanmış bir bedendir.
Her insanın düşünce ve davranışlarından dolayı oluşan kendine özel bir titreşimi vardır. Frekans değeri 300 Hertz’dir. Bu ne kadar yüksekse maddenin egonun egemenliğinden sıyrılır ve manevi boyutta ilerleyen bir insan olur.
Bu araya Papagena, (Sihirli Flüt Mozart) parçasıyla girer. Toth’un kutsal geometrisinin dediği gibi, bilinci oluşturan dişil ve eril elemanların yani daire (dişil) ve karelerin (eril) çevrelerinin birbirine oranının Pi sayısına yakınlığı ya da uzaklığı bilincin anahtarı.
Masonik ABD Cumhuriyetinin kültürel genetiği Antik Mısır’a Mu ve Atlantis’e dayanıyor.
Zihin günde 24saat rüya görür. Buna toplumsal rüya ya da gezegensel rüya diyeceğiz. Saptamasını yapıyor Carlos Castâneda. Orası insanın insan olmaktan çıktığı yerdir (maddesel varlık olmaktan söz ediyor sanırım).

İnsan gelişirken evren de gelişir. Hepsi ‘ben’ olan binlerce özün, bilinçaltında pusuya yatmış bir kimlik; ‘Hiç’leşip, ‘Ben’ olmaktan çıkan o ‘Ben’...
Yine Mozart’ın K. 417 sonatı duyuluyor uzaklardan.
Sanki bedensiz varlıkları düşünmüş bu bestesini yazarken.
Mondrian, Kandinsyki iç dünyayı resimlerken, Ulysses’in yazarı metafiziğin derin sularında yüzüyor. Lewis Carol, Halil Cibran, Elvis Presttey, Shirley Mac-Lavine, Thomas Edison ezoterik ‘Teozofi Derneği’ne üye olmuş sanatçılar var.
Bu bölümde DMT molekülü, yani ruhun molekülünü tanıyoruz. Bu hormon insanın âlemler arası yolculuğunun geçiş noktalarında: yani ölüm ve doğum sırasında salgılanıyor olması… Ve Yıldız artık ölmeye hazır… ‘Çıkmaya hazırdım artık yıldızlara…’ dedikten sonra Cennet Bölümüne geliyor. Hayal kırıklığı içinde. Zamansız/ mekânsız bir yer değil. Dantel farkındaydı Dante’nin Cennetinde olmadığını. Renk kartelalarında ‘çimen yeşili’ diye geçen tonda bir çayırlıktaydı. Cennetin rengi bu olmalıydı. Gittikçe çayırın yeşiliyle bütünleşen Dantel yuvarlak bir masanın çevresinde yüzlerce insan yemek yiyip sohbet ediyorlardı. Cafe’dekilerin hepsi buradaydı. Romanda adı geçen hatta saçlarında kırmızı öbekler bulunan kadın da buradaydı.
Tezer Özlü, Mozart’la sohbete girmiş, Hermann Hesse ve Thomas Manin Goethe’yi dinliyordu. Hitlerde yanlarındaydı. Dante, Stephen Hawking’le, biraz ilerde Montaigne’le Ali Teoman’nın sohbetini dinleyen Castaneda’yı gördü.
Atkuyruklu Cafe’den aşina olduğu saçında Kırmızı Renk Adacıkları Olan Kadın’a komik bir şeyler anlatıyordu ki kadın kahkahalarla gülüyordu.
“Mozart KV 619,” dedi Dantel. Bir kantat söylüyordu, üstlerinde denizci üniforması bulunan çocuklar. ‘Viyana Çocuk Korosu.’
Koşuyordu Dantel… gözlerinde sevinç gözyaşları… çocuklara ulaşmalıydı… ve belki oradan da Cennetsi yıldızlara… neden olmasındı… evet yıldızlara...
O şimdi en çok sevdiği ve tanıdığı kendi cennetinde. Hoşça kal Yıldız Ecevit.

Bir bilgi romanı: ‘Kozmik Komedya’
KOZMİK KOMEDYA
Yıldız Ecevit
Everest Yayınları, 2021
576 sayfa, 45 TL.