GeriKitap Sanat Başka türlü bir yıldız: Adile Naşit
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Başka türlü bir yıldız: Adile Naşit

Başka türlü bir yıldız: Adile Naşit

Yeşilçam’ın kuralları belli yıldız sistemi içinde ‘başka türlü bir yıldız’, bir ‘anti-yıldız’ olarak devleşti. Milyonların kalbinde kuşaklar ötesi bir etki yarattı. Oyunculuk yeteneğini genlerinde taşıyan, Yeşilçam’ın efsane ismi, eşsiz ‘komik kadın’ Adile Naşit’in sıradışı hayatı Sibel Öz’ün kaleminden ‘Oyuncu’da...

Yeşilçam filmlerinin herkesi kucaklayan annesi; ‘Hababam Sınıfı’nın biricik Hafize Ana’sı, ‘kuzucukları’nın masalcı teyzesi... Kulaklarda çınlayan kahkahasıyla, güler yüzüyle, seyircide yarattığı kuşaklar üstü etkiyle herkesin Adile Teyze’si... Tiyatro ve sinema tarihimize sadece oyunculuk yeteneğiyle değil, insancıllığıyla da geçen Adile Naşit...
Sibel Öz, bu büyük sanatçının yaşamını, ‘Oyuncu/Yeşilçam Yıldız Sisteminde Bir Anti-Yıldız: Adile Naşit’ adlı kitabında bilimsel bir çalışma formunda ele alıyor. Bir ‘Uykudan Önce çocuğu’ olarak, kuşağının ‘Adoş’a borcunu da ödemek istediğini söylüyor Öz. Sözünü tutuyor da. Adile Naşit’in, Yeşilçam’ın, sınırları özellikle kadın oyuncular için keskin hatlarla belirlenmiş ‘yıldız sistemi’ içinde, “Çarpık bacakları ve bücür boyuyla asla başaramayacağı” sık vurgulandığı halde, bir ‘anti-yıldız’ olarak nasıl devleştiğini aktarıyor. Milliyetçi, muhafazakâr, kadınların karton tiplemelere sıkıştırıldığı, gayrimüslim emekçilerin yok görüldüğü, kimliklerini gizlemek zorunda kaldıkları bir çağın sinemasını işliyor Öz. Bu kapsamlı bakış, okuyucuyu ‘Adile Teyze’nin bir ‘yaşlı kadın/anne rolleri hapishanesinde’ tutulduğunu fark etmeye de davet ediyor.

Başka türlü bir yıldız: Adile Naşit

Adile-Selim Naşit kardeşler.

TİYATROYA DOĞAN KARDEŞLER
Adile Naşit, ‘oyunculuğu’ genlerinde taşıyan isimlerden. Babası, tuluat tiyatrosunun büyük yıldızı Naşit Bey (1889, Şehzadebaşı doğumlu). Namı diğer ‘Komik-i Şehir Naşit’, Direklararası’nın -Haldun Taner’in tabiriyle- ‘kahkaha yıldızı’. Komediden melodrama uzanan yeteneğiyle Şark ve Millet Tiyatroları’nın seyirciyle dolup taşmasının başsebebi…
1926’da; iki meşhur sanatçı, kantocu Verjin ile Kemani Yorgi’nin yetenekli kantocu kızı Amelya ile ikinci evliliğini yapar Naşit Bey. Tiyatro ve sinema tarihimizin iki büyük ismi, Selim ve Adile kardeşler, bu aşkın çocukları olarak tiyatronun içine doğar. Kardeşlerin gözlerini açtıkları yer, Şehzadebaşı’ndaki Turan Tiyatrosu’nun üstündeki evdir. Selim 1928’de, Adile 1930’da doğar ve çocuklukları kulis, sahne aralarında geçer...

İLK ‘ANNE’ ROLÜ 14 YAŞINDAYKEN…
Direklerarası’nın büyük yıldızı Naşit Bey 1943’te, Adile 13’ündeyken yaşama veda ettiğinde, aile için sıkıntılı günler başlar. İki kardeş, gönülleri tiyatroda olsa da farklı işlere girişir. Adile bir bayrak atölyesinde çalışır. Ta ki Nejdet Mahfi Ayral ve Muhsin Ertuğrul’un desteğiyle Şehir Tiyatroları’na girene kadar. Öz, Adile Naşit’in gerçek anlamdaki ilk rolünün, 14’ündeyken yaşlandırılarak anneyi oynaması olduğunu anımsatıyor. 25’indeyken de Gülriz Sururi’nin annesi olarak 65 yaşında bir kadını canlandıracaktır. Adile Naşit’e biçilmiş ‘anne/yaşlı kadın’ rollerinin ne kadar erken başladığını gösterir bu anımsatmalar.
Adile Naşit Şehir Tiyatroları’nın ardından Muammer Karaca Tiyatrosu’nda, 1947’de ‘madam’ rolünde yer aldığı ilk filmi ‘Yara’da, kısa ömürlü Naşit Tiyatrosu’nda ve 1962 itibariyle Gazanfer Özcan Tiyatrosu’nda sahne alır… Öz’ün değerlendirmesiyle Naşit’i hem ‘yıldızlaştıracak’ hem de bir kalıba hapsedecek olan Ertem Eğilmez ile yolunu ilk kesiştiren 1971 tarihli film, ‘Beyoğlu Güzeli’ olur.
1950’de, 20 yaşındayken Ziya Keskiner’le evlenir. Ertesi sene dünyaya gelen oğlu Ahmet’i, kalp rahatsızlığı yüzünden 1966’da, 16 yaşındayken kaybeder. Ölüm haberini aldığında İzmir’de turnededir. Oğlunun ardından, koca bir halkın ‘annesi’ olarak yeni bir ‘rolü’ vardır artık… 1981-82 senelerinde TRT’de yayımlanan, çocuklara masallar okuyup onlara isimleriyle seslendiği ‘Uykudan Önce’ ile de ‘kuzucuklarının Masalcı Teyze’si olacaktır.

Başka türlü bir yıldız: Adile Naşit

Adile Naşit 'ömürlük' rol arkadaşı Münir Özkul ile.

İlk filmlerinde ‘madam’ rolleri üstlenen Adile Naşit, Ertem Eğilmez’in 70’lere damgasını vuracak Arzu Film yapımlarının değişmez isimlerinden biri olur. Eğilmez’in ‘Hababam Sınıfı’ serisiyse (1975-1981) Münir Özkul’lu, Şener Şen’li, Kemal Sunal’lı, Ayşen Gruda’lı bu ‘rüya takımının’ şahikası olacaktır. Öz, efsaneleşen ‘Hafize Ana’ rolüyle Adile Naşit’in serinin tüm filmlerinde rol alan tek oyuncu olduğunu anımsatır. Öz, Naşit’ten alıntıladığı sözlerle, oyuncunun anne kalıbına sıkışmasına hayıflandığı çıkarımını yapıyor: “1971’de tiyatrodan koptum ya da kopmak zorunda kaldım. Bunun vebali biraz da sevgili Ertem Eğilmez’in. Benim yakama bir yapıştı, pir yapıştı. Ertem Eğilmez ile tanışmam dünyamı altüst etti.”

TEK ÖDÜL: ALTIN PORTAKAL
Sanatçı, 1985’te aldığı ‘Yılın Annesi Ödülü’ bir yana, tek ödülünü 1976’da 13. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden alır. Hülya Koçyiğit ve Uğur Dündar ile rol aldığı filmle, başrolde olmamasına rağmen, ‘En İyi Kadın Oyuncu’ seçilir. Öz’e göre bu, Naşit’in bir ‘anti-yıldız’ olarak kendisini nasıl kabul ettirdiğinin somut örneklerindendir. Hiç ‘esas kadın’ olmamış bu kadın, Öz’ün tabiriyle ‘gökteki ulaşılmaz yıldızlardan’ olmamış, bizden biri olarak kalmıştır.
Kitap okuyucunun yüreğini sızlatacak, Yeşilçam’ın acımasız sistemine sinirlendirecek iki hususa dikkat çekiyor. Birincisi ‘sektörün’ etnik kimliklere karşı tektipçi duruşu. Türk bir baba ile baba tarafından Ermeni, anne tarafından Rum bir annenin kızı olan Adile Naşit gerçek adı Adela’yı hiç kullanmaz. Dönemin önemli sanatçıları oldukları halde, (Emel adını kullanan) annesi Amelya ve anneannesi Verjin’e dair neredeyse hiç bilgi yoktur. Devlet televizyonunda hayatı anlatılırken üstüne basa basa “Emel Hanım’ın Kuran okuyup namaz kılmayı bildiğini” vurgulamaya ihtiyaç duyulur nedense… Öz, “Adile Naşit beyaz, Türk, Sünni ve erkek sanat kanonuna sıradışılığını, öteki olmayı sanatıyla sıradanlaştırarak kabul ettirmeye çalışmıştır” diyor, Ermeniliğini gizlemek zorunda kalan Kenan Pars (Kirkor Cezveciyan), Sami Hazinses (Samuel Agop Uluçyan) gibi sanatçıları anımsatarak…


Başka türlü bir yıldız: Adile Naşit

Adile Naşit 1976'da, Altın Portakal Ödülü'yle.


ADİLE’Yİ PAS GEÇEN KAVUK...
Okuyucuya kalacak bir yük daha: Hiçbir kadın sanatçıya ‘layık görülmemiş’ kavuğun, Adile Naşit’i bile nasıl da pas geçmiş olduğu! “Türk tiyatrosunun güldürü geleneğinin geleneksel nişanesi”, İsmail Dümbüllü’den Münir Özkul’a, Ferhan Şensoy’a ve Rasim Öztekin’e geçen kavuk, Adile Naşit’in tahminlerine göre, bizzat babası Naşit Bey’in kavuğudur. Elbette mühim olan kavuğun sahipliği değil, Öz’ün de sözleriyle “Sanatçı geleneğini kuşaklar boyunca yaşamasına rağmen” Naşit kardeşlerin devir geleneğine dahil edilmemeleridir. Adile Naşit’in bir numaralı ‘komik kadın’ olarak kavukla hiç buluşmamış olması hakikaten de can sıkıcı bir gerçek...
Sibel Öz’den aktaralım: “Kendisi ‘komik’ de olsa, ‘erkek’ dünyasında kadın olmanın zorluklarını yaşamıştır. Naşit Bey için aranmayan güzellik ölçütleri, kendisi için aranmış, ondan yıldız/başrol oyuncusu çıkmayacağına kanaat getirilerek daha on yedi yaşından itibaren yaşlı/çirkin kadınları ya da anne rollerini canlandırması istenmiş, sonra da sergilediği başarılı performans ve Yeşilçam’ın popüler kültüre endeksli mevcut yıldız kalıpları nedeniyle bu roller üzerine yapışıp kalmıştır.”
‘Oyuncu’; Adile Naşit’in sadece bizden biri, şefkatli rollerin hem ağlatan hem güldüren oyuncusu oluşunun değil, katı yıldız sistemi içinde nasıl yıldızlaşabildiğinin de öyküsü...

‘SEZEN VE MÜJDE, ADİLE’Yİ TEDAVİ İÇİN PARİS’E GÖTÜRDÜ’
Adile Naşit, 1987 yapımı ‘Annem/Bırakmam Seni’nin çekimlerinde rahatsızlanır. O dönem, Ziya Keskiner’in vefatının ardından hayatını birleştirdiği, evvelden şoförleri olan Cemal İnce ile evlidir. Öz, Leyla Umar’dan alıntılıyor:
“Sezen (Aksu) ve Müjde (Ar), Adile’nin en yakın dostlarıydı. Erol Simavi, Sezen’le Müjde’nin emrine verdiği arabasıyla Adile’yi Paris’e götürmelerini ister. Çünkü Adile’nin uçağa binmesi imkânsızdı. Bu iki genç kadın bütün programlarını iptal etti; Adile’lerini önemsiz bir hastalık geçirdiğine inandırarak Paris’e götürdüler. Orada aylarca bir anne şefkatiyle Adile’ye baktılar. Ümit kalmadığını öğrenince hayatlarının en iyi rollerini oynaya oynaya İstanbul’a getirdiler.”
11 Aralık 1987’de, 57 yaşında bağırsak kanseri sebebiyle hayata veda eden Adile Naşit, bir izdiham eşliğinde uğurlanır, ilk eşi Ziya Keskiner ile oğlu Ahmet’in yattığı Karacaahmet Mezarlığı’na…

OYUNCU  Başka türlü bir yıldız: Adile Naşit
YEŞİLÇAM YILDIZ SİSTEMİNDE
BİR ANTİ-YILDIZ: ADİLE NAŞİT
Sibel Öz
İletişim Yayınları, 2020
256 sayfa, 35.5 TL.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle