Kişilik haklarına saldırı mı

Hürriyet Haber
23.09.2007 - 20:42 | Son Güncelleme:

18 Eylül günü Hürriyet’in 21. sayfasında "Benimle evlenir misin" başlıklı bir haber yayımlandı. Haberin üst başlığı "Selek’e aşık oldu iddiası" şeklindeydi.

Haberde, Mısır Çarşısı’ndaki patlama ardından yargılanan Pınar Selek’in hiçbir yakınlığı olmadığı halde. Abdullah Öcalan’ın cezasını çektiği İmralı’ya gittiği, Abdullah Öcalan’ın da Selek’e evlenme teklif ettiği öne sürülüyordu. Habere destek olarak ise, Selek ile yapılan ve iddiaları yalanladığı görüşme de aktarılıyordu.Haberin yayımlanması ardından, Selek şu açıklamayı gönderdi: "Sadece hayali ’kulislere’ dayandırılan, hiçbir etik değere sığmayan ve çamur atıp iz bırakmayı hedefleyen bu iftirayla, kişilik halklarıma saldırılmıştır. Bu dayanaksız iddialara, gazetenizin büyük önem atfetmesi karşısında ise ayrı bir şaşkınlık yaşamaktayım. Bir internet sitesinin kişi hakları, basın etiği, gazetecilik mesleğinin kamusal sorumluluğu diye bir derdi olmayabilir ama gazetecilik ilkelerini savunduğunu söyleyen gazeteniz de, kamusal bir meslek olan gazeteciliği ayaklar altına alan bu haberin doğruluğunu araştırma gereği duymamıştır. Haber hazırlanırken sadece benim görüşüme başvurulmuştur. Ben, bu iddianın iftiradan ibaret olduğunu, kişilik haklarıma zarar verdiğini gazetenize açıkladığım halde iddia çarpıcı bir şekilde verilmiştir. Örneğin, haberinizde ’Öcalan ile yüz yüze görüştüğüm’ yazılıyor. İmralı Adası’na benim gibi birinin gitmesi imkansız. Yine de Adalet Bakanlığı ya da İmralı Adası’na bakan ilgili savcılıktan durum rahatlıkla öğrenilebilirdi. Buna dahi gerek duyulmamış. Üstelik bu habere attığınız başlık, tümden benim söylediklerimi etkisiz kılmış, söz konusu iddiaya olmuş intibası vermiştir. Dolayısıyla gerek savunduğunuz basın meslek ilkeleri, gerek Aydın Doğan’a bağlı basın kuruluşlarının kabul ettiği etik ilkeleri çiğnemiş oluyorsunuz. Bunu insafsızlık olarak nitelendiriyorum."Sözü edilen web-sitesinin de, bu iddiaları yazan kişinin de adlarını vermiyorum. Web sitelerinin etkisini ölçen Alexa’da yaptığım küçük bir araştırma, bu sitenin Türkiye’de en çok ziyaret edilen 465. site olduğunu gösterdi; Hürriyet’in haber portalı ise, bazen birinci bazen da ikinci Türkiye’de. Haberi yazan "muhabir" ise saldırgan bir milliyetçi muhafazakár tonla yazılar yazan bir kişi ve aynı zamanda küçük tirajlı, kışkırtma amaçlı kapaklarla yayımlanan bir derginin de sahibi görünüyor. Google’da çabuk bir aramanın ortaya koydukları bunlar.Durum böyle olunca, bu kişinin iddialarını kuşkusuz çok ince bir süzgeçten geçirmek gerekiyor. Hele, 465. sıradaki bir web-sitesinin bu iddialarını, manşete taşımayı düşünen Hürriyet’in ise çok daha özenli olunması gerekmez mi?Bir de, ancak askeri gemilerle gidilebilen bir adada, yüzlerce askerin ortasında bir hücrede tutulan bir hükümlüye elini kollunu sallaya sallaya erişmek o kadar kolay mı? Bu soruları Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’e de sordum. Yanıtı çok netti: "İnternet sitelerinde her gün çok sayıda deli saçması iddia ortaya atılıyor. Bunların çok büyük bölümü doğru değil. Ama bu nedenle internet kaynaklı haber kullanılmaz diye bir şey de söylenemez. Sapla samanı ayırmak için çok ciddi gazetecilik yapmak gerekir; soruşturmak, kaynaklara ulaşmak ve iddiaları teyit ettirmek gibi. Bu olayda belli ki bu ilkelere uyulmamış. Yanlış olmuştur."Bu sözler ardından bana da söyleyecek şey kalmıyor.Mahalle baskısı üzerine Ahmet Atılgan: "Dünyanın her yerinde mal-hizmet satıcıları, müşterilerinin tercihlerini öne çıkaran satış stratejisi izlerler. 12 yaşındaki bir çocuk dahi bunun yerindeliğini anlar ve yadırgamaz. Siz ise Fatih’te içki reyonunun örtülmesini mahalle baskısı olarak manşet yapıyorsunuz. Bu ülkenin geleceğine ilişkin hiçbir tasanız ve tasarınız yok mu sizin? Sözünü ettiğim manşetinizden daha fazlasını yapmak isterseniz ben hatırlatayım: Bazı belediyelerde ibadethanelere şu kadar mesafede içkili yer ruhsatı verilmez. İstanbul’da da buna uyan çok sayıda örneği herhalde bulabilirsiniz. Neden camilere bitişik meyhaneler, pavyonlar, gazinolar olmasın? Utanmadıktan sonra, arsızlığın bir sınırı mı var? Madem mahalle baskısına karşıyız, okulların, camilerin, tarihi eserlerin yanıbaşlarında da öyle böyle yerler olsun. Maksat çağdaşlık değil mi?"Okur Temsilcisi’nin Notu: İşte bu tür tepkiler, yaşadığımız tartışmaların nedenlerini ortaya koyuyor. Sizin dediğiniz doğruysa, ki olabilir, bir ürün zaten satılmayacaksa, üzerini kapatmanın gerekçesi ne olabilir. Ürün orada durur ve kimse almaz; olur biter. Ama hiç tüketmediğiniz bir ürünün alışveriş yaptığınız yerde bulunması rahatsızlık veriyorsa, sorunlar başlar. Oruç tutanlar, tutmayanlardan rahatsız olmaya başlarsa ne yapacağız. Şu anda İstanbul dahil birçok şehirde, çok sayıda lokanta kapalı. Türkiye’nin tamamı oruç tutmadığına göre, bazılarımız, özellikle Anadolu’da istediği zaman yemek yiyemiyor. Buna cevabınız ne? Yemesinler mi? Yoksa kimse kalkıp da caminin yanında içki satılsın demiyor zaten. O konu da bir kanunla belirlenmiştir. Yani ben haberde bir sorun görmüyorum. Sorun, başkasının hayat tarzına müdahale hakkını kendinde görenlerin düşüncelerinde. Dr. Orhan Kaymakcalan: "Hiçbir dine bağlı olmayarak yaratana inanma yani deizm, ya da tanrıya inanmama ateizm de inanç türleridir. Ayrı görüşte olunsa da bunlara saygı gösterilmesi gereklidir. Biz bunları Türkiye’de hiç tartışmıyoruz; bunları da tartışmalıyız. Aksi takdirde fikir özgürlüğünden değil, teokratik düzenden söz ediyor oluruz.Okur Temsilcisi’nin Notu: Cesaretiniz nedeniyle sizi kutluyorum. Haklısınız.

Etiketler:

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı