GeriSeyahat Kış başında üç Avrupa başkentinde hafta sonu kaçamakları
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Kış başında üç Avrupa başkentinde hafta sonu kaçamakları

Kış başında üç Avrupa başkentinde hafta sonu kaçamakları

Kuzey yarımkürede kış öncesi son güzel günler yaşanırken, bu hafta Avrupa’da gidebileceğiniz üç büyük başkenti yazdım. Keyifli sonbahar yürüyüşleri, gurme deneyimler, müzik ve sanat aktiviteleri gezginleri bekliyor. Kışın karlı günleri gelmeden Avrupa’da sonbaharın tadını çıkarabilirsiniz.

ROMA

Vespa’ya atlayın, film kahramanlarına katılın

Üç bin yıllık geçmişe sahip Roma’ya âşık olmamak imkânsız gibi. Hele sonbaharda her yer kızıl ve sarı renge bürününce, insanın içinden “Seviyorum seni’’ diye haykırmak geliyor! Roma’yı tersinden okuduğunuzda bir sürprizle karşılaşıyorsunuz: AMOR yani AŞK...
Goethe, 1786 yılında geldiği Roma’yı gördüğünde “Gençlik düşlerim nihayet gerçeğe dönüştü” demiş. Bu sonbaharda siz de Goethe ile hemfikir olabilirsiniz. Hem Roma’da bu aralarda çok sayıda etkinlik var. Efsanevi grup Dire Straits önümüzdeki günlerde Teatro Olimpico’da bir konser veriyor. Liszt sevenler ise Sant’Agnese Kilisesi’nde 29 Kasım’da düzenlenecek konseri kaçırmasınlar. 8 Aralık’ta İspanyol Merdivenleri’nin yakınındaki bir sütunun üzerinde bulunan Meryem Ana heykelinin koluna çelenk koyma töreni var. Papa’nın katılması töreni cazip hale getiriyor.

NOEL AĞACI YİNE VENEDİK MEYDANI’NDA

Roma, İstanbul gibi yedi tepe üzerine kurulmuş. Keşfe şehrin ilk kurulduğu tepeden başlayın: Palatinus’a giderken, Venedik Meydanı’ndan geçeceksiniz. Bu isim buradaki konağın, 1455’te Venedikli kardinal Pietro Barbo tarafından yaptırılmasından kaynaklanıyor. Meydanda göze batan bir başka eser anıtsal Vittoriano yani İtalyan Birliği’nin kurulmasına büyük katkıları olan Savoy Kralı Vittorio Emanuele Anıtı. Çok merkezi bir noktada olduğu için önüne her sene kocaman bir Noel ağacı dikiliyor. Palatinus Tepesi’nin yakınında, İstanbul’a Konstantinopolis adını veren İmparator Konstantin’in Zafer Takı var. Konstantin’in, 315’te İmparator Maxentius’a karşı kazandığı zaferden sonra dikilmiş. Yanındaki Roma’nın tarihi simgesi Colosseum’un esas adı Flavius Amfitiyatrosu. Colosseum, İmparator Vespasianus tarafından 72 ile 80 yılları arasında yaptırılmış. 55 bin kişilik yapıda önceleri tiyatro gösterileri, sonradan gladyatör dövüşleri yapılmış. Colosseum’dan yürüyerek Titus Zafer Takı’na doğru çıkabilirsiniz. Bu tak, 70 yılında Yahudilere karşı kazanılan zaferin anısına yaptırılmış. Bulunduğunuz yerden Roma Forumu’nu seyredebiliriz. Forum eski Roma’da şehrin siyasi, ticari ve hukuki merkeziymiş. Bugün kalıntı olarak gördüğünüz bu yer halkın gününü geçirdiği, toplandığı, sözleştiği cıvıl cıvıl bir alanmış.

TRASTEVERE HEP RENKLİ VE CANLI

Trastevere bir zamanlar esas Romalıların oturduğu yer olarak bilinen, genç ve yabancıların çok rağbet ettiği, Roma’nın en eski ve popüler semti. Dapdaracık ortaçağ sokaklarına dalın. Burası lokanta, butik, pub’larla dolup taşan, Roma’da çok sevilen, rengarenk bir yer! Sonbahar akşamları sokakları, lokanta masaları, masaların aralarında şarkı söyleyen şarkıcılar ve sürü halinde yürüyen turistlerle dolup taşıyor. Bu sonbahar Roma’nın renkli ve şen meydanlarından Campo dei Fiori’ye de uğrayabilirsiniz. Burası gündüz saat 14.00’e kadar rengârenk bir açık hava pazarı, sonrasında ise pub, lokanta ve pizzacıları turistlerin istilasına uğruyor! Campo dei Fiori eski Roma kalıntılarının üzerine kurulmuş binaların, ortaçağ hanlarının ve Rönesans konaklarının bir arada bulunduğu cıvıl cıvıl bir semt! Meydanın iki tarafındaki çeşmeler, Caracalla Hamamları’ndan alınmış granit havuzlardan oluşuyor. Bu meydandaki sıcak atmosferi, nefis mutfağı ve mükemmel servisiyle Ristorante Camponeschi’de (Tel: 687 49 27) bir akşam yemeği yiyebilir ya da köşesindeki Wine Bar’da bir aperitif alabilirsiniz. Navona Meydanı, Campo dei Fiori’ye çok yakın. Ve barok dönemin en güzel örneklerinden biri. Ortada Mimar Bernini’nin dünyanın dört büyük nehrini (Ganj, Nil, Tuna, Rio de la Plata) betimleyen çalışması ve iki yanında da çeşmeler var. Meydana günün her saatinde uğramak mümkün. Çevresindeki pahalı kafe ve lokantalar devamlı açık. Sabah bir capuccino, sonrasında yemek ya da bir içki için buyurun. Yeter ki meydanda şöyle bir oturup sonbaharın keyfini çıkarın! Sokak sanatçılarını seyredin.
Pantheon, Roma mimarisinin bir harikası. Bu günlere ulaşabilmesini kiliseye dönüştürülmesine borçlu. Dapdar ortaçağ sokaklarından bu meydana çıktığınızda, böyle devasa eserle karşılaşmak Roma’nın hoş bir sürprizi. Roma’yı bir açık hava müzesi olarak gezmeniz lazım. Her yerinde antik çağlardan kalma bir eser, çeşmeler, her biri bir sanat eseri olan kiliseler var. Hazır bu bölgeye gelmişken Roma’nın lüks otellerinden Holiday Inn Crown Plaza’nın (www.hotel-invest.com) muhteşem manzaralı terasında bir kokteyl için. Post-modern mimar Portoghesi’nin Fonseca Konağı’nı otele çevirmek için yaptığı tasarım görülmeye değer.

MODANIN MERKEZİ

İspanyol Merdivenleri’nin (Piazza di Spagna) tam karşısında moda dünyasının merkezi sayılan Via Condotti ile ona paralel şık alışveriş sokakları bulunuyor. En ünlü İtalyan moda yaratıcılarının mağazaları bu alanda ve dünyanın her tarafından gelen turistlerle dolup taşıyor! Armani, Valentino, Prada, Gucci, Ferre, Versace, Fendi, Biagiotti, Ferragamo, Trussardi sizleri bekliyor. İspanyol Merdivenleri mimar Francesco de Sanctis’in tasarımı. Merdivenler sonbahar dahil yılın her diliminde gençlerin, turistlerin buluştuğu, oturup sohbet ettiği, şarkı söylediği şehrin en popüler yeri. Roma deyince insanın aklına ne gelir? Roma İmparatorluğu, Roma mimarisi, Roma hukuku ve tabii ki Roma’yı ölümsüzleştiren Dolce Vita (Tatlı Hayat) ile Roma Tatili filmleri. Kenti Roma Tatili filmindeki gibi Vespa’yla dolaşıp keşfedebilirsiniz.

Kahve, şarap ve makarna

Roma Mutfağı’nda, makarna, pilav, sebze ve et var. Nane, fesleğen ve kekik de çok sık kullanılıyor. Romalılar kahve, şarap ve makarna meraklısı. Makarna olarak spaghetti alla carbonara (yumurta beyazı sosu, peynir ve karabiber takviyesi), fettuccine (et ve domates soslu) ve stracci’yi (bir çeşit Canelloni) deneyebilirsiniz. Saltimbocca alla Romana (Dana pirzola ve üzerinde domuz jambonu) ise en lezzetli et yemeklerinden. Yemeğinizi meşhur Roma dondurması ile taçlandırabilirsiniz. En iyilerden biri Navona Meydanı’nın ara sokaklarında. En kıvamında kahveyi Pantheon’a yakın Caffe Tazza d’oro da içebilirsiniz. Roma’nın başkent olduğu Lazio Bölgesi’nde beyaz şarap üretiliyor. Şişelenmiş şarapların en ünlüsü Frascati. Roma’daki en güzel şeylerden biri çeşmelerinden rahatça su içebilmek. Pet şişe almanıza hiç lüzum yok, hem otel odasında hem sokakta rahatça içebilirsiniz.

Tatlı hayat deyince Via Veneto

Nicola Salvi’nin 1762’de tamamladığı Trevi Çeşmesi döneminin mitolojiyle doğayı birleştiren en güzel örneklerinden. Esere sadece Türkler ‘Aşk Çeşmesi’ diyor. Roma’ya tekrar gelmek isteyenler sırtını çeşmeye dönüp sağ eliyle sol omuzunun üstünden çeşmeye parayı atıyor. Türkler ise aşk diliyor. İspanyol Merdivenleri’ne gitmek üzere Barberini Meydanı’ndan geçin ve Via Veneto’ya çıkın. İtalya Birliği’nin kurulmasından sonra Roma’ya gelecek önemli şahsiyetleri misafır edecek çok güzel oteller bu caddede inşa edilmiş. En şık lokantaların ve otellerin bulunduğu Via Veneto özellikle 1950-60 yıllarında ‘Dolce Vita’nın merkeziymiş. Roma’nın gece hayatı, sinema dünyasının meşhurları ve onların peşini bırakmayan paparazzileriyle dünyaca meşhurmuş! Akşam buraya gelip, Fellini’nin gözdesi Doney Cafe’de (www.tasteinitaly.com) ya da Harry’s Bar’da (www.harrysbar.it) müzik eşliğinde bir şeyler atıştırıp, içkinizi içebilirsiniz. Bulunduğu cadde şehrin göz bebeği. 1958’den kalma bu restorana, “Ben de oradaydım” demek için gidenler bile var. Akdeniz mutfağı, uluslararası seçenekler sizi bekliyor.

PARİS

Aşkın vazgeçilmez adresi

Paris dünyanın en etkileyici şehirlerinden biri, o kadar güzel ki Fransızların Kaf Dağı’ndaki burunları bile bu muhteşemliği gölgeleyemiyor. Işıklar şehri Paris, mimari görkemin, kültürel faaliyetlerin, moda ve yemek sanatının zirvesi olmanın bilincinde ziyaretçilerini bir Latin âşığı cilvesiyle baştan çıkararak harika bir keşfe davet ediyor.

Kış başında üç Avrupa başkentinde hafta sonu kaçamakları

HER ADIMDA BİR SÜRPRİZ

Paris’te yapılacaklar listesi sonbaharda da çok kabarık. Luxemburg Bahçeleri gibi geniş park ve bahçelerde sonbaharın son renklerine veda etmeden önce yürüyüş yapabilirsiniz. Gündüz ve gece ayrı bir güzelliğe sahip olan Seine Nehri üzerinde gezi tekneleriyle turlayabilir, Haussmann isimli mimar tarafından 19. yüzyılda yeniden düzenlenen geniş ve şık bulvarlarda dolaşabilir, her biri ayrı bir sanatsal şaheser olan etkileyici binalara bakabilir, Paris’i simgeleştiren Eiffel Kulesi’nin tepesine çıkabilirsiniz. Bilinen klasikler olan Arc de Triomphe (Zafer Takı), Louvre Müzesi, Versailles Sarayı ve şehrin biricik tepesinde konuşlandırılmış Sacre Coeur’ü (Kutsal Kalp Kilisesi) ziyaret edebilirsiniz. Şu anda Donatello, Ghiberti, Michelozzo ve Mino da Fiesole gibi ustaların 140 eserini Louvre Müzesi’nde özel bir sergide görebilirsiniz. 9’uncu Louis’in inşa ettirdiği La Sainte Chapelle’de Noel konserleri yakında başlıyor. Muhteşem vitrayların olduğu bu gotik yapıda müziğin tadını çıkarmak bile bu mevsimde Paris’e gitmek için bir neden olabilir.
Güncel mekânlardan G. Pompidou Merkezi’ni, La Defence bölgesini, kendisi belli başlı bir şehir olan P. de la Villette’teki Bilim Kompleksi’ni görebilirsiniz, ancak yerel lezzetleri tadabileceğiniz, her zevke ve bütçeye hitap edebilecek kafe ve restoranlarda soluklanmayı, üniversite denilince ilk akla gelen isimlerden biri olan Sorbonne’a uğramayı ihmal etmeyin. Vakit kalırsa, çocukluğunuza geri dönün ve şehrin doğu çıkışındaki Disneyland’a gidin. Sanat için yaşayanlardansanız, şehirde 150’nin üzerinde sanat galerisi ve müze bulunuyor.
Akşam yemeği sonrasında Buddha Bar’a uğrayabilirsiniz. Küba ezgileri eşliğinde bir mojito yudumlayarak Karayipler’e doğru yolculuğa çıkmak isterseniz Paris’teki adres belli: Havanita Cafe. Paris kafeleri denilince ilk akla gelen isim olan Les Deux Magots da kahvenizi yudumlamazsanız Paris’i yaşamamış, ruhunu hissetmemiş sayılırsınız. Burası Jean Paul Sartre ve Ernest Hemingway’in sık sık uğradıkları bir mekândı. Paris’e gitmişken, en çok ziyaret edilen yer olan Notre-Dame Katedrali’ni (yılda 10 milyon ziyaretçi), en eski kilise Saint Germain des Pres’i (1000 yıllık) ve en uzun sokak Rue de Vaugirard’ı (4.5 km.) muhakkak görün.

En şık beş restoran

Taillevent: Dâhi şef Alain Soliveres’in L’Etoile yakınındaki bu restoranına çok önceden rezervasyon şart. Şehrin kesinlikle en iyi Fransızı. Servis Fransızlardan beklenmeyecek kadar iyi, neredeyse kaşıkla yedirecekler. (15, Rue Lamennais, 8e. / www.taillevent.com)
La Tour d’Argent: 500 bin şişeden oluşan bir şarap mahzenleri olduğuna inanabiliyor musunuz? Manzarada Meryem Ana’ya ithafen yapılmış Notre Dame Katedrali, önünüzde ördeğin âlâsı. Öğle yemeklerinde fiyatlar daha insaflı. (15-17, Quai De La Tournlle, 5e. / www.latourdargent.com)
Guy Savoy Restaurant: Farklı bir Fransız mönüsü için deneyebilirsiniz. Özellikle enginar trüf çorbası bir harika. Dekorasyon Kaliforniya esintileri taşıyor. (18, Rue Troyon, 17e. / www.guysavoy.com)
Le Grand Vefour: Napolyon ve karısı Josefin’in de yemek yediği bu mekân olağanüstü dekoru ve tanrılara layık yemekleriyle konuklarını ağırlıyor. Hesap da dahil olmak üzere her şey sıra dışı. (Palais Royal, 17, Rue de Beaujolais, 1er. / www.relaischateaux.com)
Le Jules Verne: Fransız yemekleri güzel olsa da bu restoranı büyüleyici kılan Eyfel Kulesi’nin üzerinde yer alması. Fonda 70’lerin dekorasyonu, Paris ayaklarınızın altında bir şekilde yemek yiyorsunuz. (Tour Eiffel, 2. Kat, 7e. Tel: +33-1-45556144)

LONDRA

Parklardaki renklere otellerdeki ihtişama hayran kalacaksınız

Kış başında üç Avrupa başkentinde hafta sonu kaçamakları

Sonbaharın en çok yakıştığı Avrupa başkentlerinden biri Londra. Ilıman iklimi sayesinde sonbahar uzun sürüyor. Bu mevsimin renk şöleninde sarının tonlarına bulanıp negatif enerjinizden arınmak istiyorsanız, Londra bir parklar şehridir, Kensington Gardens’dan başlayıp, Hyde Park’tan geçip, St. James Park’a gider, şehir merkezinin büyük bir kısmından da geçmiş olursunuz. Hyde Park’ta geleneksel Noel eğlenceleri başladı bile. Christmas Circus ve Cirque Berserk isimli iki sirk misafirlerini beklerken Winter Wonderland’s isimli İngiltere’nin en büyük buzpateni pisti de eğlenceli zaman geçirmek isteyenlerin hücumuna uğruyor. Pist tam 100 bin ışıkla süslenmiş. The Magical Ice Kingdom ise buzdan heykeller, buz köyü ve buz bar gibi etkinliklerle Hyde Parkı daha da ilginç hale getirmiş.

TURNER DENİZDE

Şehirde sürekli yeni etkinlikler var. Tina Gveroviç ve Sinisa İliç’in Tate Modern’deki binaya özgü enstalasyon sergileri geçen hafta başladı. Design Müzesi’nde ‘Hello, My name is Paul Smith’ sergisi var, sergi Londra’nın sanat hayatına apayrı bir renk getirdi ve uzun bir süre açık kalacak. Açık havada buzpateni yapmak isteyenler Tower of London’ın önündeki ringe de gidebilir. National Maritime Müzesi’nde ise ‘Turner ve Deniz’ sergisi başladı. Ünlü ressamın eserleri gerçekten muhteşem.
Londra hâla anayasal monarşiyle yönetilen bir ülkenin başkenti olduğundan mıdır pek bir asil, kraliyet ailesi ise İngiltere’nin en büyük tanıtım malzemesi. Lady Di 1997’de öldü ama gazeteler her fırsatta ondan söz ediyor. Kraliyet sarayı Buckhingham ise sonbahar dahil her dem turistlerin kameralarına en çok konuk olan yerlerden biri. Saat 11.30’da sarayın yakınındaysanız büyük bir ihtimalle muhafız değişim törenini izleyebilirsiniz. Dünyanın en pahalı şehirlerinden Londra öylesine büyük ki, gezmek için çok zamana ihtiyacınız var. Sonbaharın yağışlı günlerinden birine denk gelirseniz müzelerden başlayın. Listeye dünyanın en büyük koleksiyonlarından birine sahip olan, Efes’teki Artemis Tapınağı’nın ve Bodrum’daki mozolenin de bazı bölümlerini bünyesinde bulunduran British Müzesi’ni koyun. Onun yakınındaki Madame Tussauds balmumundan yapılmış ve gerçeğe çok yakın olan heykelleriyle ilginizi çekebilir. Trafalgar Meydanı’nda bulunan Milli Galeri (National Gallery) 15-19’uncu yüzyıl arasındaki Avrupalı ressamların müthiş eserlerine ev sahipliği yapıyor. Galeride bir Türk halısına kollarını dayamış olarak resmedilmiş olan büyükelçiler, adlarını taşıyan resimde devleşiyorlar.

SOHO EĞLENCESİ

Eğer sonbaharın son günlerinde amacınız eğlenceyse birbirine yakın olan, Soho, Leicester Meydanı ve Covent Garden yakınlarında dolaşın. Farklı ulusların, kültürlerin, marjinal grupların yarattığı kozmopolit havayı solumak bile bu bölgeyi ziyaret etme sebebi olabilir. Chinatown’da Çin yemekleri yiyebilir, gay barlarla dolu olan sokaklardan ilerleyip tiyatrolar bölgesine geçebilirsiniz. Modası geçmiş olsa da bölgeye renk katan punklar hâlâ etrafta dolaşıyor. Gece kulüpleri için tavsiyelerim ise 65 Regent Street’te bulunan Cocoon’daki Late Lounge ile The Living Room.
1970’lere kadar toptancı pazarı olarak kullanılan Piazza’nın bulunduğu Covent Garden, sokaklarında müzisyenlerin olduğu, açık hava kafelerinde insanların birbirlerini seyrettikleri bir mekân, şık mağazalar da bu dekora zenginlik katıyor. Londra’nın finansal merkezi City’de ise aynı zamanda dünyanın en büyük kiliselerinden St. Paul’s var. 110 metre yüksekliğindeki kubbesiyle ihtişamlı bir görünüme sahip olan St. Paul’s, Christopher Wren isimli mimarın en önemli eseri.
Daha ilerideyse 1894’te yapılan ve Londra’nın sembolü sayılan Tower Bridge şehrin siluetine katkıda bulunuyor. Devamında, Thames Nehri kenarında dokuz yüzyıllık Londra Kulesi (Tower of London) var. 1941’e kadar özellikle monarşiye karşı isyan edenler buraya hapsedilirmiş. Düz bir şehir olan Londra’yı bir de tepeden görmek isterseniz, Big Ben ve Parlamento’nun karşı tarafında South Bank Centre’da bulunan London Eye isimli dönme dolaba binebilirsiniz. 135 metrelik dünyanın bu en büyük dönme dolabından şehrin eşsiz sonbahar manzaralarını görebilirsiniz.

Bibendum’da deniz ürünleri
Pasha’da Fas mutfağı

Bu mevsimde Londra soğuk ve yağışlı olabilir ama şehir uluslararası restoranlar konusunda çok zengin. Hemen hemen her ülkeye ve mutfağa ait restoran bulabiliyorsunuz. Fas yemekleri yapan, Gloucester Road’daki Pasha güzel bir ortama sahip, yemekleri ise parmak yedirten cinsten. Çok şık bir muhit olan South Kensington’daki Bibendum’da ambiyans da deniz ürünleri de çok iyi. Covent Garden’daki Joe Allen’s New York havasını soluyup yemeklerini tadabileceğiniz çok başarılı bir tesis. Khan’s of Kensington ise dekorasyonu kitsch ama bir o kadar da otantik. Hint mutfağının da en iyi temsilcilerinden biri, üstelik çok uygun fiyatlarla. Türk kebaplarını özlerseniz Belgravia’daki Bosphorus şık bir muhitte güzel bir alternatif.

Spencer Tracy cennet yerine bu oteli seçmişti

Londra’da kraliyet ailesine yaraşır bir otel arıyorsanız en ideal adres Claridge’s). Krallara layık bir servis ve ihtişamla karşılaşacaksınız. Spencer Tracy “Cennete değil, Claridge’s’e gitmek istiyorum” demiş (www.claridges.co.uk). The Covent Garden Hotel ise ünlülerin ve moda gurularının rağbet ettiği çok gözde ve sıra dışı döşenmiş bir yer (www.firmdalehotels.com). The Portobello Hotel lüks semtlerden Notting Hill’de, müşteri portföyü gazete sayfalarını sürekli işgal edenlerden oluşuyor (portobellohotel.com). The Connaught Hotel sevgilinizi alıp gidebileceğiniz ve ilgiden şımarabileceğiniz bir konaklama tesisi (www.theconnaught.com). Mayfair’deki otel 1897’den beri varlıklı kesime hizmet veriyor. Eğer aristokrasiyle beraber beş çayı içmek istiyorsanız Brown’s ve Ritz hotellerini deneyin.

Oxford Caddesi 1,5 milyon Pound’a ışıklandırıldı

Londra’ya sonbaharda alışveriş için giden beylere en iyi terzi ve gömlekçilerin bulunduğu Jermyn Street ve Saville Row’u tavsiye ederim. Yemeğe düşkün olanlar Fortnum & Mason’a girsinler. Victoria dönemine ait bir pasaj olan Piccadilly’deki Burlington Arcade ise gerçek bir alışveriş tecrübesi için ideal. Cumartesi sabahı Portobello Market ile pazar günü Camden Lock’da bit pazarları var. Müzikseverler Covent Garden’daki Royal Opera House’da bir gösteriye gidebilir, kitap kurtları da Charing Cross Road’da dolaşabilirler. Yürüyüş içinse Sloane Street, Knightsbridge, Chelsea, King’s Road, Notting Hill, Regent Street, Bond Street, Hampsted Heath Park ve gece manzarası için South Bank ve Waterloo bana göre sonbaharın bu son demlerinde en ilginç yerler. Oxford Caddesi’nde ise bu yıl 1.5 milyon Pound (4.9 milyon TL) harcanarak yapılan özel Noel ışıkları var, kaçırmayın derim.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle