www.cocukistiyorum.com


Simten DANIŞMAN

Bir kadın internette çocuk özlemi duyan herkese 22 yıllık öyküsünü anlatarak sesleniyor

Onun adı Füreyya değil. Ben de, zaten Ayşe Kulin değilim. Ama gene de 44 yaşındaki Sibel Tuzcu'nun hikayesinde bir kadını etkileyebilecek birçok unsur biraraya geliyor. Öyle ki Reha Muhtar çıkıp ‘‘acı var mı, acı’’ diye sorsa ben de cevabı hemen yapıştırırım: ‘‘Bu hikayede yok yok, Reha Abi!’’

ACABA önce iki evlilikten ve kocalardan mı söz etsem?

Olmaz! Bu kız gene koca arıyor derler.

Yoksa 22 yıl boyunca beklenen bebeği anlatarak mı meseleye girsem?

Bunu da yapamam!

Esas hikayeyi ‘‘harcamış’’ olurum.

En iyisi önce haberi vermek:

İnternette yılbaşından beri faaliyette olan bir site var. Adı www.cocukistiyorum.com

Bu sitenin kurucusu kim? Sibel Tuzcu. Günlerini 22 yıl bekledikten sonra kavuştuğu 2 yaşındaki kızı Melissa'yla, gecelerini ise bilgisayar başında geçiriyor. İnternette kurduğu bu sitede kendi gibi kadınlara yardımcı olmaya çalışıyor.

Kendi gibi ne demek?

Baştaki ‘‘www’’yu ve sondaki ‘‘com’’u atın; bir de kelimeleri birbirinden ayırın. İstek dolu net bir cümle karşınıza çıkmıyor mu? Çocuk istiyorum...

Popüler dünyamıza göz atarsak durum hiç de şaşırtıcı değil: Sibel Can üçüncüyü doğurdu. Hülya Avşar'ın kızı Zehra'nın doğum günü fotoğrafları gazetelerde birinci sayfadan anons ediliyor. Nilüfer, Ayşe Nazlı'ya kavuşalı sevindirik oldu.

Aydın tanımına girenlerin bile ‘‘söylemi’’ değişti. Kimi doğurarak, kimi evlat edinerek ona kavuşuyor. Bazıları akımdan etkileniyor, bazıları bu ‘‘arzu’’ yeni alevlendiğinden çocuk istiyor.

Ama Sibel Tuzcu diğerlerinden farklı.

O 22 yıl boyunca Melissa'yı bekliyor.

Düşünün...

Siz, vazgeçmeden kimi 22 yıl boyunca beklersiniz?

Neyi bu kadar çok isteyebilirsiniz?

Sibel Tuzcu, 20 yaşında evleniyor. Ve kadın-doğum uzmanları hayatına giriyor. Doktor bu küçük kadına ‘‘senin çocuğun olmaz’’ diyor. Rahim küçükmüş, şöyleymiş, böyleymiş... Hiçbir şey anlamıyor! Tedavisi yok mu bunun diye soruyor doktora? Cevaplar, horman ilaçları halinde giriyor hayatına...

Bu çocuk meselesine başka anlaşmazlıklar da ekleniyor ve 24 yaşında ilk eşinden boşanıyor. Eski koca çok geçmeden evleniyor. Bu durumdan pek etkilenmediğini söylüyor. Ama eski kocanın bir de çocuğu olmuyor mu! ‘‘Canımı acıtmadı dersem yalan olur’’ diyor...

13 yıl boyunca ‘‘bekar’’ kalıyor. Ama bu arada tedavisini de aksatmıyor. Ancak çocuk fikrinden giderek uzaklaşıyor. Hatta bu yüzden alkolle haşır neşir oluyor. ‘‘Alkolik değildim, ama içmeden duramazdım’’ diyor. Sebebini ise ‘‘kısır olmak’’ değil, baba olabileceğine inandığı bir adamla karşılaşmamış olmasına bağlıyor.

Suat'la tanışınca hayatı değişiyor! ‘‘Saatler boyu nefes almadan konuşuyorduk. Zamanla geçer sandım. Oysa hálá bir türlü susamadık’’ diyor.

Suat'la evleniyor. Böylece Fuat da hayatına giriyor. (Yanlış anlamayın. Hatta kafanızda bir aşk üçgeni yaratmayın: Fuat, Suat'ın ilk eşinden olan oğlu.)

Suat ‘‘Fuat bize yeter’’ diyor. Ama Sibel onu dinlemiyor, tedavisini hızlandırıyor: Hem aşık olmuş, hem de baba olabilecek adamı bulmuş ve üstelik o zaten çocuk istiyor!

Her türlü yöntemi deniyor. Ama bebek bir türlü olmuyor da olmuyor!

Kontrollerden birinde rahimin tamamen miyomlarla kaplı olduğunu öğreniyor. Çok geçmeden ameliyatla hem miyomlar, hem de rahimin bir bölümü alınıyor. Doktor ‘‘artık çocuğunuz olamaz’’ diyor. Sibel bu cümleyi kafasına kaydetmiyor.

40 yaşına bastığında başka bir doktor ‘‘menopoza girdiğini’’ söylüyor. Sibel bu cümleyi de kaydetmiyor.

Sadece rotasını değiştiriyor: Hastane yerine Mısır Çarşısı'na gidiyor. ‘‘Kadın hormonlarını çalıştıracak her şeyi satın aldım. Kuvvet macunu bile! Oradakiler 'abla büyücü müsün' diye soruyorlardı. Ben de gülüyordum. ’’

Kendini doğal yollarla bakıma veren Sibel, bir yıl sonra yeniden uzmanların karşısına çıkıyor. Doktorlardan biri ‘‘menopoza girmemişsiniz, rahmin durumu iyi, yüzde 2 şansınız var’’ diyor.

Onun cevabı ise hazır: ‘‘Beni kobay olarak bile kullanabilirsiniz. Son şans neyse, oraya kadar denemek istiyorum. Çünkü ben çocuk istiyorum!’’

Yüzde 2'lik şans gerçek oluyor.

Sibel'in şimdi koskocaman bir ailesi var. ‘‘Konuşabildiği’’ kocası Suat, web sitesini beraber hazırladığı oğlu Fuat, daha önce psikiatr tavsiyesiyle aldığı köpeği Meggy (ona böyük abla da diyorlar) ve 2 yaşındaki Melissa...

Ben kendi kendime günlerdir soruyorum. Cevabını bulamadım: Siz, kaç kere yüzde 2'lik şansın peşine düştünüz?

Bu sitede neler var?

Sibel 42 yaşında çocuk sahibi olunca önce yakın çevresinden, sonra uzak akraba ve tanıdık vasıtasıyla ulaşan birçok kadın ‘‘mucizenin’’ nasıl gerçek olduğunu sormaya başlamışlar. Sibel bir süre telefon ve mektupla yanıt vermiş. Sonra devreye Seher girmiş. Seher Sibel'in en iyi arkadaşı. Onlar kader ortağı: Yıllar önce doktor sırası beklerken tanışmışlar. 38 yaşındaki Seher'in çocuğu henüz yok. Ama umudunu kaybetmemiş durumda. Hem kendine, hem de diğer kadınlara Sibel gibi umut taşımak istiyor. Evin büyük oğlu Fuat ‘‘teknolojiyi kullanmayı’’ önermiş. Önce alt linklerden birinde tek sayfalık bir siteleri olmuş Yılbaşından bir gün sonra da www.cocukistiyorum.com'u açmışlar. Burada bir doğum uzmanı, bir de psikiatr danışman olarak sitede hizmet veriyor.

Sibel ‘‘çocuğu olmayan kadınları en iyi kendileri gibi olanlar anlar’’ diyor. Bu yüzden sitede ‘‘Dayanışma Kulübü’’ kurmuşlar. Burada kadınlara sorunlarını tartışabilecekleri, yeni yöntemleri birbirlerine anlatabilecekleri bir ‘‘chat’’ ortamı da sunuluyor. Cinsel bilgiler, hangi hastanede ne gibi tedavi yöntemlerinin uygulandığı, dünyadaki yeni gelişmeler sitede yer alan belli başlıklardan sadece birkaçı...

Soya soslu kadın

Karar verdim, ‘‘soya soslu kadın’’ olmayacağım!

Bir geceyarısı uykusuzluğa yenik düşmüş, televizyon seyrediyorum. Ayşe Özgün'ün programına rastgeliyorum, güleç yüzlü Ayşe Hanım, karşısına mankenleri dizmiş ‘‘yemek yapar mısınız’’ diye soruyor. Hepsinin cevabı aynı, ‘‘Evet’’. Ayşe Özgün, manken kızlarından birer tarif istiyor.

Tarifler geliyor:

- Soya soslu tavuk

- Körili tavuk

- Beşamel soslu tavuk

Tarifler veriliyor, program bitiyor.

Ama hikaye devam ediyor. Ertesi gün ‘‘Pınar'ın Yemek Zevki’’ programına denk geliyorum. Genç bir oyuncu karşımda. ‘‘Çok güzel soya soslu tavuk yaparım’’ diyor. Bu hal, ilerleyen günlerde çeşitli kadın programlarında da tekrarlanıyor. Kadının boyu, tipi, mesleği ve karakteri sürekli değişiyor ama soya sosuna bağlılığı asla bitmiyor. Soya soslu tavuk yapmanın havalı bir şey olduğu sanılıyor. Öyle değil. 80'li yıllarda, kadınların mutfakla haşır neşir olması demodeydi. Ama artık değil. Şimdi pazı dolması veya su böreği yapmayı bilmek kadına ayrıcalık kazandırıyor! Soya ve diğer soslar zaten restoranlarımızda bol bol mevcut...

Hüner, ev yemeği yapmak!

Bu yüzden ben yemek yapmayı bilmediğimi itiraf ediyorum.

Bu arkadaşların da soya soslu tavuk yapmayı bilirim demekten vazgeçip, yemek yapmaktan anlamam demelerini daha doğru buluyorum.

Çünkü öbürü komik ve sahte duruyor!

Haberle ilgili daha fazlası: