GeriKelebek Türkiye’de haber kanalı enflasyonu yaşanıyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Türkiye’de haber kanalı enflasyonu yaşanıyor

Karne heyecanı yaşayan öğrenciler gibi her sabah reyting raporlarını beklediğini belirten Kanal D Genel Yayın Yönetmeni Murat Saygı ile kapsamlı bir televizyon söyleşisi yaptık. Saygı, ödenmeyen devlet kredilerinin yol açtığı haksız rekabeti, Türk kanallarının neden Avrupa’dakilerden daha dinamik olduğunu ve prime-time psikolojisini tüm ayrıntılarıyla anlattı. Başarısının sırrını ise dürüstlüğüne bağladı.

Yaptığınız işte başrolü stres oynuyor değil mi?

Televizyon yöneticisiyseniz, hayatınızın 24 saatini bu işe adamak zorundasınız. Her sabah reyting ölçümlerine bakarken kendinizi karne alan öğrenciler gibi hissediyorsunuz. Egosu yüksek yapımcı ve sanatçılarla girdiğiniz psikolojik savaşlar, kurumun sahibine karşı olan mali sorumluluk stresi de beraberinde getiriyor. Asıl işimiz ise herkesin evde yemeğe oturduğu prime-time’da başlıyor. Prime-time’ı bir elinizde cep telefonu diğer elinizde uzaktan kumandayla takip etmek zorunda kalıyorsunuz. Tabii yayın politikanıza getirilen eleştiriler, yaşadığınız teknik aksaklıklar vs... Kısacası bizim işte stres hiç eksik olmaz.

-Televizyoncular sürekli eleştirilir. Genel sorunu özetleyin de rahatlayalım.

Türk toplumunda her şey çok çabuk tüketiliyor. Amerika’da Çarkıfelek 30 yıldır devam ediyor, diziler yıllarca sürüyor. Bizde bir dizi 30 bölüm gitse büyük başarı kabul ediliyor. Ekonomik ve kültürel yelpazenin çok geniş olduğu toplumlarda ortak beğeniyi bulmak çok zor. İstanbul’da normal karşılanan bir yaşam biçimi Doğu’da büyük bir töre sorununa dönüşebiliyor. Didaktik olsanız halk anlamıyor. Ağalı dizi yapılsa metropollerde yaşayanlar, ‘Nedir bu köylü dizilerden çektiğimiz’ gibilerden eleştirilerde bulunuyorlar. Yani Türkiye’de ortak payda da buluşmak çok zor.

- NTV’de cumartesi günleri 9 saati aşan canlı spor yayınları ekrana geliyor, CNN TÜRK, dansözlü talk-show programı yayınlamaya başladı. Yeni rakipleriniz haber kanalları galiba.

Açıkçası Türkiye’de haber kanallarını her dakika izlettirecek haber malzemesi yok. Bazen bombalı saldırı gibi büyük terör olayları yaşanıyor. Ama bu olaylara ulusal kanallar da aynı ciddiyetle yaklaşıyor. Ama her şeyde olduğu gibi, Türkiye’de haber kanalı enflasyonu da yaşanıyor. Hepsinden önemlisi haber kanalını destekleyecek ne reklam ne de izleyici pazarı var. Bu nedenle haber kanalları da reyting savaşında farklı alanlara kaymaya başladı.

TRAJİK BİR DURUM VAR

- Bizden daha fazla ulusal kanala sahip olan bir ülke var mı?

Elbette yok. Türkiye’de tam 16 ulusal kanal var. Bu rakam gerçekten çok fazla. Kanal sayısını diğer ülkelerle karşılaştırdığımızda durum daha da trajik bir hal alıyor. Örneğin İtalya’da üç ulusal ve üç özel kanal var. Yunanistan’a bakıyorsun yine üç ya da dört tane ulusal kanal var. İşin garibi bu ülkelerdeki reklam pazarı Türkiye’nin 10 katı daha fazla.

- Bu kadar kanal nasıl ayakta duruyor. Sayı nasıl azalacak?

Türkiye’de televizyonlar ana işi medya olmayan kuruluşların elinde olduğu sürece kanalların sayısında azalma olmaz. Söz konusu şirketler, medya organlarını faaliyet gösterdikleri diğer yan kuruluşlarla destekliyor. Reklam almayan bir kanal sürekli süspanse edilince başka amaçlar için elde tutulduğu daha da netleşiyor. Frekans ihalesi yapılmadığı sürece bu kanal enflasyonu devam eder.

- Televizyon dünyasında yaşanan rekabet açısından hangi ülkeye daha çok benziyoruz?

Rekabet açısından Türkiye’yi benzeteceğim ülke yok. Çünkü hiçbir ülkenin bizim kadar ulusal kanalı yok. Yurtdışında birçok ülkede köşeler paylaşılmıştır, kanal sayısı bellidir. Bizdeki gibi boğazkesen bir rekabet ortamı hiçbir ülkede yok.

- Bu durum haksız rekabete de neden oluyor değil mi?

Nereden geldiği belli olmayan paralarla astronomik transferler yapıp dizi fiyatlarını yükseltiyorlar. Çünkü bu işten para kazanmak gibi bir dertleri yok. Başka amaçlar için bu kanaları ellerinde tutuyorlar. RTÜK, TV kanallarının asıl sahiplerinin kimler olduğunu açıklama yönünde değiştirildi. Doğan Grubu dışında, hiçbir televizyon kuruluşunun patronu hala gerçek değil. Bazı kanallar kapıcı ya da çaycıların üzerine kayıtlı. Kanalların kime ait olduğu belli. Niye kimse çıkıp ‘Sen kimsin? Kim verdi sana bu parayı?’ diye sormuyor. Sorsalar o çaycı parayı patronun verdiğini söyleyecek. Bu durumdan bile devlet para kazanabilir. Ortada vergisi ödenmesi gereken ticari bir para alışverişi söz konusu.

- Kafa karıştırıcı ilişkiler söz konusu galiba.

Sürekli bir belirsizlik ortamı yaratılıyor. RTÜK’e yapılacak ödemeler bile araya şirketler konularak engelleniyor. O kadar garip ilişkiler söz konusu ki, geçmiş senelere baksanız devletten destek bulmak için kredi peşinde koşan, devletten aldığı krediyi geri ödemeyen o kadar çok medya patronu var ki. Geri ödenmeyen her kredi aslında bize karşı kullanılan haksız rekabet unsuru. Şimdi düşünün televizyonun bir tanesi 100 milyon dolara bir kredi alıyor, bir kuruş geri ödemiyor. Ve 100 milyon doları maliyetleri artırarak hatta programlarımızı transfer ederek bize karşı kullanıyor.

TRT HAKSIZ REKABET YARATIYOR

- Son dönemde TRT’nin özel kanallarda girdiği büyük rekabeti nasıl değerlendiriyorsunuz?

TRT gibi bir kurumun sosyal misyonunu koruyabilmek için izlenmek adına rekabete girmesini bir noktaya kadar anlamak mümkün. Ama devletin her kurumu gibi TRT de rasyonel çalışmalı. Normal bir ulusal kanal 400 kişiyle işlerken TRT’de neden 8 bini aşkın insan çalışıyor. Bu 8 bin kişinin parasının ödenmesi için elektrikten, telefondan ve daha birçok yerden kesinti yapılıyor. Reyting savaşına girmeleri devleti ilgilendiren bir yayın politikası. Ama önemli olan haksız rekabeti ortadan kaldırmak. Demin saydığım kesintilerden trilyonlar elde ediliyor. BBC örneğinde olduğu gibi TRT’de sadece reklam geliriyle geçinmeli.

- Yabancı kanalları izlerken insan sıkıntıdan patlıyor. Bizimkiler daha dinamik değil mi?

Dinamik olmaya mecburuz da ondan. Türkiye’de sürekli kendini kollaman lazım. Rekabet kaliteyi artırıyor. Türkiye o kadar genç nüfuslu bir ülke ki, tempoyu biraz düşürseniz kimse sizi izlemez.

- Geçen sene ağalı diziler popülerdi, şimdi de dini mesajlı dramalar. Bu trendleri toplum mu, yoksa yapımcıları mı belirliyor?

Bunlar genelde deneme yanılma yoluyla ortaya çıkan, belli sosyal matematiği olan trendler. Türkiye’deki siyasi değişimle beraber dikkat ederseniz ağa dizilerine ilgi artmıştı. Şimdi ise daha çok ‘İyilik yapan iyilik bulur’ tarzı dini değerler sunan programlar öne çıktı. İnsanların mistik inanışları ya da siyasi iktidarın hissedilmesi bu trendleri ortaya çıkıyor.

- Gazetelerin gündemiyle ana haber bülteni hazırlayanlar var. Nerede haber televizyonculuğu?

Ana haber bültenlerinin görevi ülkenin gündemindeki haberleri gün içersinde toplayıp akşam izleyiciye sunmaktır. Dolayısıyla gazetelerdeki haberlerle oluşan gündemi de takip etmek zorundayız. Habercilik ya da haber televizyonculuğu çok tartışılan kavramlar. Ama bir tren kazasına canlı yayınla bağlanan bir televizyon kanalının önüne hiçbir yazılı basının geçemeyeceğini de unutmayalım.

- Haziran Gecesi için bölüm başına 175 milyar lira ödeniyor. Neden bu kadar astronomik rakamlar telaffuz ediliyor?

Öncelikle şunu belirteyim üç büyük kanal içinde en düşük maliyetle çalışan Kanal D’dir. Bizim birim maliyetlerimiz 100 ile 175 milyar arasında değişir. Ama bu diğer iki kanalda 300 hatta 350 milyara kadar yükseliyor. Program yapımcılar genelde yüzde 10 ya da 15 kar payıyla çalışıyor. Esas parayı sanatçılar kazanıyor.

- Hülya Avşar ve Mehmet Ali Erbil ile niye devam etmediniz?

Bir projeyi devam etmek için gelir, gider ve reyting üçgenini sağlıklı kurmak gerekiyor. Bazen bir sanatçı ya da şirket çok para ister ve sizde devam etmezsiniz. Bir de şu durum var. Türkiye’de starlar çok çabuk tüketiliyor. O kadar çok özel hayatları deşifre ediliyor ki, bazen oynadıkları rollerde inandırıcılıklarını kaybediyorlar. Bazen de bir sanatçı, hem sunuculuk hem dizi oyunculuğu hem de talk-show programı yapıyor ve bu programların birçoğu aynı kanalda olunca ister istemez izleyicilerde bıkkınlık yaratıyor. Geçen sene reklam yoğunluğu fazlaydı. Hülya Avşar’ın programı geç saatlere kayıyordu. Bu durumdan hem seyirci hem sanatçı hem de biz memnun kalmayınca devam etmeme kararı aldık.

- Televizyonculukta yanıldığınız projeler hangileri? Bu arada Okan Bayülgen’in ‘Size Baba Diyebilir miyim’ niye tutmadı?

Hayal kırıklığı özellikle dizilerde oluyor. ‘Ben bu işi çok iyi biliyorum, yaptığım her şey tutar’ diyen birisi olsanız kanalınızı buradan değil Miami’den yönetirdiniz. Dolayısıyla senaryosu, oyuncu kadrosuyla yüzde yüz tutar dediğiniz yapımlarda bazen başarıyı yakalayamadığınız oluyor. Çünkü yüzde 30’luk bilinmeyen bir beğeni oranı var. Bence Okan’ın dizisi daha iyi gitmeliydi.

MAFYA DİZİLERİ UYGUN SAATTE YAYINLANMALI

- Yeni başlayan dizileri değerlendirir misiniz?

Bu dönem başlayan dizilerden sadece ‘Çemberimde Gül Oya’, ‘Haziran Gecesi’ ve ‘Aliye’ patladı. Bunların dışında yeni başlayıp hit olan dizi yok. Yani yeni başlayanlarda tutturma oranı en yüksek kanal biziz. ‘Omuz Omuza’da iyi gidiyor. ‘Kurtlar Vadisi’ aldığı anormal reyting dengeleri bozuyor gibi gözüküyor, ama bir dizi ile bir kanal kurtulmaz.

- Mafya dizilerinin topulumu kötü yönde etkilediğine inanıyor musunuz?

Memlekette mafya temizlenirken mafya dizilerinde artış yaşanması büyük bir çelişki. Bir ülkede tabii ki, mafya dizisi olacak ama uygun saatte yayınlanmak şartıyla. Mafya dizilerinin 20.30’larda yayına girmesi biraz tuhaf. Bu dizileri çocukların uyuduktan sonra saat 22.00’de yayına soksanız eleştirilerden kurtulursunuz. Bu dizileri ilkokul çağındaki çocukların izlememesi gerekiyor.

Gerçek eğitimi pres atölyesinde aldım

- Bu yoğun tempo içinde hayatı ertelediğinizi düşünüyor musunuz?

Hayatı ertelediğimi hobilerimden uzaklaştığım anlarda düşünüyorum. Örneğin artık kitap yerine bol bol senaryo okuyorum.

- Başarınızın sırrını bir de sizden dinleyelim?

Başarının sihirli bir formülü yok. Çok çalışmak, sabırlı olmak, kendine güvenmek, iyi bir kariyer planlaması yapmak ve dürüst olmanın başarıyı beraberinde getirdiğine inanıyorum. Koç Holding’de çalışmanın çok faydasını gördüm. İlk ve orta kademeli yöneticilik açısından iyi bir okuldu orası. Ama asıl tecrübe ve eğitimi üniversitede makine mühendisliği bölümünde metod servisi yerine atölye bölümünü isteyerek yaptığımı düşünüyorum. 400 tane sanat okulu mezunu çocukla birlikte bir sene kadar vardiyalı çalıştım. Gece yarısı prese eline kaptıran, kızlarla kavga eden, içkili okula gelen gençlerle çalışmam hayat tecrübesi açısından benim için büyük bir şanstı.

- Peki ya iktidar hırsı?

Bu makamın gelip geçici olduğunu düşünüyorum. Şu anda gördüğüm itibarın da bulunduğum mevki ile alakalı olduğunu çok iyi biliyorum ve yarın bu işi bırakacakmış gibi yaşıyorum. Buraya çok çalışarak ve dürüstlükten ödün vermeyerek geldiğime inanıyorum. Ancak kendim hata yaparsam, sağlık sorunu yaşarsam ya da patronum benimle çalışmak istemezse işimden ayrılmak zorunda kalırım.

- Medya savaşlarında dürüst kalmak zor değil mi?

Zaman zaman çalıştığım gruplar, yanlış bir tabir olduğunu düşündüğüm ‘medya savaşları’na karıştı. Ama biz patronun talimatı doğrultusunda asla inanmadığımız bir mücadelenin içine girmedik. Örneğin bir dönem Show TV’de çalışıyordum ve CINE5’e yapılanların haksızlık olduğunu düşünüyordum. Ve bu haksızlığı işleyen haberler yaptık. Açıkçası bu iş bir takımın formasını giymeye benziyor. Bir futbolcu gibi transfer olduğunuz takım için ter dökersiniz. Tabii bu durum patronun kölesi olmak ya da etik olmayan işlere imza atmak anlamına gelmemeli.

Bitcoin ve Ethereum ne kadar?

Bitcoin ve Ethereum ne kadar?

False