GeriTelevizyon Süleyman Dilbirliği kimdir, ne zaman öldü? Süleyman Astsubay ve Koreli Ayla’nın gerçek hikayesi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Süleyman Dilbirliği kimdir, ne zaman öldü? Süleyman Astsubay ve Koreli Ayla’nın gerçek hikayesi

Süleyman Dilbirliği kimdir, ne zaman öldü? Süleyman Astsubay ve Koreli Ayla’nın gerçek hikayesi
Abone Olgoogle-news

Süleyman Astsubay ve Koreli Ayla’nın hikayesi Türkiye’yi ağlatmıştı. Kore savaşındaki duygusal baba-kız ilişkisi Ayla filmine de konu olan Süleyman Astsubay 91 yaşında hayata gözlerini kapadı. Peki, Süleyman Dilbirliği kimdir, ne zaman öldü? Süleyman Astsubay ve Koreli Ayla’nın gerçek hikayesi…

1950 yılında Kore’ye giden 25 yaşında bir Türk genci ile küçük Koreli bir kızın hayatının kesişme öyküsünü anlatan “Ayla” filminin ardından Süleyman Dilbirliği’nin hayatı yeniden gündeme gelmişti. Filmin gerçek kahramanları olan Süleyman Dilbirliği ile Koreli Ayla’nın buluşma görüntüleri ise kalplere dokunmuştu. Peki, Süleyman Dilbirliği kimdir, ne zaman öldü? İşte Ayla filmiyle tanıdığımız Süleyman Astsubay ve Koreli Ayla’nın gerçek hikayesi…

Süleyman Dilbirliği kimdir?

 Kore Savaşının sembol ismi Süleyman Dilbirliği 1926 yılında dünyaya geldi. Türk emekli astsubay kıdemli başçavuş rütbeleri bulunan  Süleyman Dilbirliği, Kore Savaşı gazisidir. Savaş esnasında orada bulup sahiplendiği, ailesini savaşta kaybeden 5 yaşındaki Ayla ismini verdiği manevi kızıyla yaşadıkları 2017 yapımı Türk filmi Ayla'ya konu oldu.  İyiliğiyle ve küçücük bir kız çocuğu için kendi hayatından bile vazgeçtiği hayat hikayesiyle tüm Türkiye’nin sevgisini kazanan Süleyman Astsubay, 7 Aralık 2017 tarihinde tedavi gördüğü Haydarpaşa Numune Hastanesi'nde 91 yaşında öldü. 'Süleyman Astsubay'ın ölümünden 1 gün sonra eşi Nimet Dilbirliği de vefat etti. Nimet Dilbirliği ile "Astsubay Süleyman" 65 yıl evli kalmıştı

Süleyman Astsubay ve Koreli Ayla’nın gerçek hikayesi

Sene 1950... Kore’de havanın eksi 35 dereceyi bulduğu, kış mevsiminin belki de en soğuk günü... Yere oturmuş dört-beş yaşlarında bir kız çocuğu, feryat edercesine ağlıyor. Yanında, yakınında kimseler yok. Üstü başı perişan, her yeri buz kesmiş.

Astsubay Süleyman Dilbirliği, Birleşmiş Milletler ordusunun komutası altında, Kore Savaşı’na katılmış Türk tugayındaydı. Yanında iki askerle yürürken gördüğü bu çocuğu, hiç düşünmeden kucaklayıp birliğine götürdü.

Bu, henüz 25 yaşında olan Dilbirliği’nin hayatındaki ilk dönüm noktası değildi. Asker olmak gibi bir niyeti hiç yoktu. Zamanını boşa geçirmek istememişti ve kendini orduda bulmuştu. İlk görev yeri, memleketi Kahramanmaraş’tı; sonra İskenderun’a geçti.

“Benim bölük kumandanım çok iyi bir insandı. Çalışırken ‘komutan’, mesai bittikten sonra da ‘abi’ derdim.” İşte, o ‘çok sevdiğim’ diye anlattığı komutanı, Dilbirliği’ne, Kore’ye gitmenin gerekliliğinden bahsetti bir gün. Kore ikiye bölünmüş, güneyde Demokratik Kore, kuzeyde Komünist Kore Halk Cumhuriyeti kurulmuştu. Türkiye, askeri yardımda bulunan ülkelerden biri olacaktı.

Komutanının “Gel, beraber gidelim” önerisini biraz düşünmek istedi ama düşünecek bir şey de yoktu. Elbette, onunla beraber gidecekti.

YÜZÜ AYA BENZEDİĞİ İÇİN ADINI AYLA KOYDU

16 Ekim 1950’de Kore topraklarına ayak bastığında, bir ömür sürecek bir kalp ağrısı yaşayacağını bilmiyordu. Bulduğu kız çocuğu, yanından ayrılmıyordu. Birliğine getirdiğinde, ilk iş, onu güzelce yıkamıştı, saçları bit doluydu, kısacık kesmişti. Güzel bir yatak hazırlamış, onu sıcak tutacak kıyafetler, ayakkabılar satın almış; bir güzel giydirmişti. Annesi-babası öldürülmüş bu çocuğun adı, Kim Eunja’ydı. Adını telaffuz etmek sadece ona değil, tüm askerlere zor geldi. Yusyuvarlak, ay gibi bir yüzü vardı ya, adını Ayla koydu.

Kısa sürede Ayla askerlere, askerler Ayla’ya alıştı. Birlikte oyunlar oynuyor, onları güldürmeye bile çalışıyordu. Türkçe de öğrendi. Üstelik artık Dilbirliği’ni babası biliyordu. Peki, neden diğerlerini değil de onu?

Süleyman Astsubay, bu soruya önce “Bilmem” yanıtını verdi, ancak birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra “Biz birbirimizi çok sevdik” diye
ekledi. Devamını kendisinden dinleyelim: “Oraya bizden 15 bin kişi gitti. Ama bu yaşanan, bana kısmet oldu. Ben orada o çocuğa hep sarılırdım, hep öperdim. O da bana nasıl sarılırdı, nasıl severdi. Ama işte sonra... Ayrılmamız gerekti.”

Birlikler, Kore’de bir sene kaldı ve onlar dönerken, yeni bir birlik Kore’ye doğru yola çıktı. Süleyman Astsubay için de dönüş vakti gelmişti.

AYLA'DAN AYRILARAK AYRILDI

Ayla’yı Türkiye’ye getirmeyi düşündü ama yasalar izin vermiyordu. “Arkanızdan ağladı mı” diye sorduğumda, “Çok ağlıyordu, çok. Öyle çok ağlıyordu” dedi Süleyman Bey.

Kendisi de Türkiye’ye döndükten sonra uzun süre gözyaşı döktü, Ayla’yı rüyalarında gördü. Ayla ise, Türk askerlerinin Suwan kentinde açtığı Ankara Okulu’na yerleştirildi. Daha sonra Güney Kore Eğitim Bakanlığı’na devredilen bu okula kaydı yapılırken, küçük kız adını soran müdüre Kim Eunja değil, “Ayla” dedi. Müdür “Bizde öyle isim olmaz” deyince de “Ama ben Türk’üm” yanıtını verdi.

Ve araya, koca bir 60 yıl girdi. Baba-kız, birbirinden haber alamaz oldu. Ayla çok denedi ama babasına dair bir iz bulamadı...

Süleyman Astsubay, Kore Savaşı’nın 60. yılı anısına Kore Başkonsolosluğu’nda düzenlenen bir resepsiyona katıldı. Tüm gaziler anılarını paylaşıyorlardı. O da Ayla’dan bahsetti, uzun uzun onu anlattı. Konu, Koreli yetkililerin ilgisini çekmişti, Ayla’nın fotoğraflarını görmek istediler.

60 YIL SONRA İLK BULUŞMA

Süleyman-Demet Dilbirliği çifti ile Ayla, 60 yıl sonra Seul’deki Ankara Parkı’nda buluşacaktı. Pembe montlu bir kadın, iki yanında torunlarıyla beraber onlara doğru yürüyordu. Birbirlerine bir koşuşları, bir sarılıp ağlayışları var ki, o görüntüyü tarif etmeye yaklaşmak bile mümkün değil. Sarılırken, dünyanın en ağır cümlelerini kuruyordu Ayla: “Niye bu kadar uzun sürdü? Neden daha önce gelmedin? Seni çok özledim.”

Süleyman Astsubay ve kızı, o andan sonra mektuplaşır oldular. Ayla, Korece yazdığı mektupları Türkçeye de çevirtip ikisini birden postalıyor ve mektuplarında şöyle diyordu: “İyi bir babanın kızı olmaktan mutluyum. Babam Türk diye kendimle gurur duyuyorum. Her gün resminize bakıyorum ve resminizle konuşuyorum.”

Baba-kız, en son 2012’de, Ayla’nın Türkiye ziyaretinde yüz yüze görüştüler. Türkçeyi çoktan unutmuştu, sadece birden sekize kadar sayabiliyordu.

Süleyman Astsubay, Ayla’dan en son 2013 yılında mektup aldı. Sonradan öğrendiğine göre, birlikte yaşadığı oğlunun yanından ayrılmış, İncheon kentinden de taşınmış. Şu an nerede, bilinmiyor... Her dua edişinde Ayla için de elini açan Dilbirliği, Ayla’nın ona ulaşmasını bekliyor, “Herhalde imkân bulamadı” diyor.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle