Güncelleme Tarihi:

Retro pop ve soul’un sıcaklığını Yeşilçam’ın sinematik atmosferi ve Anadolu melodileriyle buluşturan “Aşkından Ölmemeli”, Şener’in yeni müzikal döneminin ilk adımını oluşturuyor. Şarkı; aşk uğruna tükenmek, kendi ışığını kaybetmek ve sonunda insanın kendi değerini yeniden hatırlaması üzerine kurulu. Merkezinde ise yalın bir fikir var: İnsan sevebilir, çok sevebilir; ama kimsenin uğrunda kendinden vazgeçmemeli.
Klasik Müziğe Kanlıca’dan Bir Hafıza: “Works for Violin & Piano Vol. 1”
Besteci ve kemancı Melisa Uzunarslan ile piyanist Cem Babacan’ın yeni albümü “Uzunarslan: Works for Violin & Piano Vol. 1”, tüm dijital platformlarda yerini aldı.
Albümde, Melisa Uzunarslan’ın farklı dönemlerde bestelediği eserler yer alıyor. Sanatçılar, eserlerin keman ve piyano için hazırlanan özel versiyonlarını Cem Babacan ile gerçekleştirdikleri konser kaydı aracılığıyla ilk kez dinleyiciyle buluşturuyor. Albümde üç bölümden oluşan “Kanlıca Süiti” ile dört bölümden oluşan “1 No’lu Keman ve Piyano Sonatı Op.13” bulunuyor. Eserler; aidiyet, hafıza, insan ilişkileri, kayıp, umut ve varoluş gibi temaları müzik aracılığıyla ele alıyor.
Kayıt, tarihî bir konser mekânında canlı olarak gerçekleştirildi. Sanatçılar, stüdyo kusursuzluğu yerine aynı nefesi paylaşan iki müzisyenin doğal iletişimini ve konser anının geri dönülmez enerjisini kayıt altına almayı tercih etti.
Melisa Uzunarslan, albümle ilgili şunları söylüyor:
“Bestelerimin çıkış noktası çoğu zaman kişisel deneyimler olsa da onları yalnızca kendi hikâyem olarak bırakmak istemiyorum. Müziğin en güçlü yanı, çok kişisel olanı evrensel hâle getirebilmesidir. Kıymetli piyanist Cem Babacan ile çok büyük bir uyum yakaladık ve bunu canlı performans hâliyle ölümsüzleştirmek istedik.”
Albümün önemli bölümlerinden biri olan “Kanlıca Süiti”, bestecinin çocukluğunun geçtiği İstanbul’un Kanlıca semtinden ilham alıyor. Orkestra için yazılan eser, bu albüm için ilk kez keman ve piyano ikilisi için yeniden düzenlendi.
Kadın bestecilerin görünürlüğünün müzik tarihi açısından önemine de dikkat çeken Uzunarslan, genç müzisyenlere şu mesajı veriyor:
“Kimsenin size izin vermesini beklemeyin. Beste yapmak istiyorsanız yazın. Çalmak istiyorsanız sahneye çıkın. Üretmek için mükemmel zamanı beklemeyin.”
Sülfür Ensemble’dan Türk Sinemasının Unutulmaz İsmi Erol Taş'a Saygı Duruşu
Yerli sahnenin karanlık riffleri ve tavizsiz duruşuyla tanınan Doom & Roll ekibi Sülfür Ensemble, yeni EP’si “IV”ü yayınladı.
Grup, alamet-i farikası haline gelen sludge ve doom temellerini, bu kez çok daha belirgin bir groove yapısı ve klasik heavy metal tınılarıyla birleştirerek sound’unu bir üst seviyeye taşıyor.
Stüdyo No5 çatısı altında canlı olarak kaydedilen EP; grubun sahne performansındaki o çiğ ve organik enerjiyi eksiksiz bir şekilde yansıtıyor. Tamamı Türkçe sözlerden oluşan ep; İlk, Taş Kahkaha, Nisyan, Kıyamet Balosu ve Son isimli şarkılardan oluşuyor.
İnsan hafızası, dünyanın sonu gelse ne yapardık gibi konuların şarkı sözlerine yansıdığı EP'de bir de ünlü bir isim için yazılmış şarkı var. Daha önceden Marilyn Monroe ve The Who basçısı John Entwistle için şarkı yazan grup bu kez Türk sinemasının unutulmaz ismi Erol Taş için şarkı yazdı.
Albümün mix & mastering tarafında ise grubun daha önceki kayıtlarında da çalıştığı Sertaç Kakı yer alıyor.
Sülfür Ensemble külliyatının en olgun ve agresif sound’u IV’ü tüm dijital platformlardan dinleyebilirsiniz.
Mari Froes albümü Esquina Do Sol Yayında!
Bu ayın başında İstanbul Caz Festivali kapsamında ilk kez Türkiye’de sahne alan Brezilyalı şarkıcı ve söz yazarı Mari Froes, yeni albümü Esquina do Sol'u yayınladı.
Yollarda geçen yaşamı, yoğun tutkuları, kalp kırıklıkları, yeniden doğuşu, maneviyatı ve aidiyet arayışını ele alan projedeki her parça, Froes’in yıllar içinde şekillenen kimliğinin farklı bir yönünü yansıtıyor.
Sürekli hareket hâlindeki birinin bakış açısından yazılan Esquina do Sol, farklı yerlerde yaşamanın beraberinde gelen hem güzelliği hem de yalnızlığı anlatıyor. Albümün; evden uzakta geçirilen uzun zamanlardan, karşılaşmalardan ve vedalardan, iz bırakan şehirlerden ve etkisi uzun süre hissedilen anlardan doğduğunu söylüyor genç sanatçı. Albümün özünde ise "ev" kavramının aslında bir şehir, bir varış noktası ya da başka bir insan olmadığını; insanın kendi içinde kök salmayı öğrenmesi gerektiğini anlatıyor. Aşkın zaman zaman yıkıcı olabilen yönlerinden, doğanın ve okyanusun iyileştirici gücüne; yeni ufuklar keşfetmenin heyecanından içsel dönüşüme kadar uzanan her konu, Froes’in samimi, kırılgan ve şiirsel anlatımıyla hayat buluyor.
Esquina do Sol'un yayımlanmasının ardından Mari Froes, yaz boyunca Fransa, İsviçre, İspanya, Almanya, Portekiz ve Belçika'da çeşitli festivallerde sahne alarak dünya çapındaki dinleyici kitlesini büyütmeye devam edecek. Sonbaharda ise Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada'yı kapsayan kapsamlı bir Kuzey Amerika turnesiyle dinleyicileriyle buluşacak. Esquina do Sol Mari Froes'in sanatsal yolculuğunda önemli bir dönüm noktasını temsil ediyor; hikâye anlatımı, samimiyeti ve Brezilya ruhuyla sınırları ve dilleri aşan bir sanatçıyı dünyaya tanıtıyor.


