GeriTelevizyon Bir dizinin her bir sahnesi mi insanı tepetaklak eder!
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bir dizinin her bir sahnesi mi insanı tepetaklak eder!

Bir dizinin her bir sahnesi mi insanı tepetaklak eder!

Son yıllarda yüksek reyting alan birçok iş oldu ama hiçbiri “Sadakatsiz” kadar gündem yaratmadı. BBC Studios’un “Doctor Foster” isimli dizisinin Türkiye uyarlaması, her çarşamba akşamı seyirciyi Kanal D ekranına kilitliyor. Olay dizinin senaristleri Kemal Hamamcıoğlu ve Dilara Pamuk, Episode dergisinin yeni sayısında merak edilenleri yanıtladı.

Sadakatsiz”, senarist olarak ilk işiniz mi?

- Kemal Hamamcıoğlu: İkinci işim. Daha önce Pınar Bulut’la “Maral” dizisini yazdık. Mimar Sinan Üniversitesi Sinema-TV bölümünü bitirdim, ardından yine sinema üzerine yüksek lisans yaptım. Üniversite yıllarından beri kısa film senaryoları yazıyordum. Sonrasında tiyatro oyunları yazdım ve yönettim. MedYapım geçen sene başka bir proje için benimle görüşmüştü. O dönem, yazdığım oyunun provalarındaydım. Oyun pandemi dolayısıyla ileri bir tarihe ertelendi... Fatih Aksoy’un yazarlara duyduğu saygıdan dolayı “Sadakatsiz”in parçası olmayı seçtim. Nasıl bir ekiple çalıştığınız işin iyi ya da kötü olmasını belirliyor. Hayatta hep huzurlu olacağım yeri tercih ettim.

- Dilara Pamuk: Önce Kemal Hamamcıoğlu’ndan yaratıcı yazarlık dersleri, sonra Pınar Bulut’tan senaryo dersleri aldım. Pınar Bulut bir derste, “Yazmak senin kaderin” demişti bana ve bu cümleyi her zaman kalbimde taşıyacağım. “Sadakatsiz”le yolumun kesişmesine vesile olan ise Kemal Hamamcıoğlu’dur. Kemal Hoca, hayallerime uzanan yolda elimden sımsıkı tuttu ve elimi hiç bırakmadı.

Bir dizinin her bir sahnesi mi insanı tepetaklak eder

‘DOCTOR FOSTER’I AĞZIM AÇIK İZLEDİM

“Sadakatsiz”i uyarlama süreciniz nasıl oldu? Orijinalini ilk izlediğinizde neler hissettiniz?

- D.P.: Nisanda babaannemi kaybettim. Akabinde ağır bir depresyona girdim. Haziranda Kemal Hoca beni aradı,
“Doctor Foster’ı seyreder misin?” dedi. Bana dizi öneriyor zannettim, meğer uyarlıyormuşuz, hem de beraber. Beni kendime getiren bir dönüm noktasıydı bu. Ağzım açık izledim “Doctor Foster”ı... Psikolojik gerilim türünü zaten çok severim fakat bir dizinin her bir sahnesi mi insanı tepetaklak eder! Asla kestiremiyorsun, dengesizlik üzerine bir denge kurulmuş.

“Sadakatsiz” özelinde Asya ve eylemleri konuşuluyor hep ama Asya’yı anlamak bir kadın olarak beni zorlamadı. Volkan’ı anlamaksa çok zordu. Volkan’la empati kurabilmek için onlarca makale karıştırdım, kitaplar okudum, filmler izledim, çevremdeki erkeklerle saatlerce konuştum. Her iki kadını seven bir erkek, bunun karşılığı psikolojide de var ve bu bizim hep inandığımız aşka öyle tezattı ki...

- K.H.: Dizinin orijinal versiyonunu ilk çıktığı zaman bir gecede izlemiştim. Reji, oyunculuklar, senaryo kusursuzdu. “Hayat bizden fazlasını biliyor” derim hep. Dünümde kalan bir hikâye, şimdi bugünüm ve yarınım...

ASYA’NIN KURBAN OLMADIĞININ ALTI ÇİZİLMİŞTİ

BBC ilk kez Türkiye’ye bir format satıyor, uyarlama noktasında bazı kurallar koydu mu?

- K.H.: Bir kural konulmadı ya da talep gelmedi. Tek bir istekleri vardı; Asya’nın kurban olmadığının altı çizilmişti. Bu benim zaten hayattaki çizgim. Kahramanlar, hikâyelerimin hiçbirinde kendi hikâyelerinin kurbanı olmadı. Hep kendi hikâyelerini kuracak güçleri vardı. Ve hep öyle olacak...

- D.P.: Yazarken herhangi bir kurala tabi değiliz. BBC’nin drama ekibiyle Zoom üzerinden bir araya geldik. Farklı lisanlarda aynı dili konuşuyorduk, aynı yerden okuyorduk hikâyeyi ve karakterleri. “Doctor Foster” evreninin bir ruhu var, zaten bizim de o ruha sadık kaldığımızın, üzerine bir şeyler eklediğimizin onlar da farkındaydı.

Dizi senaristliği yapmak ağır bir işçilik gerektirir, bu sektördeki nispeten yeni yazarlar olarak bu işçiliğe nasıl uyum sağlıyorsunuz?

- K.H.: Her iş kendi ritminde zordur. Yazarlık, cerrahlık gibi. Cerrahlıktan farkıysa şu: Hasta da sensin doktor da. O ameliyattan sağ çıkmak, kelimelerin nefesini, nabzını narkoz altında duymak zorundasın. Zor olan güçlendirir. Kimi zamansa sakat bırakır...

- D.P.: Setlerin klişe cümlesi vardır ya, “Biz çekerken çok eğlendik!” İşte biz de yazarken çok eğleniyoruz. Bir şeyi ne kadar severek yapıyorsan ve işi beraber yaptığın partnerinle enerjiniz ne kadar tutuyorsa o kadar keyifli oluyor süreç.

“Sadakatsiz”i genel olarak nasıl bir bakış açısıyla ele almaya çalışıyorsunuz?

- K.H.: Her karakteri anlamaya çalışarak. Her karakterin anbean bizi şaşırtmasına izin vererek, her sayfada her karakterle bir kez daha tanışarak...

- D.P.: Yazarın, yazdığı hikâyenin her yerinde durması gerektiğini düşünüyorum. O yüzden yazarken karakterlerimi dinliyorum ve anlamaya çalışıyorum. Anlamazsam yazamam. Bu psikolojik bir evren. Her bir karakterin bugüne gelinceye kadar yolculukları var ve hepsi birbirinden sancılı, acı dolu ve gerçekçi hikâyeler. Gerçekten uzaklaşmamaya çalışıyorum.

OYUNCULARLA ORTAK BİR RUHU PAYLAŞIYORUZ

◊ Dizinin oyuncularıyla nasıl bir mesainiz oldu? Okuma provalarından, onların projeyi algılayışlarından, olduysa sohbetlerinizden örnekler verebilir misiniz?
- K.H.: Gözlerimi gözlerinden kaçırmadan izliyorum onları. Konuştukları yerleri değil, sustukları yerleri ama... Susunca kelimeler devriliyor çünkü, bir tek hakikat kalıyor gözlerinde...

- D.P.:
Küçük set ziyaretlerimiz ve kahve sohbetlerimiz oldu. Pandemi sürecinde olduğumuz için daha çok telefon üzerinden iletişim kurmayı tercih ediyoruz. Onlarla ortak bir ruhu paylaşıyoruz her zaman; hayalimiz birebir ekrana yansıyor.

◊ Neslihan Yeşilyurt tecrübeli bir yönetmen, hikâyeye ya da size katkıları oluyor mu?

- D.P.: Neslihan’ın harika bir enerjisi var. Uçabiliyoruz beraber, sonunu düşünmeden... Neslihan için “olmaz” diye bir kelime yok. Her şeyi olura çevirmeye müsait birisi.

- K.H.:
Neslihan’ı insan olarak çok seviyorum. Yakın ama uzak bir mesafeyle hep orada olduğunu bilmek, senaryoyu aynı duygularla onunla okumak çok özel. Zoom’da senaryoyu okuduktan sonra ağlayan gözlerini hep hatırlayacağım. Çünkü onunla aynı soğuk denizde çığlık attık. İç çekerek...

HER AİLE AÇIK BİR YARADIR

◊ Bugüne kadar televizyon ekranlarında birçok aldatma hikayesi izledik, “Sadakatsiz”in farkı nedir?
- K.H.: Her aile açık bir yaradır. Ondan sanırım...

- D.P.:
Sadakatsiz, bir aldatma hikâyesi fakat aldatma konusunu farklı işleyen, ilişkileri gerçek bir taraftan keşfeden, karakterleri psikolojik temellere dayanarak yaşatan bir hikâye. Bu hikâyenin kalbi, evlilik ve ilişkiler. Asya da Volkan da başından beri nadir rastlayacağımız eylemlerde bulunuyor.
Asya önce kocasına her şeyi itiraf etmesi için bir şans verse de evliliğini kurtarmak istese de, sonunda tüm çevre baskısına kulaklarını kapatıyor ve kocasından intikam almayı seçiyor. Aldatan erkek de aldatılan kadın kadar alışık olmadığımız bir tutuma sahip. Volkan, pişman olmaktan çok uzak bir karakter. Her iki kadını da seviyor. Hatta kendini karısını aldatan bir erkek olarak değil, başkasına da âşık olmuş ama karısını gerçekten çok seven birisi olarak tanımlıyor. Bu da izleyicinin sinirlerini bozduğu için Asya ile beraber Volkan’dan intikam almak istemelerine sebep oluyor.

◊ Sosyal medyadan gelen tepkileri takip ediyor musunuz?
- D.P.: Kaleme aldığımız cümlelere gelebilecek tepkileri az çok kestiriyoruz. Ama yazarken bunu düşünmüyoruz. Asya’nın yanında ve karşısında duranlar olacaktır.

Bitcoin ve Ethereum ne kadar?

Bitcoin ve Ethereum ne kadar?

False