Güncelleme Tarihi:

- Kendine has yorumunuz ve ses tınınız yüreklere dokunuyor. Müzik yolculuğunuz nasıl başladı, kendinizi nasıl anlatırsınız sevenlerinize?
Müzik benim için planlı bir kariyerden çok, zamanla kendimi bulduğum bir alan oldu. Sekiz yaşında İstanbul Şehir Tiyatroları’nda bir müzikalde oynadım, o yaşlardan itibaren bazen oyunculuk bazen müzik beni daha çok çekti kendine.
Müziğe profesyonel olarak Seyyah ile başladım. 2017’de Strasbourg’da bir göçmen kampında çalışırken kendimi çok yabancı ve köksüz hissettiğim bir anda Seyyah’ı kurduk. Şarkı söylemek, o dönemde aidiyet arayışıma bir cevap oldu. Grubun repertuarında Anadolu’dan Balkanlara uzanan halk şarkıları vardı ama hepsinin ortak özelliği içli, samimi ve doğrudan olmalarıydı. Müzik bu noktada o geri dönsem de aynı bulamayacağım ülkeyi özlemenin nostaljik sızısına, yeni bir ben bulmak zorunda hissettiğim başka bir ülkede hayat kurma mücadeleme bir kapı araladı. Dinleyici söylenen şarkıların dilini bildiğinden değil, gerçekten bu karşılaşma anını paylaşmaya geliyordu.
Sonra İstanbul’a döndüm, bir yabancı bir ait hissettiğim bu kendilik ve yan yanalık arayışımı burada sürdürmeye başladım. Gurbet hissi bitti mi derseniz, her geçen gün yeniden başlıyor. O yüzden müzikteki arayışım da giderek derinleşiyor. Bu topraklardan geçen müzikte bu aidiyet arayışına çare olan ne varsa bulmaya, benimle aynı yerde bu arayışta olanlarla paylaşmaya çalışıyorum.
- Bize biraz 'Geçen'den bahseder misiniz? Nasıl ortaya çıktı, şarkılar nasıl seçildi?
Geçen, yaklaşık bir yıl süren, acelesiz bir sürecin sonucu. Dört şarkılık bu ilk EP, aslında uzun zamandır mırıldandığım, sahnede söylediğim ama kaydını bugüne kadar hiç yapmadığım parçalarla kurulan bir evren.
100 yaşından büyük bu parçaların beni çeken ortak noktası, hepsinin bir tür "yarım kalmışlık" hissi taşıması oldu. Bu projeye başlarken kendime şu soruyu sordum: “O dönemin dışa dönük, yüksek ve ihtişam dolu anlatısını içe dönük, yalın ve kırılgan bir dille, olduğum gibi anlatabilir miyim?” İster bir tango ister bir operet olsun, kendi zamanında çok daha teatral. Düşünsenize, müzik genellikle toplulukla dinlenen, bir konserde salonda operada duyulan, yalnızlığınıza değsin isteseniz bir plaktan odaya ve oradan size yayılan bir formdaymış bu şarkıların zamanında. Değişen, parmak uçlarımızdan kulağımıza en kendi kendimize halimize ulaşma imkanı bulduğunda, bu şarkıları daha samimi duysak nasıl olur diye merak ettim.
Düzenlemeleri Ozan Demir üstlendi, Toby Kuhn bir parçada ona eşlik etti. Geleneksel çalgılarla (yaylı tanbur, klasik kemençe, cümbüş) modern armoniler ve indie-caz dokunuşları arasında bir EP oldu sonucunda. “Sen Nazlı Bir Çiçeksin” gibi, internette yalnızca 8 dinlenmesi varken keşfettiğim bir eseri de, çok bilinen ve sevilen “Sensiz Kaldığım Geceler” de “Geçen”de buluştu. Geçmişte kalmamış, bugün etkisi hala süren bir anlatı oluştu böylece.
- Daha önce Dünyadan Sesler ile canlı performansınız çok sevildi. Güldaneyim de aynı şekilde... Sizi parlatan eser sizce hangisiydi?
Bana sosyal medyada tanınırlık kazandıran, Dilek Türkan’ın konserinde söyleme şansı yakaladığım Sarı Yapıncak oldu. Pandemi döneminde seyircisiz yapılan o konserde, Necip Celal Andel’in ilk aşkına yazdığı 100 yıllık bu neşeli şarkının kariyerimde bana kazandırdığı bu güzel ivme için çok mutluyum. Sonrasında Ethno Catalonia’da Ozan’la birlikte orkestraya öğrettiğimiz Bulut Gelir kaydı da çok ilgi görmüştü, Seyyah ile birlikte 2020’de kaydettiğimiz Göç videosundan da beni tanıyanlar oluyor.
- Kral Kaybederse dizisinde rol alıyorsunuz. Bu teklif nasıl geldi ve oyunculuğa nasıl karar verdiniz?
Oyunculuk, çocukluğumdan beri hayatımda aslında. 2004 yılında İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda çocuk oyuncu olarak başladım, geçen yıla dek pekçok oyunda rol aldım. Sonrasında 2021 yılında Kadir Has Üniversitesi’nde Oyunculuk yüksek lisans programına girdim. Reka Kolektif adını verdiğimiz bağımsız tiyatro grubumuzu orada kurduk, Aşalım Bunları isminde bir oyunumuz var 3 sezondur oynadığımız. Yeni oyunumuz da yolda :)
Geçtiğimiz yıldan beri pek çok festivalde gösterilen, Ecre Begüm Bayrak’ın yönettiği Kurtlar isimli kısa filmle ilk kamera önü tecrübemi yaşadım. Kral Kaybederse ise benim ilk dizi deneyimim. Merve Dizdar’la karşılıklı oynamak, çok heyecanlı, çok öğretici. Tüm oyuncu kadrosu öyle, çok şanslı hissediyorum bu ekibin bir parçası olduğum için.
- Kariyerinize oyunculuk mu müzik ile mi devam etmek önceliğiniz? Ya da ikisini bir arada yürütebilen sanatçılardan mı olmak hedefiniz?
Ben aslında etiketlerden bağımsız olarak üretmenin peşindeyim. Hangi alanda ne üretiyorsam, onu dürüstçe ve açık yüreklilikle yapabildiğim sürece kendimi doğru yerde hissediyorum. Dinleyiciyle gerçek bir kalp açıklığıyla buluştuğum alanları çoğaltmak niyetim.
- Yeni EP ile birlikte yeni konserleriniz nerelerde? Sizinle ruhumuz dinlensin çok isteriz.
24 Temmuz’da Blind Istanbul’da konserim olacak, hepinizi beklerim :)


