GeriKelebek Tanıdık, romantik, naif: Serdar
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Tanıdık, romantik, naif: Serdar

Serdar... Müziğin gizemli dünyasına çok uzun yıllar önce bir Dual pikapla giren çocuk. Okuldan eve gelir gelmez kitapları bir kenara atarak hoparlörlerin arasına uzanıp defalarca dinlediği albümler. Deep Purple, Pink Floyd, James Taylor, Chicago, Elton John... ‘‘O zaman kafamı düzenlemelere takmıştım. her dinlediğimde başka bir enstrümana dikkat ediyordum.’’ Sene 1967, henüz 10 yaşında.

1975'e geldiğinde eline bir gitar geçiyor, kendi kendine uğraşmaya, sesler çıkarmaya başlıyor. Ve asıl eğitim, 78 senesinde ilginç ve zorunlu bir şekilde gerçekleşiyor. Ondan dinleyelim: ‘‘Türkiye'de kısıtlamaların olduğu dönem. Benzin, sigara kuyrukları var her yerde. Bir de her akşam iki saat elektrikler kesiliyor. Yapacak hiçbir şey yok. Üç sene boyunca her akşam iki saat ister istemez gitar çaldım. Kendim sesleri bula bula çıkardım.’’

O sırada Güzel Sanatlar Akademisi, Endüstri Tasarım Bölümü'ne giriyor. Yaptığı ilk profesyonel iş ise, Şark Ekspresi'yle Türkiye'ye gelen turistlere Anadolu ezgileri söylemek. Yunus Emre, Aşık Veysel, Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan türkülerini gitarla söylüyorlar.

1979'da canlı müzik yapan barlar yok. Dönem ‘‘piyanist şantör’’ dönemi. Ama Osmanbey'de Sempati adlı bir barda ilk kez canlı müzik yapmaya başlıyor Serdar. Herkes birbuçuk saat sahnede kalırken o sabah beşe kadar inmiyor. O bar müzisyenliğini seviyor: ‘‘Çok zevkli ama biraz tutucu ve sertsen yapamazsın. Ben insanların gitarın tahta sesini ve benim doğal sesimi duymaları için ses düzeni bile kullanmadım uzun yıllar. İnsanlar dinledikçe ben kafayı yiyordum.’’ 1993'te artık adı İstanbul'da romantik şarkılar söyleyen şarkıcıya çıkıyor. Çünkü programın çoğu aşk şarkılarından oluşuyor. Zaten o da ‘‘aşırı’’ derecede romantik.

Şehirden uzaklaşma ihtiyacı olanlardan o da. Bir gün sıkılıp Bodrum'a gidiyor. Ama şehire, İstanbul'a ‘‘göbeğinden bağlı’’ o yüzden ancak dört yıl dayanabiliyor. Üstelik orada istediği kadar üretken olamadığını düşünüyor. Döner dönmez Zülfü Livaneli ile iki yıl Türkiye turnesine çıkıyorlar. İnsanlar soruyor ‘‘Kasetin ne zaman çıkıyor?’’ 1995'te çalışmalara başlıyor. Bu arada manken Eyşan Özhim'le evleniyor. Onlara Türkiye'nin Bruce Willis'i ve Demi Moore'u diyorlar. Kaset çalışmaları devam ediyor. Ve sonunda bu senenin 11 Eylül'ünde kaset piyasaya çıkıyor: ‘‘Nereye Kadar’’

Tanıdık, bildik ve naif bir albüm. Türk popunun o şehvetli aşklarından uzak. Kasette bir kadın için yazılmış tek şarkı var. Sesi, şarkı söyleyişi çok yumuşak çünkü o ‘‘bağırmakla şarkı söylemeyi ayırtedebiliyor.’’ Kaset tanıdık sound'lar içeriyor, bunun en büyük nedeni onun da dediği gibi uzun yıllar sahnede başkalarının şarkılarını söylemiş olmak. ‘‘İnsanlar Assos şarkısını dinlediğinde Yeni Türkü sound'u diyorlar. Sound olarak haklı olabilirler, benziyor. Naylon Dünya'nın sound'u Bülent Ortaçgil'e benziyor. Söyleme tarzından olabilir, ben bunu yadsımıyorum senelerce dinledim çünkü. Benim çok sevdiğim birisi o. Ama ben sesimi ona benzetmeye çalışarak söylemedim, Serdar olarak söyledim.’’

Prodüktör Eyşan Özhim. Yani Serdar'ın karısı. ‘‘Prodüktör Eyşan çünkü görsel bir şeyle, modayla uğraşıyor. Senelerdir paramızı burada biriktiririz. Gerekli olan şeylere burdan her isteyen korkusuzca alır harcar. Bu kaseti kendimiz finanse ettik. Bir firmayla yapsaydık bu kaset çıkmazdı. Dümbelekler, sazlar filan girerdi.’’

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle