GeriKelebek ŞU "AŞK" MESELESI… BÖLÜM: 1 "Yeni Gündem"de bir "gündem toparlama" seansındayız…Herzaman olduğu gibi, konu gündemden kaymış, nihayeti belirsiz "Bu memleket
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

ŞU "AŞK" MESELESI… BÖLÜM: 1 "Yeni Gündem"de bir "gündem toparlama" seansındayız…Herzaman olduğu gibi, konu gündemden kaymış, nihayeti belirsiz "Bu memleket

ŞU "AŞK" MESELESI… BÖLÜM: 1 "Yeni Gündem"de bir "gündem toparlama" seansındayız…Herzaman olduğu gibi, konu gündemden kaymış, nihayeti belirsiz "Bu memleket nasıl kurtulur?" solcu muhabbetine dönmüş. Gündem, değil toparlanmak, dağıldıkça dağılıyor.Senede bir kere başım ağrır. Fakat, "memleketin kurtulamama" durumu bende kronik baş ağrılarına neden oluyor. Çare? Derginin tüm dış haber sayfalarını yazdığım için, bir kurtuluş olarak, durmadan fotokopi çekiyorum. Tıkanmışız, bari zaman kazanalım.Murat Belge, saatlerce dayandıktan sonra, malum evlerden birinin "mama"sı edasıyla, "Kızlarımız bu kadar beyler…" deyiverdi. Anında, çökmüşüm. Neredeyse yirmi sene oluyor, hâlâ gülüyorum. Kifayetsizliğin daha yetkin ifadesini bilen varsa, beri gelsin.İkinci vak'a, yine bir toplantı anısı. Ben gene, upuzamış "toplantı+fotokopi" arasında sıkışmış, çifte kavrulmuş eziyet çekiyorum. Murat Belge bu sefer Server Tanilli'den naklen bir söz edip, o andaki Nazik memleket meselesini en veciz şekilde özetlemenin bir yolunu buldu gene. Cümle, aynen şöyle: "Şu mahut denge meselesi…"Efendim, Server Tanilli kadersiz şekilde belden aşağısı tutmaz olmuş, uzun süre, ümitle tedavi görmüştü. Umarım ayrıntılarda yanılmıyorumdur. Hareket geliştirmek amacıyla havuzda egzersiz yaparken, ters bir şekilde sendeleyince, Server Tanilli, kendisine nezaret eden güzel hemşirenin gözlerinin içine bakıp muzip bir gülüşle, "Kusura bakmayın, şu mahut denge meselesi…" demiş. Çok amaçlı bir ifade, nereye isterseniz çekebilirsiniz…Karşı cinsle nihayetsiz serüvenimde, kendimi "Kızlarımız bu kadar…" noktasında bulduğum anlar olmadı değil… Çabamı esirgemezdim, ama yetemediğim olmuştur. Erkekler ise, daha tuhaf… Harikalar yaratırlar, sonra en beklenmedik bir anda, fevkalade "beyhude" saydığım iktidar merakları (daha doğrusu "acz"leri) yüzünden, gelir gelir bir noktada tıkanırlar. "Tıkanmak" onları çok düşüncesiz, hırçın ve de hoyrat yapabilir. Sevgi çok yoğun olsa da, bu servet, ne yazık ki, yetmezliğe her zaman derman olamıyor. Havlu atmazsanız, krize çare olabilir ama…Erkek ve kadın, burnunu kayalara vurunca, önce sersemler, "Ne oldu şimdi?" diye bir duraksarsınız. Yine de tıpkı, mutfakta salladığınız kavanozdaki pirinç gibi, bir süre sonra her şey yerli yerine oturur; sağduyu ve sonunda da "aşk" galip gelir.Aman dikkat! "Kızlarımız bu kadar…" krizinin bir yenisi her an kapıdadır. Çünkü, farklıyız.Onarılmaz zararlar vermiyorsa, sevdayı tahrip etmiyor, geri dönülmezlik noktasına getirmiyorsa, kendi payıma, krizlerden korkmadım hiç. Aşılır…Farklılık, kimi zaman acı verse de iyidir.Düşünsenize, erkek ve kadının aynısının tıpkıpı olduğu bir dünyada ne çok canımız sıkılırdı…Renklilik, zoru aşmak, dahası, heyecan lâzım.Peki, krizi en aza indirmenin bir yolu yok mu?Bence, var…Şu mahut denge meselesi…Bağımsızlığınızı koruyacaksınız. Her insan bir "proje"dir. Kendi projenizi gerçekleştirme noktasında, asla taviz vermeyeceksiniz. Çünkü, şayet gerçekleştiremezseniz, er ya da geç, bunu karşınızdakine mutlaka ödetirsiniz. Acısı çıkar… Bu da, "kopuş" demektir.Değerlerinizden asla vazgeçmeyeceksiniz. İnandığınızı yapacaksınız. Daima, değerlerinize sadık kalacaksınız. İç tutarlılığınızı başka türlü koruyamazsınız. Koruyabilirseniz, bu da, kendinizle "barışık" olmak demektir. Huzur…Beri yandan da, sevdiğinizi anlama çabası ile "mücehhez" olacaksınız. Zira, o farklı. Bu çaba hiç son bulmayacak; hayat boyu sizinle yol alacak. Ona, asla ve kat'a değiştirmeye, kendinize uydurmaya kalkışmayacak, "olduğu gibi" kabul edeceksiniz. "Herifi önce bir tavlayayım. Sonra nasıl olsa, istediğim gibi huyunu suyunu değiştiririm" dediğiniz anda, iş orda yatar. Bittiniz… Sonu, hüsrandır. Sebebi de çok basit: Kimse huyunu değiştirmez!..Daha önemlisi: Kimsenin değişmesi gerekmez. Marifet, farklılıklara rağmen, bir arada olmayı başarmakta…Sevgili olmak, bir yerde kolaydır. Bakıyorum da, herkes "sevgili"... Üç günlük, beş günlük??? Bu da onların bileceği iş. Ama, onun sahici dostu olduğunu hissedebiliyor ve bunu ona da hissettirebiliyor musunuz? Günü ya da yeri geldiğinde, kendinizi geri çekmeyi bilebiliyor musunuz? Asıl sevgi, budur.Saygıda kusur etmeyeceksiniz. Onu devamlı yücelteceksiniz. Yanlış anlaşılmasın; âmiyâne deyişle, "yalakalık" edin demiyorum. Ona gerçekten değer veriyorsanız, "kıymetli" olduğunu sık sık hissettirin.Benim nacizane görüşlerim bunlar. Hayatın öğrettiği… Sözün özü, "şu mahut denge meselesi" ancak böyle çözülebilir gibi geliyor, bana.Yazının başlığı da ondan mülhem: "Şu 'aşk' meselesi…"Tüm bunları neden yazdım?Şu müzik kanalları bir âlem… Sunucuları da… Kral TV'nin duayeni Yeşimtrak ile Sevgili Şiir ve kara kedi tutkunu Bülent hariç, Türkçe hataları ile malul olmayanı yok maaşallah! (İşi gücü bırakıp not alsam, tuğla kalınlığında bir kitap eder, kafadan.) Neyse efendim, bir sabah gene karga botlarını giymeden kalkmışım. Ama, tam uyanamamışım. Kral TV'de karşımda, DJ kardeşimiz Fatih. O da, henüz uyanamamış, hemen iki klip anons edip kahve içme derdinde. Fukaraları sabahın 05.00'inde evden derdest edip getiriyorlar; kostümdü, makyajdı derken, 07.00'de program başlatacak. Eh, hepsi delikanlı adam; gece sağa sola takıldıkları için, doğru dürüst uyuyamıyorlar. Ve de, sabahın o saatinde "konuşma özürlü" oluyorlar.Fakat o sabah, Fatih eline bir metin geçirmiş. Amerikalı bir hatun, erkekleri anlatıyor. Erkeklere ilişkin tahlilleri, "şu mahut denge meselesi" ile fevkalade ilintili. Hatunun döktürdüğü incileri birer ikişer saymaya başlayınca, ben de, Fatih de uyandık.İşte "inciler"...Ve benim, yaşadıklarımdan kalkarak kendime uyguladığım test. Siz de, kendi özel testinizi deneyebilirsiniz."Erkekleri ancak başbaşa iken eğitebilirsiniz.Zira, toplum önünde, erkekler her şeyi bilir."Doğru… Çünkü, hâkim ideoloji erkekleri böyle sakatlıyor. "Erkek = iktidar" formülü bunu gerektiriyor, mecbur kılıyor. Öyle olmasa da, her şeyi bilir görünecek; gücü yetmeyebileceğini bile bile, her zorluğu aşabilecek kadar "muktedir"miş hissi uyandıracak.İşte bu yüzden, bu "alaturka" toplumda, bir kadının en dikkat etmesi gereken şey, erkeğini zor durumda bırakacak hiçbir şeye sebep olmamaktır. Ne bilgi, ne de "maraza" açısından… Yine de, "eğitilebilir" olmaları iyi bir şey."TV'de maça konsantre olunca, tuttuğu takımın maçı kazanacağından emin olan tek mahluk, erkektir."Şimdi, biz Teleon kutusu almaya çabalıyoruz. Canım kahve köşelerinde sersefil olmasın diye; önümüz kış, şartlar kelek. Hanımlar, sizin anlayacağınız, erkeği eve daha da bağlamanın sağlam yolu, bir adet KUTU! Canım'ın Fenerbahçe maçlarındaki dikkat yoğunluğu inanılmaz. Amerikalı hatun yerden göğe kadar haklı: Adam resmen kayıp! İlan-I aşk etsen dahi, faydasız. İşitmiyor ki… En iyisi, hiç elleme, mutfakta paşa paşa kendi işine bak.Ancaaak… "Maç sırasında erkeği kaybetme" meselesini artık anlar gibiyim. Hagi'nin 5 maç cezasının 2'ye indirildiğini haberlerde öğrendiğim an, sevinçten nasıl çıldırdığımı gördüm ve kendimi şaşırdım. Müjdeyi paylaşmak istiyorum. O sırada Canım tam neredeydi, bilmiyorum; telefonla ulaşamıyorum. (Galiba, cep telefonu bu anlarda gerekli.) Kendimi tutamayıp bizim Tekelci Ali Bey'i aradım. "Köftehor UEFA'lılar, ne biçim yola gelmişler…" dedim. Adam fanatik Beşiktaşlı, ama o bile, "Çok sevindim… Ben bile heyecanlandım Jülide Hanım" diye sevincimi paylaştı. Bu muhabbet, başka muhabbet.Hanımlar, sizin anlayacağınız, bu maç mevzuu çok mühim. Hoşunuza gitsin, gitmesin, âzamî dikkat ve îtîna gerektiriyor."İlişkimiz hakkında konuşalım mı?"Amerikalı hanımın gözlemlerine göre, bir erkeğin en nefret ettiği cümle imiş!.. Haklı… Erkek cinsi, her türlü "durum tespiti"nden kaçar. Zira, durumu belirlemek, mevcuda ilâveten, ona durduk yerde yeni "mükellefiyet"ler yüklenmesi demektir. Risk kokusu alır ve kaçar.Yine, hakim ideoloji devrede. Kendini toplum nezdinde bir adet "yükümlülükler manzumesi" olarak algılayan bir erkeğin, bu cümleden nefret etmemesi mümkün mü?Ben ömrümde hiç böyle bir soru sormadım. Zaten, bana yakışmaz. Hem de yakışık almaz. Güvensizlik demektir; içinde, "bir şeyleri" garantiye alma çabası gizlidir. Hani, "Evi verdin, iyi hoş da, bir de tapuya gitsek…" gibi bir şey. Bana, sahiden, hiç yakışmazdı. Ama, beyni taş devrinde kalmış başta sevgili babam ve cümle sülalem, hep ucuza gittiğimi düşünmüştür. Sanki, mezatta satışa sunulmuşum."Erkek, yeryüzündeki -haksız yere- en megaloman yaratıktır."Çok doğru. En doğru yanı da, "haksız yere…" ifadesi.Ama, gene "haksız yere" böylesine dolduruşa getirilmenin bedelini, erkeklerin çok ağır ödediklerini düşünüyorum. Farkında olsalar da, olmasalar da…"Dört erkek yan yana geldiğinde futbol konuşur,Dört kadın yan yana geldiğinde ise, erkekleri konuşur."Doğru söze ne denir? Erkeklerle halledemediğimiz bir meselemiz var, anlaşılan.Futbol konuşmanın, bence, bir mahzuru yok. Bütün iş, sohbete Fransız kalmamak. İşte o yüzden, bu yaştan sonra futbol öğrenmeye başladım. KUTU'lar alınıyor, vs. Yalnız, şu "ofsayt" meselesini henüz tam oturtamadım. Maçın bir yerinde, hücum anı, Canım, ossaat "Ofsayt".." diye haykırıyor. Yahu be adam, nereden anladın? Hırsımdan tırnaklarımı yiyorum. Vallahi… Benim, "Ofsayt!.." diye haykırdığım gün, futbol diplomamı almış olacağım. Eşitlik sağlanacak."Bir erkek hiçbir aşk filmini ikinci kez seyretmez."Niye seyretsin ki? Başına olmadık işler açılabilir. Dertsiz başına dert mi alsın? Aslında, bu kuralın istisnası yok değil. Her kuralın olduğu gibi… Canım, "Yahu, ben bu filmi görmüştüm" diye sızlansa da, ikinci defa seyreder. Acaba, romantik biri mi?"Kocanızı tenis masasında yenerseniz, sırtını döner, uyur."Fena… Kötü fena…Burada tecrübem konuşamayacak. Çok isterdim, ama ikimiz de tenis bilmiyoruz."Karısına 'kilo aldın' der. Ama, kendi kilolanınca, 'Bu pantolonu yıkadın mı? Çok çekti galiba…' diye mazeret uydurur."Psikolojinin temel kuralları işliyor. Kişi asla kendi kusurlu değildir, kabahat daima karşısında kim varsa, ondadır. Hatayı saptırma… Üniversitede mecburen psikoloji ve pedagoji okudum da, o yüzden rahat rahat ahkâm kesiyorum."Bir erkeği, onu üzmeden, nezaketle terketmek istiyorsanız, 'Artık, bir bebeğimiz olsun istiyorum' demeniz, yeter."Tam 12'den vuran laf diye buna derim. Bir deneyin, ne kadar etkili olduğunu göreceksiniz.Boşuna mı, erkekler, "Bir bebeğimiz olacak" demek gafletinde bulunan hemen her sevgiliye, o abuk-ötesi "Benden olduğuna emin misin?" diye soruyor? Dünya tarihinin kaydettiği en talihsiz sualdir. Ama, sorulur. Şu mahut, "yükümlülük karşısında hazırlıksız yakalanma" korkusu.Kader utansın. Kızlarımız bu kadar!.."Erkeğin sürekli yatağa sürüklemesinden kurtulmak isteyen kadının yapacağı tek şey vardır: Evlenmek!.."Niye, hiç nikâh altına girmedim zannediyorsunuz?"Erkek her şeyi unutur. Kadın her şeyi hatırlar."Fevkalade, doğru.Erkek her şeyi unutur. Çünkü, işine gelir.Kadın her şeyi hatırlar, üstelik, kin tutar. Şartlar gereği, onun da işine böylesi gelir. Kin tutar, günü geldiğinde fena ödetir, öcünü komaz, alır.Ben hiç kin tutmadım. Geçmiş sevgililerime dünyanın tüm iyiliklerini diledim hep. Ama, unutmadım, daima hatırladım: Yaşadıklarımdan ders alabilmek için. Hayatım boşa gitsin istemedim."Kadınlara karşı çıkabilecek tek bir doğal olay var: Yankı!.."Bu cümle bana Galler Prensi Charles'ın, 100'lük Ana Kraliçe Elizabeth'in 4 Ağustos'taki doğum gününde, gazetecilere söylediği bir sözü anımsattı: "Bu yaşında bile, ona karşı durmak pek zor!..""Kadınlar asla haksız değildir. En haksız olduğu durumda bile, 'Kendime göre nedenlerim vardı' der, çıkar işin içinden."Bir dakika…Burada bir yanlışlık var sanki. Benim bildiğim kadarıyla, herkesin kendine göre nedenleri vardır. Ama, bu cümleyi ben hep erkeklerden işittim."Kadınlar, erkekler ile her konuda eşit olmak ister. Üç istisnası var: 1.Çöpü dökmek. 2.Hesabı ödemek. 3.?????" (Kaçırdım!)Sahiden, kaçırdım, 3'üncüsünün notunu alamadım.Önce, bir tespit.Kadınların erkeklerle "eşit" olmayı istediğini sanmıyorum. Çünkü, eşit olmak, "aynısının tıpkısı" demek. Tıpkı olamayız ki. Aynı değiliz, farklıyız. Mesele, ikili ilişkide ve toplum hayatında, hukuk alanında erkekler ile "eşit haklar"a sahip olmak.Bu, bir "eşit haklar" mücadelesi.Ben bir kadınım. Maazallah, asla bir erkek gibi olmak istemedim.İstisnalara gelince…Çöpü hep ben döktüm. Ekmek paramı kazandım, hesabımı ödedim. Üçüncü madde her ne idiyse, eminim, orada da tufaya gelmişimdir.(Amerikalı hanımın incileri uzadı. İkinci bölümde devam edeyer, çârnâçar. Tıpkı, iyi mal yakalamış, dirhem dirhem tattıran DJ Fatih'in "Liste Sürüyor, biz iyisi mi iki klip arası verelim. Ondan sonra ben buradayım" dediği gibi.)(Devamı var)Jülide ERGÜDER - 16 Ekim 2000, Pazartesi

Bitcoin ve Ethereum ne kadar?

Bitcoin ve Ethereum ne kadar?

False