GeriKelebek Star kimliği kişiyi halktan uzaklaştırıyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Star kimliği kişiyi halktan uzaklaştırıyor

Star kimliği kişiyi halktan uzaklaştırıyor
refid:8337024 ilişkili resim dosyası
Abone Olgoogle-news

Arena dergisine cesur pozlar veren Tuba Ünsal, "İlişkinin en sevdiğim dönemi ilk üç ayı" diyor.

Tuba Ünsal fotoğrafları

Bu yaz Amerika'ya gitmeyi planlayan Ünsal, "Ünlülerin birbiriyle ilişkisi zor olabilir. İşin içine kariyerinizi yönlendirenler ve iki tarafın da çıkarları giriyor. Sevgilinizi bu işlerle hiç ilgisi olmayan bir sektörden seçmeniz daha mantıklı" dedi.

Tuba Ünsal bir Hollywood yıldızı gibi. 16 yaşında İzmir’den gelip hayallerini gerçekleştirmeye çalışan ve yaptığı işler kadar birlikte olduğu isimlerle de ilgi odağı olan oyuncu o kadar yoğun ki akşam katılacağı televizyon programı için söyleşimiz sırasında saçını yaptırmasının mümkün olup olmadığını soruyor.

Ünsal’ın şu sıralar gösterimde iki filmi var: Gürgen Öz ve Sarp Apak’la başrolleri paylaştığı "Plajda" ve Hayko Cepkin ve Ege Tanman’la birlikte oynadığı "Çocuk"... İki filmin birbirinden nispeten farklı olduğunu söylediğimizde "Farklı roller oynamaya çalışıyorum elimden geldiğince. ’Çocuk’ bambaşka bir kesime hitap edecek. ’Plajda’da oynadığım karakter daha saf, kırılgan, azimli, başarılı. Orijinalini ’Some Like It Hot’ta Marilyn Monroe canlandırmıştı. Benimki daha nahif, daha kırılgan" diyor. Ama efsane yıldızla paralelliklerin bu kadarla kaldığı görüşünde...

/images/100/0x0/55ea19eff018fbb8f86b50df

Kendisine "yeni Marilyn Monroe" demenin yanlış olacağını söylüyor, "Onun kariyerinde var olduğu noktayla benimki örtüşmüyor. O biraz daha fiziksel güzelliğiyle, sonradan yeteneğiyle bahsettirmiş adından. Çok beğenirim ama... İdoldür, ekoldür" diye de ekliyor.

Yakın zamanda verdiği bir röportajda söylediği "Türk sinemasına iki göğsüm de feda olsun" cümlesinden bahis açtığımızda, sözlerinin değiştirildiğini söylüyor: "Çıplaklıkla ilgili sinemada belli kanunlarınız var mı diye soruldu. ’İşime saygılı bir insanım, ne gerektiriyorsa onu yaparım’ dedim. Bunu söylediğim zaman röportajı yapan kişi ’Siz bir filmde çırılçıplak soyunursanız, herhalde Türk sineması bugüne kadar kırmadığı gişe rekorunu kırar’ diye devam etti. Ben de ’Böyle bir şeyden dolayı Türk sineması rekor kıracaksa, vallaha feda olsun’ dedim gülerek... Ama orada ne göğsümden bahsettim, ne bir tarafımdan... O tamamı ile sanatta gelinebilecek çıplaklık noktası üzerine tartışırken çıkmış cümlelerdi.

Mesleğimi seviyorum ve yapabileceğim her türlü fedakarlığı yapıyorum. Uykusuz kalıyorum, aileme daha az zaman ayırıyorum, kendimi gelebileceğim en iyi noktaya getirebilmek için yurtdışında araştırmalar yapıyorum. Çıplaklık işin magazinel boyutu aslında."

İzlenmesi keyifli biriyim

Magazinle ve insanların ilgisiyle barışmış görünüyor. "Ben hayatımın her döneminde magazinin ilgilenmeyi sevdiği biri oldum. Eskiden buna üzülürdüm, çünkü klasik ’İşimle gündeme gelmek istiyorum’ söylemlerim vardı. Ama insanlar beni görmekten mutlu oluyorlarsa, yapabileceğim bir şey yok. Demek ki izlenmesi keyifli bir insanım" sözleriyle de bunu kanıtlıyor.

Ünsal, şöhretli isimlerin mutsuz olduğuna dair söylemler hatırladığındaysa şöyle konuşuyor: "Bu tip genellemeleri sevmiyorum. Bu hayat tarzı, şöhrete odaklı yaşamak. Ben Beyoğlu’nda da yürüyorum, alışverişimi oradaki

/images/100/0x0/55ea19eff018fbb8f86b50e1
pasajlardan da yapıyorum... Star kimliğinde yaşamak insanı halktan ve kendinden uzaklaştıran bir durum."

Yazın Amerika’ya gitmeyi planlayan Tuba Ünsal’a hedeflerini sorduğumuzda, "Şöyle olacağım böyle olacağım demeyi doğru bulmuyorum, hayatın ne getireceğini bilmiyorum. Yaptığım işin merkezi orası. Birazcık dinlenmek, orada bunun eğitimini almak, nelerde eksiğiz nelerde öndeyiz bunları görmek için ve hayatın bir noktasında kendime dur demek için gidiyorum. Çok yoruldum çünkü. Yaklaşık bir buçuk senedir çalışmadığım gün yok" diye cevaplıyor.

Bertollucci’yle çalışmak isterim

Ama sonra bir anda gözleri parlıyor: "En iyi senaryoda, beğendiğim aktörlerden (Prison Break’in yıldızı) Wentworth Miller’la bir filmde rol almak, dizinin kadrosuna onun yeni sevgilisi rolünde girmek isterdim. Sonra, Wim Wenders’la çalışmak olabilir. Daha bağımsız filmlerde rol almak isterim. Hollywood’un keşmekeşinden sıyrılıp ’Babil’ gibi filmlerde rol almak isterim. Bernardo Bertollucci’yle çalışmak isterim. Benim tarzımda oyuncularla çalışıyor."

En kötü senaryoda kendisini bekleyen şey ise şu:

"Orada birine aşık olup buraya dönememek... Buraya döndüğümde aklım orada kalır."

Döndüğünde "Falanca ünlüyle çok sıkı fıkıyız, filanca yönetmen sevgilim" diyecek mi peki? Yanıt hazır: "Los Angeles’ta tanıdığım ünlü yapımcılar var. Hollywood Film Festivali’ne ’Vizontele Tuuba’yla katılmıştık. Ünlülerle aynı masada oturduk. Bunu basınla paylaşmayı doğru bulmuyorum ama olabilir de. Wentworth Miller’la fotoğrafım olursa kesin size veririm."

Annemle babama bana destek olmadıkları için teşekkür ederim

Kendisini Oscar töreninde hayal etmesini istiyoruz. Sahneye çağrıldığında yapacağı konuşmada kimlere teşekkür ederdi acaba? Bu sorunun yanıtı, Tuba Ünsal’ın motivasyonu hakkında da önemli bir ipucu veriyor. Saydığı isimler değil ama gerekçeleri ilginç: "Her konuda bu kadar katı olup hayatta asla bir şey yapmama izin vermedikleri ve benim hırs yapıp zorlanmama neden oldukları için annemle babama teşekkür ederim. Amerika’ya gitmemi doğru bulmuyorlar, burada kalıp işimle ilgilenmem gerektiğini savunuyorlar. O yüzden destek olmadıkları için teşekkür ederim."

En sevdiğim süreç ilişkinin ilk 3 ayı

Bir ilişkide kendisini en heyecanlandıran şey sorusuna Tuba Ünsal şöyle yanıt veriyor: "İlişkinin ilk aşaması. Çünkü birbirini tanımaya çalışıyorsun. Nelere tepki gösterirsin, ne yaparsın, kimsin sen? 25 yıl farklı ortamlarda büyümüş iki insanı bir anda bir evin içine koyuyorsun. Kimyasal deney gibi. O insanların birbirlerine alışma süreci. En sevdiğim süreç bu, ilişkinin ilk üç ayı."

Peki intikamcı bir kadın mı? Ona da yanıt hazır: "Yok intikamcı değilim. Unuturum, kinci de değilimdir. İlişkide erkeğe vereceğim en büyük ceza, onun hayatından çıkmak olur. Hayatı boyunca beni görmesine, duymasına, benimle konuşmasına izin vermem."

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle