Sevişme sahnelerim manşete çıkınca şanslı hissettim

Sevişme sahnelerim manşete çıkınca şanslı hissettim

Ahu Türkpençe, arkadaş olarak son derece eğlenceli, hoş sohbet ve geveze biri. Konuştuklarımızı yazsam roman olur. Ama iş röportaja geldiğinde konuşmayı, kendini anlatmayı çok sevmiyor. “Köksüz” adlı filmle Adana Altın Koza Film Festivali’nde aldığı ‘en iyi kadın oyuncu’ ödülünden yola çıkarak yaptığımız oyunculuk ağırlıklı röportajda beni en çok “Kendimi içten ve dıştan sevme dönemimdeyim” cümlesi etkiledi. Mutlu olmanın sırrı da sanırım burada gizli...

Haberin Devamı

Altın Koza’dan gelen ‘en iyi kadın oyuncu’ ödülünü tebrik edip, yakında vizyona girecek “Köksüz” filminde başarılar diledikten sonra alakasız bir soruyla başlayayım. Soyadının anlamı nereden geliyor?
- Bilmiyorum ama çok seviyorum soyadımı. Bir arkadaşımın soyadı Delibaş ve sanırım ‘öncü birlik’ demek. Yani önden gider, düşmanın yerini keşfeder, harita çıkarıp geri gelir ve orduya yol gösterir. ‘Türkpençe’nin de o tür bir anlamı olduğuna inanıyorum. Ne de olsa içinde hem Türk var hem pençe. Pek bir güçlü yani.
Çocukken oyunculuk var mıydı aklında?
- Hayır, hiç öyle bir hevesim olmadı. Çocukken dondurmacı olmayı isterdim. Tabii ki bol bol dondurma yemek için. Ya da balıkçı olurum, hem satıp para kazanırım hem de balık yerim diye düşünürdüm. Yani aklım fikrim yemekteymiş. Ama ufakken annemin beni çocuk tiyatrosuna götürdüğünü, hatta Adile Naşit’i gördüğümde onu öpmek için bir tabureye çıkıp uzandığımı hatırlıyorum. Adile Teyze rahmetli olunca çok üzüldüğümü ve niyeyse tiyatroya küstüğümü de... Sonra gerçekten uzun bir süre tiyatroya gitmedim, konservatuvara kadar. Şimdiki aklım olsaydı her hafta başka bir oyuna giderdim tabii ki. Sadece oyunculuk yapmaktan değil, güzel performanslar ve oyunlar seyretmekten de büyük keyif alıyorum.
Kaç kardeşsiniz? Sen el üstünde tutulan çocuk muydun?
- Üç kardeşiz. Ben ortancayım. Genelde el üstünde tutulan çocuk sonuncu olur ya, bizde de öyleydi. Ama ortanca olmanın da şöyle bir faydası var; anne-baba ‘ilk çocuk-son çocuk’ diye uğraşırken ortanca arada kaynıyor. Ben de arada kaynayan, kafasına göre takılan oldum... Ooohh hayat bana güzel! (Gülüyor)
Fizik bölümünü seçmenin nedeni fizik öğretmenine aşık olman mı? Hani hep öyle olur ya!
- Haydaaaa, nereden çıktı? “Fizik öğretmenim sayesinde fiziği sevdim ve üniversitede fizik bölümünü yazdım” demiştim bir röportajımda, bu cümleden “aşık olduğumu” çıkarıyorsan kesinlikle aşk kadınısın sen. Aklın fikrin aşkta! Benim fizik öğretmenim kadındı zaten. Dersi o kadar iyi anlatıyordu ki, sınıfça ortalamanın üstündeydik. Sonra Yıldız Teknik Fizik bölümüne girdik.

TEMİZLİKÇİ DE OLABİLİRİM SÜPER KAHRAMAN DA
Pişman oldun mu? Olmasan bırakıp tiyatroya geçmezdin diye düşünüyorum.
- Pişman olmadım ama laboratuvarlarımız yeterli değildi. İşin eğlenceli tarafı deneylerde ama deney yapmak yerine bol bol kağıt üzerinde soru çözüyorduk. E tabii o da hem zor hem sıkıcı gelmeye başladı bana. Neyse ki o dönemde tiyatroyla tanıştım, sonra MSM’nin tiyatro bölümünün sınavlarına girdim ve kazandım. Yani fizik bölümünü üçüncü senesinde bırakıp tiyatroya geçtim. Dört senelik tiyatro eğitimi arasından sonra fiziği yaz okulundan ders alıp sekiz-dokuz senede bitirdim.
Oyuncu olmak, her şey olma lüksüne sahip olmak mı?
- Evet. Çok eğlenceli. Doktor, avukat ya da temizlikçi olabileceğim gibi bir süper kahraman olup uçabilirim de. Gerçekten de ne istersen olabilirsin. İş, birisinin yazmasına ve bir diğerinin de bu senaryoyu çekmek isteyip sana rolü teklif etmesine bakar. Mesleğim gerçekten çok eğlenceli.
Televizyona iş yapanlar, reytingle yatıp reytingle kalkıyor. Reytingler senin için ne kadar önemli?
- O bence daha çok yapımcı ve kanalın alanı. Benim önceliğim işimi doğru yapmak, işin tutup tutmaması ise seyircinin takdiri. Tabii ki oynadığım dizi tutmazsa sevinmem ama üzerime düşeni yaptıysam da kendimi suçlayıp üzülmem. Kimi zaman şans faktörü de çok önemlidir çünkü.
En çok neyi eleştiriyorsun yaptığın işlerde?
- İnsanın kendini seyretmesi garip. İlla ki olmadığını düşündüğün bir şeyler buluyorsun ve “Bir dahakinde buna da dikkat edeyim” diyorsun ve bu hiç bitmiyor. Galiba güzel olanı da bu. Böylece hiç durmuyorsun, hep bir şey daha ekliyorsun, hep değişiyorsun.
Kırılma noktan “Bir İstanbul Masalı”, sonra “Kaybedenler Kulübü”. Şimdi de “Köksüz”desin. Bu filmlerin seçimleri seni zorladı mı?
- Hayır. Zaten “Bir İstanbul Masalı”nda seçen değil, seçilendim. Diğer söylediğin işlerde de seçilenim aslında. Tolga Örnek beni seçip rolü teklif etmese ya da Deniz Akçay “Bu rolü oynar mısın?” demese, o ekiplerde olamazdım ki... Yani ekibin bir parçası olup olmamaya karar vermem ikinci aşama. Bu ikinci aşamada bana teklif edilen rolü üstlenmek isteyip istemediğimin kararını ise tamamıyla duygularımla veriyorum. O kadar şanslıyım ki, hep çok parlak ve yetenekli kişiler tarafından seçiliyorum ve karşılığında da elimden geleni yapıp ekibin bana güvenini boşa çıkarmamaya çalışıyorum.

“SEKS SATAR”A KATILMIYORUM
“Köksüz” ile ödül aldın. Ödüller ne ifade ediyor senin için?
- Ödülleri önemsiyorum. Ödül aldığım zaman jürinin ve seyircinin bana “Aferin, doğru yoldasın” dediğini düşünüyorum ve bu destek içimi aydınlatıyor. Yeni işler yapmak için itici güç oluyor. Ödülü Lale Başar ile ortaklaşa aldık. Güzel oldu birlikte almak, çünkü anne-kız çatışmasını oynuyoruz. Çıkarılması gereken zor duyguları birbirimize destek olarak oynadık ve karşılığında da birlikte ödüllendirildik. Yaptığımız ekip işini yücelten daha güzel bir hediye olamazdı.
Nejat İşler’le sevişme sahnen manşetlerde olduğunda ne hissetmiştin?
- Kötü hissetmedim. Tam tersi, ne kadar şanslı ve güvenebileceğim bir ekibim var diye düşündüm o görüntüler çıktığı zaman. Çünkü o sahnelerle ilgili haberler çıktığında film çoktan vizyona girmişti, gösterimdeydi. Belli ki filmden o kareleri fotoğraflayıp haber yapmışlardı, yani bizim ekibimizden ticari amaçla medyaya verilmiş kareler değildi. Kimi zihniyetler film iş yapsın diye bu tür sahneleri vizyona girmeden önce, haber olsun, merak uyandırsın diye kullanıyorlar. Bizim filmde böyle bir şey olmadığı, hatta gündeme bile gelmediği için gurur duydum. Bu bence aynı zamanda yönetmenin işine ne kadar güvendiğini ve oyunculara ne kadar değer verdiğini de gösteriyor. Tolga Örnek bu tür sahnelerle ilgi çekip seyirciyi tavlamaya çalışmayacak kadar yaptığı işin arkasında duran bir yönetmen.
Seks satıyor mu?
- Sanmıyorum. Öyle olsaydı bu taktiği kullanarak gösterime giren işlerin gişesi yüksek olurdu. İş samimi ve güzelse, tutar. Yoksa içinde sevişme, öldürme var diye bir işin tutacağına ben inanmıyorum. Dizilerle ilgili ise ne tutar ne tutmaz bilemiyorum ama onun dışında tiyatro ve sinemadan konuşursak, bence işin gerçekliği ve samimiyeti tutma şansını yükseltir.
“Serseriler her zaman sevilir” demişsin...
- Ben mi demişim? “Kaybedenler Kulübü”ndeki karakteri sorduklarında söyledim herhalde. Araştırma yapılmış, çıkan sonuç bu; daha marjinal ve asi duran, içinde bir parça sertlik barındıran karakterler ilgi çekiyormuş. İlk önce onu deşmek istiyormuş insanlar.

GÜZELLİĞİM ANNEMDEN
Komediye hep uzaksın. Neden?
- Çok seviyorum ama henüz oynamak isteyeceğim bir komedi gelmedi.
Komik misin sen?
- Bilmem. Arkadaşlarıma sormak lazım.
En çok öfkelendiğin şey ne?
- Yapmak istemediğim bir şey için zorlanıyor olmak. Özgürlüğümün elinden gittiği anlar beni rahatsız ediyor.
Gerçek hayatta nasıl birisin? Uçlarda yaşayan, deli dolu mu, sıradan ve normal mi?
- Sıradanım. Ben de herkes gibiyim. Kendimi yaptığım işi izleyen seyircilerden daha farklı bir yere koymuyorum. Ben de herkes gibi kimi zaman kırılgan, kimi zamansa çok sertim. Birçokları gibi kırılmaktan korkup kendimi kapattığım zamanlar da oluyor, acımasız olup etrafımdakileri kırdığım zamanlar da... Anlatmaya çalıştığım, temelde hepimizin aynı olduğu. Farklı zamanlarda farklı durumlara bambaşka tepkiler veriyoruz ama duygularımız aynı. Zaten bizi birbirine bağlayan da bu ortak duygular.
“Güzelliğim makyajdan” demişsin...
- Öyle bir şey demedim. Bazı çok özel yüzler vardır; kaşı gözü özel çizilmiş gibidir ve o yüzleri makyajla değiştiremezsin. Ama benim yüzümün hamuru makyajla değişmeye çok müsait dedim. Yoksa tabii ki çirkin olduğumu düşünmüyorum. Güzelliğim annemden, annem sağ olsun.
Özgüven veriyor mu bu güzelliğin?
- Lisedeyken güzellik üzerinden bir özgüvenim yoktu. Kafam çok da öyle şeylere basmıyordu. Sanırım dersler üzerinden ya da spor alanında daha özgüvenliydim. Şimdiyse büyüyüp birçok şeyi keşfedip öğrendikten sonra; kendimi hem içten hem dıştan sevme dönemindeyim ve bu hâl kesinlikle özgüven veriyor. Yani kendimi olduğum gibi seviyorum.

KADINLARI ÖZGÜRLEŞTİRMEK ERKEKLERİN DE DERDİ OLMALI
“Köksüz”deki rolünden yola çıkarak soruyorum. Birinin çok küçük yaşta baba figürünün olmayışı ve bir kadının bu yükü üzerine alması neler hissettiriyor sana?
- Yükün altında Feride eziliyor ama o yükü yine de alıyor. Kendi kendine bulduğu çıkış noktası da özgürleştirmiyor onu. Feride’nin hikâyesi beni çok etkiliyor. Özgür olmak istiyor ama hayatının dizginlerini bir türlü eline alamıyor. Bence ailedeki her karakterin insanın içini acıtan bir hikâyesi var.
Türkiye’de kadın olmak zor mu?
- Bence kadın olmak her yerde zor, Türkiye’de daha da zor. Kadın olmanın bir avantaj olması, anaerkil toplamlar da geçerliymiş. Ne zaman ki ataerkil topluma döndük, o zaman değişti dünya.
Erkek olmak ister miydin?
- Yok istemezdim, halimden memnunum ama olaya kadın-erkek olarak bakmak istemiyorum, insan olarak bakmak gerekiyor. Bizleri kadın-erkek diye ayıran zihniyetleri de değiştirmek gerekiyor. İnsan olmak ve insanın daha doğarken elde ettiği özgürlük hakkını geri almak temel amaç olmalı. Kadınları özgürleştirmek de sadece kadınların değil erkeklerin de derdi olmalı.
Anne/baba-kız ilişkisi özel midir?
- Sadece o değil, tüm ilişkiler özeldir bence. Çünkü ortada bir ilişki varsa işin içine duygular da girer ve o duygular da her ilişkiyi kendi içinde özel yapar.

KEDİ VE KÖPEKLER SIKIŞTIRILMIŞ SEVGİ YUMAKLARI
Röportaj pozumuzda kucağımıza benim evdeki kedileri aldık. Ama biliyorum ki senin evinde de tüylü dostların var...
- Bir kedim ve köpeğim var, onları çok seviyorum. Sokaktakiler de dahil hepsi sıkıştırılmış sevgi yumakları olarak ortada dolaşıyorlar. Hepsinin istedikleri önce sevgi. Bir arkadaşım; “Hayvan sevmeyen, insan sevemez” demişti. O zamanlar hayvan beslemiyordum, şimdilerde ise çok iyi anlıyorum onu.
“Siyasi iktidarlar bizi insan olarak görmüyor, büyükbaş hayvan olarak görüyor” dediğin doğru mu?
- Evet. Dünyada da bu böyle. Bir savaş olduğunda “Bizden 10 bin kişi göndersek, onlardan 20 bin kişiyi indiririz” şeklinde konuşuyorlarmış gibi geliyor kendi aralarında.

Haberin Devamı

ŞÖHRETLE GELEN SEVGİ GERÇEK DEĞİL
Şöhret ne getirdi ve götürdü senden?
- Nedensiz sevilme ve nedensiz sevilmeme getirdi. Beni hiç tanımayan insanlar televizyondaki bir işime bakıp oynadığım karakter yüzünden beni seviyor ya da sevmiyorlar. Yani o sevgi de gerçek değil sevmeme durumu da, çünkü beni tanımıyorlar.

Haberle ilgili daha fazlası: