Güncelleme Tarihi:

Kısa süre önce bilim insanları bir deney yaptı. Tamamen uydurma bir hastalık yarattılar: Bixonimania.
Hiç var olmadı. Hiçbir hastada görülmedi. Hiçbir klinikte tanı konmadı. Ama akademik makale gibi yazıldı. İnternete yüklendi. Ve birkaç hafta içinde...
Dünyanın en yaygın yapay zekâ sistemleri bu hastalığı gerçekmiş gibi anlatmaya başladı.
Bazıları tanım yaptı. Bazıları nedenlerini açıkladı. Hatta bazıları görülme sıklığını bile yazdı.
Daha ileri gidelim:
Bu “hastalık”, bir süre sonra bilimsel bir makalede referans olarak kullanıldı.
Yani hiç var olmayan bir hastalık, tıp literatürüne girmeyi başardı.
Şimdi asıl soru şu:
Bu sadece bir deney miydi?
Yoksa gördüğümüz şey, yeni bir çağın fragmanı mı...
Çünkü bu hikaye, aslında tanıdık.
Onkolojide biz bunun başka bir versiyonunu yıllardır görüyoruz.
“Mucize kür”ler, “doğal tedavi paketleri”, “gizlenen ilaçlar”, “bağışıklığı uçuran karışımlar” gibi...
Hiçbiri tamamen uydurma değil. Ama hiçbiri de doğru değil.
Gerçeğin küçük bir parçası alınır, üzerine bolca umut eklenir, sonra satılır.
Bixonimania ile aralarındaki tek fark şu: Biri algoritma, nam-ı diğer yapay zekâ üretimi.
Diğeri insan üretimi. Ama sonuç aynı: Gerçeklik bulanıklaşıyor.
Kanser gibi bir hastalıkta bu bulanıklığın bedeli ağırdır.
Çünkü kanserde zaman kritiktir. Doğru bilgi hayattır.
Yanlış bilgi ise gecikmedir. Ve gecikme, bazen geri dönüşü olmayan bir noktadır.
Bugün polikliniklerde gördüğümüz hastaların bir kısmı, hastalığı geç keşfettiği için değil, yanlış bilgiye erken inandığı için kaybediliyor.
Yapay zekâ bize şunu gösterdi:
Artık mesele sadece “bilgiye ulaşmak” değil. Mesele o bilginin gerçek olup olmadığını ayırt edebilmek.
Çünkü ekranda gördüğünüz her şey akıcı, düzgün ve ikna edici olabilir.
Ama ikna edici olmak, doğru olmak değildir.
YANLIŞ BİLGİ İLE KARŞI KARŞIYA
Tıp, şüphe üzerine kurulu bir bilimdir. Her veri sorgulanır. Her sonuç test edilir. Her iddia tekrar tekrar sınanır.
Ama biz artık tam tersini yapıyoruz: Okuyoruz, beğeniyoruz ve inanıyoruz.
Belki de asıl tehlike şu, artık yalanlar kaba değil.
Çok iyi yazılmış. Çok iyi paketlenmiş. Ve çoğu zaman bilim gibi görünüyor.
Tıp tarihi boyunca insan, hastalıklarla savaştı. Ama ilk kez, hastalık kadar tehlikeli bir şeyle daha karşı karşıya: Yanlış bilgi.
Üstelik bu kez, onu üreten şey bir kişi değil, bir sistem.
Ve belki de bu çağın en kritik sorusu şu: Bir gün size anlatılan hastalığın gerçek mi, yoksa sadece iyi yazılmış bir kurgu mu olduğunu nasıl anlayacağız?
Çünkü sağlık söz konusuysa, yanılma lüksümüz yok.
Ve bazen, en tehlikeli hastalık hiç var olmayandır.