Reklam için aşk lazım acayiplik lazım değil

Güncelleme Tarihi:

Reklam için aşk lazım acayiplik lazım değil
Oluşturulma Tarihi: Mart 23, 2002 23:08

Nesteren Davutoğlu (48), Türkiye'de herkesin gözünü diktiği reklamcılık sektörünün başarılı isimlerinden biri.

Onun ismini diğer reklamcılar kadar sık duymayabilirsiniz ama o reklamcılık sektöründe uzun yıllardır var ve geçtiğimiz günlerde Reklamcılar Derneği Başkanı seçildi. Davutoğlu, derneğin kurulduğu 1984 yılından beri seçilen ilk kadın başkan. Çalışma odasında cam masa, ultra modern koltuklar yok. 24 kişilik çalışma masası Amsterdam'daki bir bit pazarından kamyona yüklenip getirilmiş. Duvarlarda hatlar, gravürler, antika aynalar, maskeler, koltukların üzerinde hint işi örtüler. Mumlar, süsler, püsler, eski şişeler. Her yer gel beni karıştır, diye tahrik ediyor. Nesteren Davutoğlu'nun 12 Eylül döneminde solculuğu yüzünden TRT'deki işinden olmasıyla başlayan reklam macerası, başarı öyküleri eklenerek devam ediyor.

Reklamcılığa kendi isteğinizle mi bulaştınız, yoksa kandırıldınız mı?

- TRT'de çalışıyordum. Türkiye İşçi Partiliydim ve 12 Eylül'le birlikte baskılar olunca, TRT'de barınamadık. Ersin Salman bana reklamcı olmayı teklif etti. Hesapta kitapta olmayan birşeydi. TRT'den ayrılmamı çok teşvik etti ve iş de teklif edince, neden olmasın, dedim.

Bilmediğiniz sulara hep böyle korkusuzca mı atlarsınız?

- Bende cahil cesareti gibi bir şey var. Çok pervasızca ve hiç hesaplamadan atlarım konuların üstüne. Reklamcılık da öyle oldu. Ajans Ada benim yuvam, memleketim, oldu.

İşe başlandığı zaman insanın ustaları olur. Sizin reklam ustanız kimdi?

- Tüm kızdığım ve taptığım taraflarıyla Ersin Salman'dı benim ustam. Ajansta çok keyifli zaman geçirirdik. Kar yağardı, eve gitmeyip ajansta sucuk ekmek partileri yapar, sessiz film oynardık. Koltukların üstünde de uyuyakalıp sabah tekrar işe başlardık. Ajans Ada'da on yıl içinde müşteri temsilciliğinden direktörlüğe, grup başkanlığından ajans başkan yardımcılığına kadar geldim. Sonra bir ayrılık dönemi oldu. En sevdiğim ve ama yine en kavga ettiğim müşterim İbrahim Betil, Bank Expres'i kuruyordu. Bana iş teklif etti. Biraz da söylemesi ayıp hırslıyım demek ki. Her şeyi ben yapayım istiyordum.

Maymun iştahlılık ettiniz yani...

- Maymunu bilmem ama işe karşı çok iştahlıydım. Ersin, sanki tek başıma öne atılmamı durduruyor gibi geldi. Belki beni biraz fazla patavatsız ve pervasız buluyordu, bilemeyeceğim. Önüm istediğim hızda açık değildi. İşte o zaman İbrahim Betil'in teklifi gelmişti. Ersin'le sarılıp ağlayarak ayrıldık. Bir süre bankacılıkta kaldıktan sonra eski patronlarım Ersin Salman ve Nazar Büyüm beni Lowe-Adam'a çağırdılar. Biz 50'li yaşlardayız sen 40, bu işi yavaş yavaş sana bırakmak istiyoruz, gel bizim ortak paydamız ol, dediler. Bir şeyi teslim almak ve kendimi sınamak da heyecanlı geldi.

Ve şimdi de Reklamcılar Derneği Başkanı oldunuz. Bu reklamcıların sınıf başkanı olmak gibi bir şey mi?

- Bu güzel bir onur. Ersin bir zaman dernek başkanıydı. Onun sektöre ayırdığı zamanı kıskanırdım. Kendi işimiz varken niye bu işe bu kadar vakit ayırıyor, derdim. Fakat o bende iyi bir tortu bıraktı. Bir mertebeye gelince bu bir vazife ve bunu yapman lazım. O yüzden belki de içinden iki tane başkan çıkartan yegane ajansız.

Reklamcılar için egoları şişkindir denir. Siz de hormonlu ego sahibi misiniz?

- Egosu yüksek bir meslek olduğuna katılıyorum. Ego olmazsa başarı grafiği düşüyor. Allahın bildiğini kuldan ne saklayayım, beğenilmeyi ve sevilmeyi severim. Emek veriyorum o zaman karşılığını görmem lazım. İşe de emek veriyorum, sevgiliye de emek veriyorum, çocuğuma da emek veriyorum bunun karşılığını beklemek hakkım diye düşünüyorum. Yapılan parlak şeylerin gölgede kalmaması gerektiğini düşünüyorum.

Reklamcılar herkes kadar mı yalan söyler, yoksa biraz daha mı fazlası vardır hayatlarında?

- Reklamcılar yalan söylemez, söylememeleri lazımdır. Müşteri diyelim ki 12 cep telefonu markasından birini seçecek. Ben kendi markamın neyini anlatırsam sevdiririm, diye bir yarıştır bu. Malın iyi tarafını iyi anlatırsanız, tüketici sever ve ihtiyacı varsa onu alır.

Marlboro Man yüzyılın reklam ikonu seçilmişti. Sizin kişisel reklam tarihinizdeki ikonlarınız neler?

- Benim reklam ikonlarım yok. Swatch'ın saat konusunda yaptıklarını çok beğeniyorum. Benotton'u mesela tarzıyla cesaretli buluyorum. Sadece reklam değil de, arkasındaki fikir ve ürünü seviyorum.

Reklamcılar için ideal müşteri tarifi var mı?

- Var. 1. Güvenen 2. Açık ve şeffaf olan 3. Cesaretli olup risk alan. Yoksa biz mühendislik şirketi gibi oluruz. Risk alan müşteriyle sonsuza kadar gidebilirim.

Frederick Beigbeder reklamcılar kimse mutlu olsun istemez. Çünkü mutlu insanlar tüketmezler, diyor. Bu gerçek mi, yoksa acımasız bir tespit mi?

- Mutlu insan daha çok tüketir diye düşünüyorum. Yaratma isteğinin kendini yiyen bir hale gelmesini hastalıklı buluyorum. Sonuçta biz güzel bir dünya ve insanların yaşam kalitelerini yükseltmek için ortaya ürünler koyuyoruz. Bunun ıstırap haline dönüşmesi ne bize ne de müşteriye yarar.

Reklamcılıkta yaratıcılığı neyle besliyorsunuz? Yaratıcı olmayana ekmek yok mu?

- Hayatın ta kendisiyle, farketmekle besleniyor yaratıcılık. Ayrıntıları sevmekle. İnsan ilişkilerini gözlemlemek, tahrik olmaya açık olmakla. Hayatın renklerini görmek için aç olmak ve her fırsatı değerlendirmek lazım. Hayatın kendisini beslersen, kapılarını açarsan, kulağını açarsan, kendini verirsen ışıklar, deniz yıldızları, kediler, köpekler bulur seni.

Tarkan, Fatih Terim, Türkan Şoray, Sakıp Sabancı'nın Türkiye'ye güveniyoruz, dedikleri bir reklam vardı. Sonra Şifo Mehmet'in Eğitim Gönüllüleri için yaptığı kampanya... Sosyal reklam kampanyaları yapmanızda solculuğunuzun mu etkisi oldu?

- Bireyi çok önemsiyorum ama toplumsal konuları da en az onun kadar önemsiyorum. Bireyin alıp başını gittiği bir dünya sığlaşır, zevksizleşir. Hep almak, kimseye mahsus değil. Aldığımız kadar vermemiz gerekiyor.

KRİZİ TUTMUŞ KREATİFİN MÜTHİŞ ŞEYLER YUMURTLAYACAĞI PALAVRA

Krizi tutmuş, duvarlara vuran bir kreatifin müthiş bir şeyler yumurtlayacağı koca bir palavra. Ayaklarını masanın üstüne uzatıp, saatlerce gökyüzüne bakarak cevherler yumurtlanacağı da... Çalışma adabı içinde çalışmak yeterli, daha cambaz olmaya, daha ekstrem olmaya gerek yok. Reklam için tutku ve aşk lazım ama acayiplik lazım değil.

EN BÜYÜK PİŞMANLIĞIM

Çok şanslı gibi anlatıyorsunuz kendinizi. Hep iyi şeyler mi geldi buldu sizi? Hayattan hiç mi tekme yemediniz? Pişmanlıklarınız olmadı mı hiç?

- Aşık Veysel, Neyzen Tevfik çocukluğumuzda hep bize gelirdi. Anneannem cumhuriyetin ilk yıllarında eşekle Anadolu'yu gezen bir köy okulları müfettişiydi. Annem çok iyi bir çevirmen ve tiyatrocuydu. O yüzden ailemden, sevgililerimden ve çocuğumdan yana çok şanslı oldum hep. Egosu yüksek birisi olduğum için pişman olmayı sevmem. Bir kez çok çok büyük bir pişmanlık yaşadım. Devrimciydim ve yedi aylık hamileydim. Duvarlardan atlıyor zıplıyor, afişler asıyordum ve erken doğum yaptım. Çocuğumu kaybettim. O kadar büyük bir pişmanlıktı ki. Bir sene durmadan ağladım. Dedim ki kendime, kadın sen akıllı birisin, pişman olacağın şeyleri yapma. Ondan sonra da hep pot kırmayı da, patavatsız olmayı da göze aldım. O yüzden ben biriktirmem, sonradan düzeltmem, kötü gidiyorsa o anda müdahale ederim. Kavga çıkarsa çıkar, sevişeceksen de sevişirsin. O yüzden geçmişe yönelik bir hafızam yok. Bugünü iyi değerlendirmeye bakıyorum.

Davutoğlu Silahlı Kuvvetler ve meclisin de müşterileri arasında olmasını istiyor: ‘‘Gücüm olsa mecliste milletvekillerinin ülkelerine daha çok inanmalarını, birbirlerini daha çok sevmelerini sağlayabilirim. Sonra da meclisin imajını değiştirebiliriz.’’
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!