Orada bir ÅŸehir var uzakta bu kadar gözden ve gönülden ırak olmayı hak etmiyor

Güncelleme Tarihi:

Orada bir şehir var uzakta bu kadar gözden ve gönülden ırak olmayı hak etmiyor
OluÅŸturulma Tarihi: Ekim 25, 2004 00:00

DoÄŸu’da bir kent var... Gözden ırak, gönülden ırak... Genelde, hiçbir güzelliÄŸini göremeyecek kadar uzaktan ya da birkaç adım geriden bakarız ona.Onu tanımak, onunla tanışmak hiçbir hayalde yer almaz nedense. Ä°smi varsa da cismi yoktur. Hatırlanması en zor kentlerden biridir, Hakkari. Öylesine ıraktır çünkü... Derin ve upuzun Zap Vadisi kente ulaÅŸmadan, karlı zirveleriyle Cilo DaÄŸları çıkıyor karşıma. Zap Suyu üzerindeki Depin Köprüsü’nden geçerken, bir ÅŸeyi fark ediyorum. EÄŸer bu köprü yıkılırsa, Hakkari’den çıkmak imkansız olacak. DaÄŸların arasına sıkışmış Hakkari, bazılarına göre ‘’açık cezaevi’’dir. Yükseklerdeki mevzilerden izlenirsiniz ama bu sadece kente yabancı olanın garipseyeceÄŸi bir ÅŸeydir. Mevsimleri, toz, çamur, kar, buzdur. Buna da alışmıştır Hakkarili. Bütün kabulleniÅŸlerin arasında, Hakkarili, bir ÅŸeyi sindiremez; tüm güzelliÄŸine raÄŸmen, çoÄŸunluÄŸun onu böylesine görmezliÄŸe gelmesini... Hakkari’de bugün, ‘’bundan 15 yıl önce...’’ diye baÅŸlayan cümlelere sık rastlanır. Kentin ve bölgenin kaderine damgasını vuran bütün olaylar o döneme rastlar çünkü. Çatışmalarla birlikte, güvenlik nedeniyle boÅŸaltılan köylerden kente göç edenler, Hakkari nüfusunu 30 binden 70 bine çıkarmış, kent merkezinde iÅŸsizlik baÅŸgöstermiÅŸ ve hayvancılığın sonu gelmiÅŸti. Köyünü geride bırakan köylü, kente yerleÅŸmek için hayvanlarını sattı, arsa aldı ve yaptığı o betonarme evin içinde iÅŸsiz kaldı. Eskiden kapısının önünde 1200 koyunu olan, yılda 700 kuzu satan, aÄŸalar beyler gibi yaÅŸayan köylü, gün geldi kentte derme çatma bir bakkal dükkanı açtı. YEPYENÄ° BÄ°R HAYATKimileri ‘’Göçebenin bakkal dükkanından ne olur?’’ dese de genç bakkal Ali GüçdoÄŸan, bir zamanlar bataklık olan ve göç eden köylülerin yerleÅŸtiÄŸi BaÄŸlar Mahallesi’ndeki, üç bin metre yükseklikteki Sümbül Dağı’na bakan dükkanı sayesinde geçiniyor. Yaşını tam olarak bilmiyor, tek bildiÄŸi 15 yıl önce geldiÄŸi. ‘’Köylere geri dönüş olsa ne olacak?’’ diyor, ‘’Tarlamızın hangisi olduÄŸunu bile bilmiyoruz. Köyden ayrıldığımda küçüktüm, ÅŸimdi ne ot biçmesini bilirim, ne de hayvan beslemesini...’ Çukurca’nın Çayırlı köyünden gelen Abdullah Demir ise ‘’Hemen yarın dönerim’’ diyor: ‘’Katırlarımız, davarlarımız, koyunlarımız, buÄŸday, pirinç ektiÄŸimiz tarlamız vardı, ÅŸimdi bir kedimiz bile yoktur. Hayvanlarımızla yaylaya çıkmak ÅŸanımızdandı. Åžimdi yaylada ancak hava alıyoruz.’’ Bir zamanlar daÄŸlarında 10 milyon küçükbaÅŸ hayvanın dolaÅŸtığı, OrtadoÄŸu’nun et pazarı Hakkari, ÅŸimdi et ihtiyacını dışarıdan karşılamak zorunda.1989’da boÅŸaltılan ilk köylerden biri olan KırıkdaÄŸ köyünün yakınında, Mustafa Gümüşlü’nün yazı geçirmek üzere çadırını kurduÄŸu çimenliÄŸe serilmiÅŸ battaniyenin üzerinde sohbet ediyoruz. Ortada kurutulmuÅŸ armut, yeni koparılmış ceviz ve çay var. ‘’Tüm yasaklara raÄŸmen buralara gelmek için köylü çok mücadele etti. Yıllar sonra gelebiliyoruz. Ceviz aÄŸaçlarımız, yoncalarımız, meyve aÄŸaçlarımız, hepsi burada. Biraz da sürümüz var. 1990’larda göçebelikten kısmen vazgeçtik. Koca bir geçmiÅŸi bırakıp yepyeni bir hayata baÅŸladık’’ diyor, Mustafa Bey.Hakkari’nin kadınları, kızları, sokağın tozuna, çamuruna inat, kentteki yaÅŸamın en göz alıcı renkleridir. Kilim Atölyesi’nin önünden geçerken, kızların, bir minibüse doluÅŸtuklarını görüyorum, saçları dağılmış ama yanaklarında, dudaklarında mutlaka bir renk. Büyük, kırık bir aynanın parçalarını paylaÅŸmışlar, biraz kilim dokuyor, biraz da kendilerini seyrediyorlar. Nurcan 14 yaşında, iÅŸsiz ailesine bakabilmek için kilim dokuyor. Ablası da öyle. Onlardan biraz daha ÅŸanslı okumuÅŸ genç kızlar, sevgilileriyle sarmaÅŸ dolaÅŸ sokaklarda dolaşıp, kentin parmakla sayılan genç mekanlarından biri olan Damla Pastanesi’nde çay içip flört ediyorlar. Görücü usulü yavaÅŸ yavaÅŸ tarihe karışıyor belki ama geleneksel düğünlerden kimse vazgeçmeye razı deÄŸil. Büyükler toplanmış, ‘’düğünlerde tasarruf’’ kararı almışlar. Yine de kimsenin taktığı yok. Kimi ‘’Kültürümüzü yok etmelerine izin vermeyeceÄŸiz. Kına gecesi kaldırılacak diyorlar, aldırmıyoruz. Zaten eskiden dört gün süren düğünler ÅŸimdi iki güne indi...’’ derken, kimisi de ‘’Fuzuli gelenekleri azaltmaya çalışmalıyız, özellikle ÅŸu altın iÅŸini... 8- 10 milyarlık altını 2 milyara indirmeye karar verdik. Yoksa bu gidiÅŸle oÄŸullarımız bekar kalacak’’ diyor. Baran, düğün davetiyelerini gururla gösteriyor. Bazılarının üzerinde, Hakkari’nin muhteÅŸem Berçelan Yaylası’nın buzul gölleri, bazılarında da ters lale var. Baran, henüz çalışmıyor, babası düğün için 12 milyar harcamış, ÅŸimdi herkes eÄŸlenirken, o kara kara düşünüyor; ‘’Başımızı baÄŸlamışız’’ diyor, ‘’mecburen çalışacağız.’’ Kamyonların tozu dumana katarak geçtiÄŸi asfalt yoldan yürüyerek, gökkuÅŸağına taÅŸ çıkartacak renklerdeki elbiseleriyle, bir grup genç kız düğüne halay çekmeye gidiyorlar. Asfaltın karşı tarafında, yolun ortasından ağır ağır yürüyen inekler var. Bu hafta, kırka yakın düğün yapılıyor Hakkari’de. Davullar zurnalar, geceyarısına kadar susmuyor. Sema, bütün kızlar gibi, Ä°ran’dan gelen gümüş kemerini takmış, üstünde kiraz fistan... Erkekler, omuz omuza vermiÅŸ, bir taraftan oynuyor bir taraftan tütün sarıyorlar. Bılácán aÅŸireti iyi halay çeker diyorlar. Yer yerinden oynuyor...Ä°RAN VE IRAK’TA AKRABALARHakkarili fotoÄŸrafçı Nasrullah MüezzinoÄŸlu ile Yüksekova ve Åžemdinli’ye yaptığım yolculuk, madalyonun diÄŸer yüzünü çevirmek gibiydi. Zap Suyu’nun kıyısında oturup, zirveleri karlı Cilo DaÄŸları’na karşı cevizli çörek ve otlu peynir yiyoruz. Nasrullah Bey, tamamıyla Ä°ran ve Irak ile yapılan sınır ticaretine baÄŸlı iniÅŸler ve çıkışlarla dolu bir yaÅŸamın hüküm sürdüğü bu coÄŸrafyayı anlatıyor bana. Yörenin geleneksel kıyafeti olan tırgal giyinmiÅŸ erkeklerin alışveriÅŸ yaptığı Åžemdinli çarşısının içinden geçip, tarihi merkezi Nehri’ye varıyoruz. Sekiz hanenin hepsinin akraba olduÄŸu Nehri’de, Çiftçi ailesi yaşıyor. ‘’Babam Abdullah Çiftçi dört eÅŸliydi, tam 300 torunu vardı. Biz dört anneden 12 kardeÅŸiz. Kızları saymıyorum ha! Sekiz de kız var’’ diyor Mehmet Arif Çiftçi. Hakkari’de de bazen böyle yapıyorlar, ‘’Kaç çocuÄŸunuz var?’’ diye sorunca, sadece erkekleri söylüyorlar. Nurettin Çiftçi anlatıyor: ‘’1980’li yılların sonunda sınır bölgesinde açılan Serbest Ticaret Alanı sayesinde, paÅŸalar gibi yaÅŸadık. Åžemdinli’de herkesin cebi bol para gördü. Geçen yıl sınır kapandı. Sıfıra indik.’’ Ekilebilen toprak az ve yaylalar güvenlik nedeniyle yasak olduÄŸundan, tarım ve hayvancılığa artık bel baÄŸlanamaz olmuÅŸ. Irak sınırı arabayla üç saat mesafede. Sınır köylerden yürüyerek bile gidiliyor. Ä°ran’da Urumiye’ye, Irak’ta Erbil’e aynı gün gidip dönmek mümkün. Bölgede hemen herkesin Ä°ran ve Irak’ta akrabaları var. Sınır açıkken, çay, ÅŸeker, un, mazot getiriyorlarmış. Eskiden küçükbaÅŸ hayvan Türkiye’den gidermiÅŸ, ÅŸimdi Ä°ran ve Irak’tan getiriliyor. ‘’Hakkari’ye gitmekten hem daha yakın hem daha ucuz. Hastaları oraya götürmek de öyle. Ãœstelik orada BirleÅŸmiÅŸ Milletler’in doktorları var. Sınır kapandığından beri canı pahasına kaçakçılıkla geçinmek zorunda kalanlar da oldu’’ diyor M.Arif Çiftçi. Åžemdinli’nin ünlü bal ve tütününü soruyorum, ‘’Bu sene baldan beklenen randıman alınamadı. Ä°yi tütün Ä°ran’a, Irak’a veriliyor, kötüsü Tekel’e’’ diyor.M. Arif Çiftçi‘nin oÄŸlu sarı saçlı, mavi gözlü olduÄŸundan, ‘’İngiliz Bülent’ diyorlar ona. Arif Bey düğün yapmak istiyor ama 20- 30 milyar lazım olduÄŸundan hep erteliyor. Son birkaç yıldır, Ä°ran ya da Irak’tan gelin alma revaçta. Ä°ran ya da Irak’ta akrabalarla pikniÄŸe gidilince, video çekimi yapılır, Türkiye’de video seyredilip kız beÄŸenilir ve kız istemeye gidilirmiÅŸ. Civardaki en yoÄŸun nüfuslu aÅŸiretler Herki ve Gerdi. ‘’Biz Zerza aÅŸiretindeniz’’ diyor Arif Çiftçi: ‘’Bir ara, ÅŸu aÅŸiret düzeni ortadan kalkmıştı, yine hortladı. AÄŸalıktan şıhlıktan beter bir ÅŸey.’’ FARKLI ZAMAN DÄ°LÄ°MÄ°NDEÅžemdinli Yüksekova yolu üzerinde, bir çeÅŸmenin yanında, bir korucu tek başına namaz kılıyor. Mehmet Gülsoy, kırk hanenin yirmisinin korucu olduÄŸu KaraaÄŸaç köyünden. Birkaç dakika sonra, kayalık tepeden iki arkadaşı daha iniyor. Fazıl ve Åžabadin Bahadır da aynı köyden. Mehmet Gülsoy’un ailesi dokuz nüfuslu. Bazılarının 18 yıldır koruculuk yaptığı köyde, o bu iÅŸi sekiz yıldır yapıyor ve ayda 340 milyon maaÅŸ alıyor. ‘’BeÅŸ günde bir bu tepede mevzileniriz. Her gece de köyde nöbet tutarız. Bu silah elimde olmasa ne yapardım bilmiyorum, koruculuk yapmayan ya hamallık yapıyor ya kaçakçılık. Memleket rahata ersin hele, tüm sıkıntılar geçer.’’ Hakkari, adeta Türkiye’den farklı bir zaman diliminde yaÅŸar. ÖrneÄŸin gazeteler, ancak yazın 16.00’da, kışınsa 18.00’de gelir kente. Kar yaÄŸarsa bir gün gecikir, dünün haberleri bir sonraki gün okunabilir. Ulaşım ve saÄŸlıkta, Hakkari, imkansızlıkların kentidir. Acil bir durum için doktora, 2.5 saat mesafedeki Van’a gidilir. Kitapçı yoktur, seyyar kitapçı Van’dan gelir. Tiyatro, sinema yoktur. YaÅŸam çetindir. YoÄŸurt, peynir üretmesi gereken köylü, 5- 6 milyona ev temizliÄŸine gider. Kent ve insanı, acı çekmiÅŸ ve yıpranmıştır. Ancak Hakkarili’nin yabancıya açtığı kadar sıcak bir kucak bütün Türkiye’de zor bulunur niteliktedir. Hakkarili’nin yüzü aydınlıktır, özünde iyilik, içinde hálá umut vardır. Genci yaÅŸlısı çaÄŸdaÅŸtır, sosyaldir, kendini yetiÅŸtirmiÅŸtir, kentini tanıtmak, baÅŸka yaÅŸamları tanımak ister. Çocuklar bile politikadan haberdardır. Lokantada, çarşıda, herkes saygıyla eÄŸilir ve birbirine ‘’Hocam’’ der. 29 yaşındaki Mehmet Akbulut’la Türkü Bar’da sohbet ediyoruz. Genç bir grup çalıp söylüyor: ‘’Memleket mi yıldızlar mı/ GençliÄŸim mi daha uzak?’’ Mehmet, ‘’Burada bir araya gelip müzik dinlemek aslında hiçbirimizin alışık olmadığı bir ÅŸey. Ä°nsanların gözlerinde bugün bir ışıltı görebilirsin ama her ailenin yüreÄŸinde de bir acı vardır. Artık insanca yaÅŸamın, etrafımızı çevreleyen bu daÄŸlar kadar ulaşılmaz olmadığına inanmak istiyoruz.’’BEN OLSAYDIM BUNLARI YAPARDIMBir Hakkari düğününde davetlilerle birlikte halay çekmekÅžemdinli’nin tarihi merkezi Nehri’deki taÅŸ köprüyle sarayı görmekZap Suyu kıyısında alabalık yemekBerçelan Yaylası’nın buzul göllerinde kamp kurmakÅženler Oteli Restaurant’da yöresel yemekleri tatmakÅžemdinli’nin köylerini gezmekCilolar’ın eteklerinde oÅŸkun (Hakkari muzu) toplamakKırıkdaÄŸ Vadisi’nde Beyaz Su boyunca yürüyüş yapmakÅžemdinli’nin ‘’her derde deva’’ karakovan balını tatmak Valilik Parkı’nda, kaçak çay içip Sümbül Dağı’nı izlemekÂ
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!