GeriKelebek Melisa sıkıntılı günleri atlattı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    6
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Melisa sıkıntılı günleri atlattı

Melisa sıkıntılı günleri atlattı
refid:20553137 ilişkili resim dosyası
Abone Olgoogle-news

Hakan Ural, Sibel Can’la evliliği boyunca hep göz önündeydi. Attığı her adım haber oluyordu. 2005’te Ezgi Can’la evlendi ve medyadan uzaklaştı. “Medyatikliğim yüzünden büyük bedeller ödedim” diyen Ural, şimdilerde sadece işiyle adından söz ettiriyor. Oyuncu, “Araf Zamanı” dizisinin kötü adamı Hakan’ı canlandırıyor.

ÜNLÜ ANNE - BABALAR VE KIZLARI (FOTO-GALERİ)

HAKAN URAL-EZGİ CAN (FOTO-GALERİ)

Bir süredir “Araf Zamanı”nda, Hakan rolüyle seyirci karşısına çıkıyorsunuz. Sizi neler etkiledi de bu projeye “evet” dediniz?         

- Rolün farklılığından etkilendim ama neden beni bu role uygun gördüklerini de anlamadım. Ben bugüne kadar hep tek bir kalıp oynadım ve Hakan rolü için teklif geldiğinde de “Nereden geldim akıllarına?” dedim.

Ne dediler size? 

- “Sen dışarıdan soğuk, sert, tutucu görünüyorsun” dediler. Kötü değil Hakan karakteri, psikopat, dengesiz biri, yaptığı hiçbir şeyin anlamı yok. Ağlarken gülüyor, gülerken ağlıyor. Ben 27 yıldır bu meslekteyim ve tevazu gösteremeyeceğim bir oyunculuk yanım var, bu rolle onu göstermek istedim. “Bu da bir fırsat” deyip girdim diziye.

Peki Hakan neden bu kadar dengesiz ve psikopat?

- İnşallah senaristler Hakan’ın bu durumuna bir çözüm bulacaklar. 18 bölümdür böyle. Ben de en azından geçmişini verelim de neden böyle olduğunu gösterelim istiyorum.

Hakan çapkın bir adam aynı zamanda...

- Çapkın? Adam uçana kaçana sarkıyor! Bu konuda bir kriteri de yok.

Hiç eleştiri aldınız mı?
 
- Çok olumlu eleştiriler alıyorum. İş de başarılı oldu.

35’İME KADAR MESLEĞİMİ HİÇ CİDDİYE ALMADIM   

“27 yıldır bu meslekteyim, hep aynı rolleri canlandırdım” dediniz, bu biraz da sizin hatanız değil mi?

- Ben 35’ime kadar mesleğimi hiç ciddiye almadım, itiraf ediyorum... “Yaparız, ederiz” diyordum, 35’imden sonra hayata bakış açım değişti.

Nasıl yani?

- Bir noktadan sonra hayattan dersler alıyorsun, büyüyorsun, zevklerin ve alışkanlıkların değişiyor. Kendine eleştirel bir gözle bakıp olumlu taraflarını geliştirmeye ve yanlışlarını törpülemeye bakıyorsun. Mesleğinin önemsenmesi gerektiğini görüyorsun. Bizde de Allah vergisi bir yetenek var, zaten sektöre 16 yaşında girmişiz. Anlıyorsun ki mühim olan, iyi bir oyuncu olabilmek.

Size uygun görülen rol nedir şu an? 30 yaş üstü zengin erkek mi?

- Kim “aman” deyip burun bükerse büksün, bu meslekte fizik önemli. Ben de sigara ve alkol kullanmam, düzenli spor yaparım. Beni birçok rolde kullanabilirler. Orta yaşta modern bir babayı da, sakal-bıyık bıraktırıp alaturka birini de, mafya babasını da, jigoloyu da, savcıyı da oynatabilirler...

Attığınız her adımın haber olduğu dönem bir tık geride kalınca, doğa da yaş aldığınızı söyledikçe, depresif bir durum ortaya çıkmıyor mu?

- Bu senin hayatı nasıl yaşadığınla alakalı... Mesela bazıları “Magazinden nefret ediyorum” der ama sabah 6’da kalkıp tüm magazin gazetelerini okur ve kendini orada göremeyince mutsuz olur. Ben hayatımdaki en büyük bedelleri medyatik olmamdan dolayı ödedim, o yüzden ikinci evliliğimden sonra biraz geride durmayı tercih ettim. Eğer istersen, basının olmadığı birçok yer var, oralara gidebilirsin. Basına denk geldiysen de kaçmayacaksın, çünkü onlar işini yapıyorlar. Ve seni onların var ettiğini de unutmayacaksın.

Medyatikliğiniz yüzünden büyük bedeller ödediğinizi söyleyip, basına karşı bu kadar ılımlı bir tavır içinde olmanız ilginç.

- Ödedim, doğru ama bu da bir gerçek... Ben, mesleğim gereği Türkiye’nin dört bir yanında bulundum. Beni tanımaya başlayanlar hep “Biz sizi böyle bilmezdik” dedi. Doğru, beni kötü bilme ama iyi de bilme. Türkiye’de en büyük sorun önyargı. Ama bunlara çok kafanı takarsan, sürekli mantık ararsan, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde tur atan bir sinir hastası haline gelirsin. Kendini korumasını bilip biraz da sabırlı olursan atlatırsın.

MESLEĞİME BAĞIMLIYIM BU İŞİ YAPMAZSAM ÖLÜRÜM

İnsan ünlü olunca, tüm sorunları ikiyle çarpılıyor sanki...

- Ama ben bir ünlü çocuğuyum, aileni seçemiyorsun ki. Sahaya düşmüşsün yani. Hayatın mücadeleyle geçiyor. Sabretmeyi becermek, “Sadece benim başıma gelmiyor” deyip şükretmek lazım. Bir gün hiç olmayabilir bunlar. Ona mesela hiç tahammül edemem.

Ünlü olmamaya mı?   

- Tabii... Allah korusun... Ben 16 yaşındayken setlerde çalışmaya başladım, daha sakalım bile çıkmıyordu. Ben marangozluk yapamam, terzilik yapamam. Hep sanatın içinde olmak, bir şey üretmek isterim. Bir de işimden çok zevk alıyorum. Mesleğime bağımlıyım. İşimi yapmadığım an ölürüm.

Her şeyi, herkesi bırakabilirsiniz ama oyunculuğu asla, öyle mi?

- Asla, mümkün değil.

Önceliğiniz hep iş o zaman...

- Birinci sırada. Bağımlıyım dedim ya. Bir de meşakkatli iştir. Kapıdan içeri girme sahnesini bile üç kere çekersin. Normal bir insan yapamaz.

Peki 27 yıldır hiç “Artık bu işi yapamayacağım” demediniz mi?

- Hayır ama anlık isyanlarım olur. Mesela beş-altı saat boyunca bekleyebiliyorsun, yönetici sıfatlı insanların garip tavırlarını görüyorsun. Ama kolay iş var mı? Yok. O yüzden bunları dert etmiyorsun.

“Doğrucu Davut” tanımına çok uyuyormuşsunuz siz. Neden tartışma programlarında yer almıyorsunuz?

- Ben tam anlamıyla 10’uncu köyde oturanlardanım! Konjonktür doğrucu insanları fazla sevmiyor. Sürekli Pollyannacılık oynayacaksın. Gerçekleri yansıttığın zaman “Bu herifi neden çıkarıyorsunuz” diyorlar. Aslında toplumun çeşitli kesimlerinden insanların hayatı nasıl yaşadıklarını anlatan, halkı halka tanıtan bir aktüel program yapmayı çok isterdim.

MELİSA SIKINTILI GÜNLERİ ATLATTI

Baba Hakan Ural’da durumlar nasıl?

- Çok şanslıyım. Çocuklarım büyüdü. Melisa birtakım problemler yaşadı ama aştık. Genç anne-baba olmanın avantajları var. Biz Sibel’le (Can) çocukları hiç sıkmadık. Hep yaşayarak öğrensinler istedik. Melisa’da bazı şeyler geç oldu. Engin Can ise efendiliği, ağırbaşlılığı, yaşam biçimi ile tam bir adam. Allah herkese onun gibi bir çocuk nasip etsin. Sibel’le konuşurken “Nazar değecek, susalım” diyorum.

Melisa neden yordu sizi bu kadar?

- Bu normal, Melisa buluğ çağında. 1,5 senelik bir dönem geçirdik ama hiçbir zaman ona yaptırımda bulunmadık. Artık büyüyor ve şimdi bazı şeyleri algılamaya başladı. Geçen sene ben bunları konuşuyorken ağzında sakız “Tamam baba dinliyorum” diyordu, bir süre sonra gerçekten dinlemeye başladı.

Kızlar babalarına düşkün olur. Siz yeniden evlenirken arıza çıkarmadı mı?

- Çocuklarım küçüktü o süreçte, Melisa 8, Engin Can 11 yaşındaydı. Olabildiğince hassas davrandım. Daha önce çocuklarımı biriyle tanıştırmamıştım, tanıştırdığım ilk kişiyle evlenmiş oldum. Eşim benden yaşça bayağı genç olduğu için onlarla çabuk ilişki kurdu. O bağı görmesem, mümkün değil öyle bir karar veremezdim. O dönemi şahsım adına olumlu atlattım. Bir çocuk için ne olursa olsun en güzel kadın anne, en güzel adam babadır.

ÇOCUK YAPMAYA KARAR VERDİK

Eşiniz sizden 16 yaş küçük. Daha önceki röportajlarınızda “Daha kendisi çocuk, çocuk istemiyoruz” diyordunuz. Hâlâ istemiyor musunuz?

- O zaman istemiyorduk, şimdi istiyoruz. Anne olmak onun da hakkı. Bu sene çocuk yapmaya karar verdik. İki sene içinde yaptık yaptık, yoksa yapmayalım diyorum. Çünkü çocuk büyütmek zor iş. 15 senen bitiyor.

OTEL İŞLETMECİLİĞİNDE VERİMLİ OLAMADIM

Bir ara otel işletmeciliği yapıyordunuz, ne oldu o işe?

- Bitti. İki iş birlikte olmuyor. Oyunculuk çok yorucu bir iş. O uykusuzlukla diğer işte verimli olamıyordum.
                                                                     

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle