GeriMagazin Müdür bana neden 'kal' demedin?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Müdür bana neden 'kal' demedin?

Müdür bana neden 'kal' demedin?
Abone Olgoogle-news

2,5 sene önce plaza dünyasını ardında bıraktı, mizah silahını kuşanıp beyaz yakalılara savaş açtı. Zamanla yelpaze genişledi, gösteriye buldumcuk anne babadan paranoyak muhalif seçmene birçok renkli tipleme eklendi. Stand up gösterileriyle ses getirmeye, bir yandan da bu gösterilerin gelirleriyle Türkiye’den Avustralya’ya pek çok yerde, birçok amaçla bağış yapmaya devam eden Kaan Sekban ile buluştum. Son gösterisinde eski müdürüyle yaşadığı “intikam kokan” yüzleşme, “tanıttığım ürün kelek çıkarsa” korkusu, şov dünyasındaki tuhaflıklar ve daha fazlası işte bu keyifli söyleşide...

◊ Takip ettiğim kadarıyla beyaz yakalılara yüklenmeye devam ediyorsun. Hatta son gösterinde çıtayı yükseltip eski müdürüne sürpriz yapmışsın.

- Evet, geçmişte bağlı bulunduğum genel müdür yardımcısı. Zaten şovun normal akışında onunla ilgili bazı bölümler vardı. Bizzat izlesin diye davet ettim, sağ olsun kalkıp geldi. Onunla ilgili şakaları yaparken de mikrofonu pat diye uzattım, “Neden bana kal demediniz? Oyunculuk kursuna gitmeme neden izin verdiniz? Yoksa ‘İnşallah gider de geri gelmez’ diye mi düşündünüz?” diye sordum. 

Müdür bana neden kal demedin

◊ Müdürü geldiğine pişman etmişsin. 

- Pişman olmamıştır ya, çok tatlı bir diyalog geçti aramızda. Seyirciyi şaşırttık ama...

◊ Doğru söyle, bu yüzleşmeyi binlerce seyircinin önünde yapmanın sebebi, geçmişin intikamını almak istemen miydi?

- Haaayır! (Gülüyor) İntikamla hiç ilgisi yok.

◊ Aklından ne geçiyordu o zaman?

- İnsanlara şunu göstermek istedim; benim geçmişte birlikte çalıştığım yöneticiler bile gelip bunun makarasını yapabiliyor, kendi kendimizle dalga geçebiliyoruz. Mizahın aslında hiç de kötü bir şey olmadığını, başkalarıyla dalga geçmek ve başkalarını aşağılamak anlamına gelmediğini göstermek istedim, bu yüzden onu davet ettim.

◊ Mizah konusu olmak incitici bir şey mi?

- Bence değil. Bu karşındakine değer vermek hatta. Onu önemsiyorsun ki konu ediyorsun. Bu eskiden daha yaygındı ama... Herkesle dalga geçilirdi, zamanla unuttuk.

◊ Siyasiler artık daha mı alıngan?

- Sadece siyasileri kastetmiyorum, kiminle dalga geçsen alınıyor. İnsan kaynakları departmanı ya da yöneticilerle dalga geçtim diye bütün yöneticilere bir şey demiş olmuyorum ki. Ben işini kötü yapanları konu alıyor, oradaki defoyu konuşuyorum.

BENİM SKEÇLERİMDEN SONRA ŞİRKETLER ÖDEMELERİ ARTIRDI

◊ “Mizah en etkili silah” derler. Sen yolun başında kurumsal firmalara ve büyük şirketlere doğrulttun o silahı. Bu savaş bir işe yaradı mı?

- Yaradı. Fazla mesai ödemesi yapmayan ya da yemek fişi limitlerini ısrarla artırmayan şirketlerle ilgili defalarca şaka yaptım, defalarca bu konuların altını çizdim. Bu çaba gündeme geldi, hatta haber programlarına çıktı. Ondan sonra birçok şirket mesai ödemelerini artırdı. Uzun lafın kısası, kimi zaman bir komedyen bir siyasetçiden daha etkili olabiliyor. Tüm dünyada böyle.

◊ Onun için komedyenlerin her sözü bu kadar yankı uyandırıyor. Bazen tepki çekiyor.

- Tabii... Charlie Chaplin filmleri bir zamanlar ne bedeller ödedi ama şimdi ayakta alkışlıyoruz. Biraz buralara gelmek lazım artık. 

BU İŞE BAYILDIM ZEVKTEN DÖRT KÖŞEYİM

◊ “Kaan Sekban Saçmalar” gösterisiyle birlikte “Son Beş Yıl” müzikali de devam ediyor...

- Evet. Pazartesi müzikal vardı, çarşamba stand up... Bir de müzikalin hem yapımcısıyım hem oyuncusu. Pelin Akil ile oynuyoruz. Bir Broadway müzikalini uyarladık. 

◊ O işi de sevmiş gibisin.

- Bayıldım. Zevkten dört köşeyim. Müzikal ve gösteri bir arada zor yürüyor ama olsun. Bu arada dün DasDas’ta başka bir müzikalin prömiyerine katıldım. “Ben Varım” diye bir oyun. Olağanüstüydü, tekrar tekrar gideceğim, âşık oldum.

◊ Türkiye’de müzikal son birkaç yıldır yükselişte gibi. Sen ne dersin?

- Yapılan işler var ama az, üç dört tane.

◊ Neden daha yaygın değil?

- Herkes kendi çabasıyla yapıyor. Çok pahalı bir şey müzikal sahneye koymak. Devlet desteği olmadan ya da büyük bir sponsor bulunmadan yapmak gerçekten zor. Biz de sıfır sponsorla yapıyoruz. O açıdan hani biraz deli işi ama yine de çok severek yapıyorum. Bir de biraz butik bir iş bizimkisi, ana akım bir müzikal değil. 

◊ Butik iş derken...

- İki kişilik, baştan sona şarkı... Ve biz iki kişi hep sahnedeyiz. İzlemesi de oynaması da biraz yorucu. 

◊ İzleyiciler bu sanatsal yorgunluk halinden memnun mu bari?

- Evet, çok beğenildi, çok güzel geri dönüşler aldık. Üstelik müzikal bizim çok da alışık olduğumuz bir şey değil. 

SİVAS’TAKİ GÖSTERİMİ İZLEMEYE 100 KİŞİ GELDİ, İPTAL ETMEDİM

◊ Müzikale “Başrolde Kaan Sekban var, gidelim de gülelim biraz” beklentisiyle gelen oluyor mu?

- Evet, “Çok güzeldi ama hep güldürmenizi bekledik” diyorlar. Oysa çok farklı bir Kaan var orada ve bu farklılığı denemek beni çok heyecanlandırıyor. Diğer yandan bu ters köşeleri denemek tabii komedyen için risk. Ancak başarıyı nasıl tanımladığınızla da alakalı biraz. Ben hiçbir zaman başarıyı gişeye, sayıya, takipçi sayısına, reytinge, diğer deyişle niceliğe indirgemem. Benim için seyreden mutlu ayrılmış mı o mühim. Mesela Sivas’ta bir gösteri yaptım, 100 kişi anca geldi. “İptal edelim mi?” dedi organizatörüm, “Asla” dedim. O gece o kadar eğlendik ki anlatamam. Bana göre o 100 kişinin oradan mutlu ayrılması başarı.

◊ Bu müzikalde bizi ne bekliyor?

- Bu iki kişilik bir aşk hikayesi. Kadın sondan başa anlatıyor, erkek baştan sona ve düğünde birleşiyorlar. Değişik bir kurgusu var. Müzikler ve orkestramız da olağanüstü. Bundan sonra hep müzikal yapacağım. O sahnede çok farklı bir Kaan var. Kitapta başka, müzikalde başka, gösteride bambaşka bir Kaan görüyorlar. Belki ileride farklı bir program olursa orada daha da başka bir Kaan çıkar karşılarına. Ama hepsi de aslında aynı Kaan’ın farklı yüzleri.

◊ Yeni kitap yolda mı?

- Evet, ikinci kitabı yaz gelmeden çıkarmak istiyorum.

◊ Senin yolculuğun çok hızlı ilerliyor sanki. Plaza hayatından stand up dünyasına, sonra müzikal ve kitap...

- Doğru, çok hızlı ilerledi. Çok da güzel gidiyor şükür. Ama bu 2.5 senenin perde arkasında çok şey var. Bu sektörde yaşadığım, beyaz yakalı hayatı aratmayan bir sürü tuhaflık... Bu işin aslında ne kadar zor olduğunu içine girince gördüm.

◊ Şov dünyasını da topa tutmanı bekliyorum o halde. Kurumsal hayattan daha fazla malzeme çıkar belki...

- Ama şimdi bu dünyanın içinde olduğum için çok dikkatli yazmam lazım. (Gülüyor) Beyaz yakayı terk ettim ve yazdım, tamam. Ama hâlâ bu dünyanın içindeysen, onu güzel yazman ve güzel kodlaman lazım. Ben sadece insanların şunu görmesini istiyorum; hiçbir sektör kolay değil.

◊ Şöhretin zorlukları mı diyeceksin?

- Öyle demeyeceğim tabii ama şu da bir gerçek. Adım biliniyor, bir miktar tanınıyorum, yine de henüz televizyona bir iş yapmadığım ya da sinemada hiç olmadığım için o kadar popüler bir isim değilim. Üstümde bunun rahatlığı var. Yani hem salonlarım doluyor hem sokakta rahat geziyorum. Ama tanınırlık arttıkça insanın mecburen otokontrolü gelişiyor. Söylediğine, yaptıklarına, oturup kalkmana, gece gittiğin yere, kiminle olduğuna, hatta arabayı nasıl kullandığına kadar her şeye dikkat etmen lazım.

Müdür bana neden kal demedin

 TANITIMINI YAPTIĞIM ÜRÜN KELEK ÇIKARSA ÜZÜLÜRÜM

  Hakkında nasıl bir haber çıksa üzülürsün?

- Beni olmadığım biri gibi yansıtan bir habere üzülürüm. Mesela ben insan hakları, çalışan hakları, doğal hayatın korunması konularına çok önem veriyorum. Bununla çatışacak, insanların güvenini sarsacak bir haber yapılırsa ya da ne bileyim tanıtımını yaptığım bir ürün çok kelek çıkarsa, üzülürüm.

Seni bilen bilir, neden bu kadar takılıyorsun?

- Çünkü beni gerçekten de insanlar buraya getirdi. İki gün önceki gösterimde Aydın’dan gelmiş bir genç kız vardı, “Sabah erkenden uçakla döneceğim, çünkü işe gitmem gerek” dedi. “İşten çıkarıldım, kredi kartımın son limitiyle sana bilet aldım” diyene rastladım. Bu insanları hayal kırıklığına uğratmak en büyük korkum. Her zaman onlara layık olmak istiyorum.

YANLIŞ KİMDEN GELİRSE ONUN KARŞISINDAYIM

 En çok nelere sesini yükseltirsin? 

- Toplumsal konularda çok ses çıkaran biriyim ama öyle yalan yanlış duyumlarla konuşmam. Konuşmadan önce iyi araştırırım. Mesela bir yerde ödenmeyen mesai varsa, bir yerde doğa katliamı varsa, bunlara ses çıkarırım. Ama ses çıkardığınız zaman her sözünüz siyasetle ilişkilendiriliyor. Sanki ben özellikle birilerine karşı çıkmak için konuşuyorum.

Öyle değil mi?

- Değil tabii. Ben yanlış kimden gelirse onun karşısındayım. Benim için yanlış bir tanedir ve her yerden, her partiden, her şirketten gelebilir. Düşünsene bir, anne babamızın her sözünü ya da hareketini onaylıyor muyuz? Ailemizde karşı çıktığımız hatta kavga ettiğimiz kimse olmuyor mu? Bunlar hep hayatın içinden şeyler.

YURTDIŞINDA İNGİLİZCE ŞOV BAŞLIYOR

 İngilizce sürprizini duydum.

- Evet, kurumsal bir etkinlik kapsamında İngilizce stand up yaptım. Gayet güzel reaksiyon aldım. 

Yurtdışında sahneye çıkmayı düşünüyor musun?

- Düşünüyorum. Hem İstanbul hem de yurtdışında biletli İngilizce etkinlikler yapmaya başlayacağım. Sanırım Türkiye’den biri ilk kez böyle bir işe kalkışacak. Ayrıca ilk kitabımın İngilizceye çevrilmesi söz konusu.

Türkiye içinde nasıl bir programın olacak?

- Zorlu’da bütün sene devam. Ayrıca karşıda DasDas ve CKM’de devam. 7 Mart’ta Ankara MEB Şura’dayım. 11 Şubat’ta İzmir’deki Suat Paşa sahnesinde olacağım. Hep turne halindeyim yani.

 

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle