GeriMagazin Hollywood yıldızı Jeremy Piven: "Türklere benziyorum"
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Hollywood yıldızı Jeremy Piven: "Türklere benziyorum"

Hollywood yıldızı Jeremy Piven: "Türklere benziyorum"
Abone Olgoogle-news

Kariyerinde 3 Emmy Ödülü, 1 Altın Küre ödülü bulunan Hollywood yıldızı Jeremy Piven hurriyet.com.tr'de Ferit Ömeroğlu'nun konuğu oldu. HBO'nun Entourage isimli dizisinde canlandırdığı Ari Gold karakteri ile Türkiye'de tanınan Piven, yakın zaman önce Aşk Olsun Baba "(My Dad's Christmas Date) isimli filmle sevenlerinin karşısına çıktı.

 Amerikalı oyuncu Jeremy Piven hakkında merak edilenleri yanıtladı. Piven, Türklere benzediğini söyledi. "Hiç Türk dizisi izledin mi?" sorusuna ise, "Evet, izledim. Keşke Türkçeyi anlayabilseydim. Yani alt yazılı izledim. Bana bir film ya da oyuncu tavsiyesinde bulunmak istersen memnuniyet duyarım" dedi. Ayrıca programda oyuncu Gülçin Hatıhan da bağlanarak Jeremy Piven'a sürpriz yaptı.

 Yakın zamanda “My Dad's Christmas Date” isimli filminiz çıktı. Filminiz hakkında bize biraz detay verebilir misiniz? Bu projeyi diğer yılbaşı filmlerinden farklı kılan ne oldu?

 Öncelikle filmin adı kafanızı karıştırmasın. Çünkü alışılagelmiş yılbaşı filmlerinden değil. Aslında çok fazla parçası olan bir film. Oynadığım karakter David, eşini kaybeden birisi ve bu onun canını yakıyor. Kızıyla bağlarını kuvvetlendirmek istiyor. Yapabileceklerinin en iyisini yapıyorlar. Kızım benim yalnızlığımı görüyor ve flört sitelerine üye yapıyor beni. Bu biraz dokunaklı bir film yani açıkçası alışılagelmiş yılbaşı filmlerinden değil. Kaybettiklerimizin acılarıyla nasıl başa çıkıyoruz ve hayatta var olmanın en iyi yönü nedir, ne kadar eğlencelidir, sınırları nedir gibi konulara değiniyor. Ben bundan dolayı gurur duyuyorum.

 Gerçek hayatta Jeremy ve David’in benzerlikleri ve farklılıkları var mı?

 Bu çok güzel bir soru, teşekkür ederim. Bu karakterin bugüne kadar oynadığım karakterler arasından bana en çok benzeyen karakter olduğunu söylemek istiyorum. Onun sanatçı bir ruhu var ve filmde bir dansçı olmak istediği görülüyor. Aslında ben de bazı dansları öğreniyorum şu anda. Filmdeki rolümün dansını çok sevdim. Ayrıca bu karakter, çok çalışkan ve duygusal. Ve en nihayetinde bu bir insan, sıradan bir insan. Elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor. Yani oldukça fazla benzerlikler olduğunu söyleyebilirim. Bu filmdeki karakter bana çok benziyor ve bu filmin bir parçası olmaktan gurur duyuyorum.

 Film endüstrisinde kendinizi nasıl konumlandırıyorsunuz?

 Şu anda film sektöründe herhangi bir kesinlik olduğunu düşünmüyorum. Ayrıca film çekmek bile çok zor. Koronavirüsten arındırılmış bir set ortamı sağlamak oldukça güç. İnsanlar sinemalara gitmek yerine filmleri çeşitli platformlardan izliyor. Bu süreç film endüstrisinde birçok değişikliğin olduğu anlamına geliyor ve izlemek isteyen insanlara oldukça fazla seçenek sunuyor. Şu anda bu yeni olanaklarla filmi çok sayıda kişi izleyebilir. Belki de sinemada izleyebilecek kişi sayısından da fazla. Yani her şeyin bir dönüşüm sürecinden geçtiğini söyleyebiliriz. Ben kariyerimdeki en büyük ilerlemeyi 37 yaşına kadar sağlayamadım. “Entourage” filminde ‘Yılın Taze Yüzü’ ödülünü almıştım. Ödülü aldığımda teşekkür ettim ama yüzümde herhangi bir tazelik belirtisi yoktu. Yani teknik olarak kariyerimde zıplama yaptığım bir rol bulmak daha çok zaman aldı. Herhangi birisiyle rekabet içinde değiliz. Biz yapabileceğimizin en iyisini yapıyoruz. Bir oyuncu olarak her gün daha iyiye gidiyorum, öğreniyorum, çalışıyorum. Kamera önünde bulunmam yani “Aşk Olsun Baba!” filminden de anlaşılacağı gibi… Yani yerimin neresi olduğunu tanımlamak zor. 80 film yapacak ve 10 yıl boyunca ekran karşısında olacak kadar şanslıydım. Ben çalışıp çabalayıp bir oyuncuyum ve bundan gurur duyuyorum.

 Sette üstesinden gelmekte zorlandığınız şey ne oldu?

 Bunlar oldukça iyi sorular, teşekkürler. Çok fazla zorluklar var. Bence ortaya bir film çıkarmak tamamen mucize. Stüdyo bulmak, para bulmak ve bunları bağımsız olarak yapmak… En nihayetinden bunları insanlara ulaştırmak tam bir mucize. Yani sette olduğun zaman, bazı şeyleri yoluna koymak için gayret edersen seni hiçbir şey durduramaz. İşte bu sahip olduğun anlayış. Ridley Scott ile “Black Hawk Down” filmini Fas’ta çektik. Bir Amerikan helikopterimiz vardı. Bu karmaşık askeri ekipmanların arasındaydık. Arizona’da 130°F sıcaklıkta… Yani çok fazla ilginç zorluklar oldu. “Aşk Olsun Baba!” filminde çok fazla zorluk çektiğimiz söylenemez. Çünkü çok iyi bir senaryo ve yönetmen, çok iyi bir oyunculuk ve muhteşem bir ekibimiz vardı. Filmi York’ta çektik, her şey harika görünüyordu. Filmi çekerken işler rayında gitti ve bundan dolayı gururluyum.

 Film sizin için neyi temsil ediyor? Filmin yapımcısı ve yönetmeni ile aranız nasıldı?

Philippe Martinez ve Davis bizim yönetmenimiz. Adını zikrettiğim için şanslıyım. Onları arkadaşım olarak tanımlıyorum. Daha önce tanımıyordum. Aramızda oldukça iyi bir ilişki vardı. Yani bilirsiniz işte karşılıklı sayı vardı, eğleniyorduk. Bu filmde oldukça ciddi koşullar vardı ve bunun içinde bir mizah öğesi bulursan bir hedef gibi. Yani oldukça iyi bir sete sahip olduğumuz için şanslıyız. Davis’le bir set yapmak ve sete katkıda bulunmak bizi oldukça rahatlatan şeylerdi. Bunun ortak bir çabanın ürünü olduğunu söylemek isterim. Benim için bu yaratıcılığın en iyi yolu.

 Anlatmak istediğiniz hikayelerde hep değişiklikler ve farklılıklar var. Bu sizi Mr.Selfridge gibi bir dönem hikayesi üretmeye zorladı mı?

 Mr.Selfridge inanılmazdı. İnsanların anlamadığı şey şu; Mr.Selfridge 165 ülkede gösterildi. Yani bu bir gurur; bu Entourage’den de fazla. Yani kaç ülkenin filmimizi gösterdiğini göz önüne alırsak… Çok renkli ve parlak bir hikaye. Londra’ya gidip biraz daha çekim yapmak isterdim, bu harika olurdu. Bence onun hayatı hakkında daha fazla şey öğrenmeliyiz. Orada çok fazla var. Yani siz bana karakterin değişmesiyle ilgili soruyorsanız eğer o karakter değişiyor. Yani ben bundan gurur duyuyorum. Dünya çapında oldukça popülerdi ancak ABD hariç. Eğer inanırsan tabii.

 Covid bu süreçte sizi zorladı mı? Pandemi koşulları ile alakalı set yönetmelikleriniz neler?

 Yaşayan bir efsane olan Bruce Dern ile bir film çekiyordum; muhteşem bir oyuncu. Yani bu oldukça Amerikan bir kısım. Filmimizi 16 Mart’a kadar çektik ve bu film çekimlerini sürdürmemize izin verilen son tarihti. Çok şanslıydık; “Last Call” isimli bir film çektik. Yakında gösterime girmesini bekliyoruz. Ben daha önce hiç Türkiye’de bulunmadım bu arada. Her zaman gitmek istemişimdir. Aslında bana insanlar Türklere benzediğimi söylüyor. Bunu bir iltifat olarak alıyorum. Belki Türkiye’ye gelirsem insanlar oralı olduğumu düşünebilir. Türkiye’de gerçek bir kahveciye gitmek istiyorum. Çünkü biliyorsunuz şu anda bir salgın sürecinden geçiyoruz ve kıyametmiş gibi hissettiriyor. Gidip bir kahve aldım ama bana sanki dünyadaki son kahve dükkanındaymışım gibi davrandılar. Yani sonuçta dünyadaki son kahve dükkanını deneyimlediğim için ilk kahve dükkanına gitmek istiyorum. Bunu sabırsızlıkla bekliyorum. Salgınla ilgili olarak ise şu anda bir çekim yapmak gerçekten zor. ABD’de birçok yer kapalı. Herhangi bir yerde çekim yapılmıyor. Ama oldukça yaratıcı bazı kişiler koronavirüsten arındırılmış set ortamı sağlamayı başardı. Fakat bu çok fazla zaman ve çaba gerektiriyor. Tabii ki ekstra para… Yani herkesin güvenliği ve sigorta için. Sonuç olarak birçok stand-up yapıyorum. Mike Tyson ile podcast yayınları da yapıyorum; “Hotboxin’ with Mike Tyson.” Ayrıca Entourage’den arkadaşlarla “Victory” adında bir podcast yapıyoruz.

 Kendinizi Türklere benzetiyor musunuz?

 Evet, Türklere benzediğimi düşünüyorum. Yani yüzlerimizin benzer görünüşe sahip olduğunu hissediyorum. Bilmem isterseniz siz söyleyin. Lütfen beni kabul edin; bundan onur duyarım.

 Hayatınızda hiç Türk dizisi izlediniz mi? Tanıdığınız bir Türk oyuncu var mı?

 Evet, izledim. Keşke Türkçeyi anlayabilseydim. Yani alt yazılı izledim. Bana bir film ya da oyuncu tavsiyesinde bulunmak istersen memnuniyet duyarım. Size bir sorum var. Türkiye’ye gelip İngilizce konuşursam insanlar beni anlayabilir mi?

 Nerede olduğunuza göre değişir. Türklerin sizi sevmesi için aynı dili konuşmanıza gerek yok. Siz burada çok seviliyorsunuz.

 Teşekkürler. Mr.Selfridge, Türkiye’de popüler mi?

 Entourage daha popüler. Türkiye’de çok tanınıyorsunuz. Bizim kitlemiz sizinle olan bu röportajı çok merak ediyor. Bir de size sürprizimiz var. Ünlü bir oyuncumuz olan Gülçin Hatıhan da bizimle birlikte...

 Güzel.

 Gülçin Hatıhan : Merhaba Jeremy. Benim adım Gülçin, Türkiye’den. Şu anda bir televizyon dizisinde oynuyorum. Nasılsın?

 İyiyim, sen nasılsın?

 Gülçin Hatıhan : Teşekkürler. Biz Türkiye’de seni çok seviyoruz ve evet Türklere benziyorsun. Ayrıca Türkiye’ye gelirsen seni anlayabilirler.

Çok teşekkürler.

 Gülçin Hatıhan : Her şey nasıl gidiyor? Yeni yılda her şeyi durdurunuz değil mi ABD’de?

Yapımlar durdu, yani dediğim gibi ben çok şanslıydım. Çok aktiftim.

 Gülçin Hatıhan : Bir sonraki projen ne?

Bilirsiniz işte bu konuda tam olarak konuşamam ama gelecek hafta bazı stand-up gösterilerim olacak ve canlı performans sergileyeceğim. Ayrıca bazı filmler için anlaştığım söylenebilir. Ama doğrusunu söylemek gerekirse o filmlerin çekimi yapılıp yapılmayacağından emin değilim. Kendi podcast yayınımı yaptığım için çok şanslıyım. Yani bilirsiniz işte benimle ilgili bir fikriniz var ama sonra “Aman Tanrım, o düşündüğümden de farklıymış” diyorsunuz. Gerçekten sevdiğim şey; bu uzun podcast yayınında ve röportajda bir his alıyorsunuz. Kişinin gerçekten nasıl birisi olduğuna dair bir his… Benim için şu an daha iyi bir şey yok. Çünkü bir karakteri canlandırıyorsunuz ve onu içtenlikle oynuyorsunuz. Birinin oturma odasında bulunuyorsunuz. Yani doğaüstü güçlere sahip şeytani bir ajan gibi… Ama bu kesinlikle ben değilim. Ama ben bu türü seviyorum. Çünkü gerçekten kim olduğumu anlayabiliyorsunuz.

 Gülçin Hatıhan : Sen aynı zamanda yapımcılık da yapıyorsun değil mi? Mr.Selfridge filminde yapımcılardan birisiydin. Değil mi?

Ben şu anda bir filmle ilgili çalışıyorum ve umuyorum ki üretim aşamasına geçtiğimiz zaman herkes bundan haberdar olacak.

 Gülçin Hatıhan : Bir sonraki projelerin için bir Türk oyuncu düşünür müsün?

Evet, tabii ki. Neden olmasın.

 Ferit Ömeroğlu : Aşka inanıyor musunuz? Güzellik nedir sizce?

Evet, çok güzel sorular. “Aşk Olsun Baba!” filminin ana temalarından birisi aşk ve kaybetmek. Eğer birisini tüm kalbinizle severseniz ve kaybederseniz hayatınızın geri kalan kısmında nasıl yönünüzü bulacaksınız? Hepimiz bu derin duyguları hissediyoruz. Yani benim karakterim David, yaşadığı kayıplardan dolayı bir anlamda sakatlanmış durumda ve ileriye gidemiyor. Yani bunun ileriye gitmesine izin vermeliyiz ve yeniden sevmeliyiz. Ben kesinlikle aşka ve aşkın gücüne inanıyorum. Ama ne yazık ki halen bekarım. Bundan stand-up gösterimde bahsettim. Birçok kişi neden hep yalnızsın diye sordu. Onlara gerçeği söyledim, ben işimle evliyim. İşim başka insanları görmeyi tercih etti.

 Türk izleyiciler 3 dizi ve 3 film önerebilir misiniz?

Bu arada bunların gerçekten çok iyi sorular olduğunu ifade etmek isterim. Vincent Cassel adında muhteşem bir Fransız oyuncu var. Çok zeki birisi; “Irreversible” isimli bir filmde oynadı. Herkes için uygun değil ayrıca Fransızca. Ama çok etkileyici ve izlemek için çok güzel bir film. Ayrıca “Paris’te Son Tango” filmini de seviyorum. Neden bütün filmler Fransızca bilmiyorum. Bir de “Apocalypse Now” filmi var. Ayıca Marlon Brando hayranı olduğumu söyleyebilirim. “Fleabag” adında bir televizyon dizisi var; onu da seviyorum. Kameranın önünde gidip gelen bir kadın oyuncu var, çok zekice. BBC yapımı “Luther” dizisini de seviyorum. Ve bir de Entourage filmini seviyorum; sadece şakaydı. (Gülüyor.)

False