GeriMagazin Gülmeyi çocuklar icat etti biz tüketiyoruz
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Gülmeyi çocuklar icat etti biz tüketiyoruz

Gülmeyi çocuklar icat etti biz tüketiyoruz
Abone Olgoogle-news

Efsanelerin çocuğu olarak doğdu ama hayatı kolay değildi. Hem 7 yaşındayken onların özlemini çekmek zorunda kaldı, hem onların gölgesinden sıyrılmak... Vazgeçmedi, “Pes edince tükenir insan” mottosuyla yürüdü. Annesi Çolpan İlhan’ı ve babası Sadri Alışık’ı utandırmadı. Sadri Alışık Çolpan İlhan Tiyatrosu’nu hem oyunculuğu hem genel sanat yönetmenliği ile zirveye taşıdı. Üç senedir oynadığı ‘Fekeli’ karakteriyle fenomen haline geldi. Kerem Alışık’la geçen hafta bir araya geldik. Tüm sorulara şiir tadında yanıtlar verdi.

Bu yıl Altın Kelebek Ödülleri’nde Başarı Ödülü’ne layık görüldünüz. Geçen yılı da 10’un üzerinde ödülle kapatmıştınız. Rol aldığınız yapımlar ve kazandığınız ödüller bir yana, size göre hayattaki en büyük başarınız ne?

- Hayattaki en büyük başarı, yapmak istediğiniz işi yaparak yaşamaktır. Hayatı, istediğiniz gibi yaşamayı elde etmektir. İnsan, hayatı boyunca bunu sağlamak için çalışır, didinir ve yorulur. Albert Camus der ki; “Başarı elde edilebilir bir şey. Önemli olan başarıyı hak etmek”... İşte bütün uğraş bunun için olmalı.

“En büyük başarım, sevdiğim işi yapmak” mı diyorsunuz? Bu mudur?

- En büyük başarıdan öte, başarılarımız vardır. Başarıyı en büyük ya da büyük diye kategorize edemeyiz. Hepsi birbirinden farklı ve bakış açınıza göre değişir. Başarıyı yaptığın işi içine sindirmek diye algılıyorum ben. Çünkü sen içine sindiriyorsan ve yaptığın işten memnunsan, o iş başarılı oluyor. Belki de ben bu şekilde yaşıyorum.

Mesela tiyatroda çok istediğim bir roldü “Esaretin Bedeli”ndeki Red karakteri. “Esaretin Bedeli”ndeki Red ve “Bir Zamanlar Çukurova”daki Fekeli karakterlerini çok severek oynadım, çok içselleştirdim, onları kendime yakın buldum. Belki yorumlarımla biraz onları da kendime yakınlaştırdım. Sonuç olarak içime sinince galiba o iş başarılı oluyor diye düşünüyorum.

Başarının net bir formülü var mı sizce?

- Başarmak eşittir bilmek, sevmek, cesaret etmek ve çalışmak.  Alın yazısını ancak alın teri ile silebilir insan.

Röportajlarınızda sık sık duyduğum bir söz de “pes etmemek”...

- Evet. Pes edince tükenir çünkü insan... Düşüp kalmak değil, düşüp kalkmak önemli.

Gülmeyi çocuklar icat etti biz tüketiyoruz

İNSANLARA DAHA FAZLA GÜVENEBİLMEK İSTERDİM

Mümkün olsa hangi huyunuzu değiştirirdiniz?

- “İnsanı insan yapan eksikleridir” diyor Einstein. Sanırım herhangi bir huyumu değiştirmezdim, çünkü beni ben yapan değerler onlar. Bugün ben Kerem isem, bunu iyi kötü bütün yanlarıma borçluyum. Belki mümkün olsa insanlara biraz daha fazla güvenebilmeyi isterdim. Bu kadar duyarlı olmamayı mı tercih ederdim acaba. Yok yok geri aldım. Bu derinlikli duyarlı hâl her zaman kabulümdür.

Dünya olağanüstü bir dönemden geçiyor. Siz pandemi sürecinde evinize sığındığınızı, aklınızı kitaplarla tedavi ettiğinizi söylemişsiniz. Bu zor günler ruh sağlığınızı nasıl etkiledi?

- Evet, kitaplarla aklımı tedavi etmeye çalıştım. Evde olduğunuz her an, yeni bir plan doğuruyor. Aslında evde kaldığım süre içinde çalışırken ıskaladığım, fark etmediğim pek çok şeyin olduğunu gördüm.

ŞÜKÜRLER OLSUN PERDE AÇILIYOR

Pandemi dolayısıyla Çolpan İlhan-Sadri Alışık Tiyatrosu da 23 yıldır ilk kez perde açamadı. Müzisyenler “geçinemiyoruz” diye isyan ederken sizin ekip ne durumdaydı?

- Bu konu sadece bizim ekip için değil bütün tiyatrolar için söz konusuydu. Biz çalıştığımız ekibi mağdur etmemeye çalıştık. Ama bunlar açıklanası şeyler değil. Elimizden geleni yapmaya gayret ettik. Bütün tiyatrolar ne zorluk yaşıyorsa biz de aynılarını yaşadık. Ama şükürler olsun ki perdeler yavaş yavaş açılıyor. Biz “Amadeus” ile açılışımızı yaptık.

Özel tiyatrolar, plajların, restoranların yasaklarının kalkıp da tiyatronun yasaklı kalmasına tepki gösterdi. Siz bu konuda bir haksızlık yapıldığı kanaatinde misiniz?

- Kültür sanatla ilgilenen ve bu işle hayatını idame ettiren herkes çok etkilendi. Belli bir dönem kapalı kalması gerekiyordu evet ama açılan yerlere bakıldığında tiyatroların da açılmasının zamanı gelmedi mi diye düşündüm ben de. Çünkü tiyatrolar bizim ruhumuzu, aklımızı besleyen, umutlarımızı yeşerten yerler. O yüzden açılmış olmasından dolayı çok mutluyum.

Gülmeyi çocuklar icat etti biz tüketiyoruz

DİZİ SETLERİNDE HERKES TÜKENME NOKTASINA GELİYOR

“Bir Zamanlar Çukurova”ya ilgi, dizinin pandemi yüzünden erken tatile girmesine ve uzun süre ekranlardan uzak kalmış olmasına rağmen eksilmedi...

- Çukurova’ya olan ilginin azalmayacağını tahmin ediyordum, çünkü seyircilerimizde iki senedir bir alışkanlık zaten vardı. Bu yeni başlamış bir iş değil. Alışkanlığı olan bir iş... İnsanlar özlemişlerdi de... Seyirci bazı karakterleri çok sevdi, bazı karakterlerle kendisini özdeşleştirdi bile. Hikayenin nereye gideceğini merak ediyorlar.

Dizilerin çalışma koşulları çok zorlu. Siz “yeter artık” noktasına gelmediniz mi hiç?

- Evet, hepimiz bazen tükenme noktasına geliyoruz. Ama ne mutlu ki tükenmiyoruz. Ne güzel ki gelen her senaryo bizi yeniden heyecanlandırıyor. İzlenme oranımız bizi mutlu ediyor. Başarılı ve sevdiğim bir işin içinde olmak beni motive ediyor. Ama dizi sürelerinin azaltılması, çalışma şartlarının ve koşullarının daha rahatlamasını sağlar.

BU HAYATTA CENNETİ DE CEHENNEMİ DE GÖRDÜM

Babanızla gurur duydunuz, onun izinden yürüdünüz. Oğlunuz Sadri’nin bu mesleği seçmesini ister misiniz?

- Sadri’ye ben ancak yol gösterebilirim. Onun vereceği her kararda yanında olduğumu bilir. Ona sadece “Ne iş yapıyorsan en iyisini yap, mutlu olacağın işi yap” diyebilirim bir baba olarak.

Bizler evlatlarımıza doğruyu ve yanlışı ayırt etmeyi elimizden geldiğince öğretmeye çalışırız. Sadri dünyada bana armağan olarak verilmiş bir evlat. Bazen babamın adını vermiş olmak onun omuzlarındaki yükü artırdı mı diye düşünüyorum ama ona güvenim sonsuz.

Ona iyi bir rol model olduğunuzu, birlikte yeterince vakit geçirdiğinizi düşünüyor musunuz?

- Oğlumla olabildiğince kaliteli ve güzel zamanlar geçirmeye çalışıyorum. Benim kıvancım, benim canımdır o. Annemin, babamın bana öğrettiği sevgiyle seviyorum onu... Size bu hayatta cenneti de, cehennemi de gördüğümü rahatlıkla söyleyebilirim. Çünkü ben Sadri’yi ağlarken de gördüm, gülerken de... Sadri benim şiirim, benim tadım tuzum, uykum, rüyamdır. Denizi de, toprağı da, gökyüzünü de onda seyrederim ben. Benim için ekmek kadar mübarek, alın terim kadar kıymetlidir. Onsuz aldığım nefes boğazımdan geçmez.

Benim sadece ona sakladığım bir sesim vardır ve tek hecedir. Kendisi evimizin incisi, neşesi, şenliği olduğu kadar, soyu sopu da Sadri’nin alnının akı olmuştur.

Doğrusu bunu çok güzel taşır, taşıdıkları da üstüne pek yakışır. Ne mutlu bize ki Sadri hayata kendi tırnaklarıyla tutunmayı bilen, şimşekten daha aydınlık yüreğiyle yolunu kaybedene nur serpen hayırlı bir evlat.

BENİM BİR TARAFIM HÜZÜN BİR TARAFIM UMUT KOKAR

Siz gülerken bile bir hüzün seziliyor sanki... Yanılıyor muyum?

- Gülmeyi severim ama acısı çok olanın gülüşü güzel olur derler. Herhalde ondan seviyorum. Çünkü bir tarafım hüzün, bir tarafım umut kokar. Böyle bir yapım var. Gülmeyi çocuklar icat etti, biz tüketiyoruz.

Hüzün deyince, yatılı okula gidişinizle ilgili Instagram’da da paylaştığınız bir mektup geldi aklıma...

- Oooo o mektup...

Okurken benim bile boğazım düğümlendi...

- Annemin anlatımı var orada... Der ki “Gitmiştim, baktım muslukta ellerini yıkarken pijamasının kollarını ıslatmış, sırılsıklamdı pijaması”...

Sadri Alışık otoriter bir baba mıydı?

- Otoriter ve disiplinli...

Siz oğlunuzu yatılı okula verir miydiniz?

- Vermezdim, vermedim de zaten. Çünkü onu çeken bilir. Ateş düştüğü yeri yakar ya...

Daha çok hangi duygu yaktı içinizi; korku mu, çaresizlik mi, özlem mi?

- Özlemek... “Bir insana sınav olarak özlemek yeter bir şehri, bir sesi, bir nefesi...” Cahit Zarifoğlu böyle tarif ediyor özlemeyi. Hele 7 yaşındaki bir çocuğun evini, ailesini, anne kucağını, baba ocağını özlemesi ne demek...

Üstelik orada tek başına, o zamana kadar hiç alışmadığı şeyleri yapmak zorunda. Yok dolabını düzeltecek, yok kendi başına giyinecek, dişini fırçalayacak, yıkanacak... 7 yaşında bir çocuk...

Oynadığınız iki reklam filmi de en beğenilen, en çok izlenen ve en çok akılda kalan reklam araştırmalarında birinci oldu. Ne söylemek istersiniz bu konuda?

- Üç ‘S’nin sihrine inanıyorum oyunculukta: Sıcak, sahici, samimi... Sanırım bunun etkisi ve çok sevgili halkımızın teveccühü. Çok mutlu oldum. Çok teşekkür ediyorum.

İŞİN DOĞRUSU PEK ÖZEL HAYATIM YOK

 

◊ Özel hayatınızı gizlemek için olağanüstü çaba gösteriyorsunuz gibi geliyor bana. Neden bu gizem?
- Öyle olağanüstü bir çabam yok. Zaten işin doğrusu pek de bir özel hayatım yok. Ben hep içe dönük yaşamayı sevmişimdir. Kendimle kalmaya özen göstermişimdir. Kapalı devre bir hayatı tercih ederim. Konuşmaktan çok susmaya, ortalarda olmaktan çok olmamaya gayret gösteririm. Belki bundan dolayı siz böyle yorumluyor olabilirsiniz. Beni sustuğum yerlerden daha iyi tanıyabilirsiniz.

ÇOK MUHAREBE KAYBETTİM AMA HARBİ KAZANDIM

◊ Sadri Alışık, Çolpan İlhan, Attilâ İlhan... Bir çocuk için efsanelerle dolu bir ailede büyüyüp kendi başarısını ve varlığını kabul ettirmeye çalışmak zor olsa gerek...
- Hepsi de mesleklerinin en iyileri... İnsanın hayata karşı ödevi yaşamak ya; böyle bir aileye mensup olmak iki defa yaşamak, iki kere doğmak... Kendini kanıtlama uğraşı, sağlam durabilmek, her şeye göğüs gerebilmek, o gölgelerin kendi gölgen olmadığını anlatabilmek ve kendi gölgeni oluşturabilmek... Ben çok muharebe kaybettim ama harbi kazandım, savaşı kazandım. Şükürler olsun. Emeğin, çabanın, mücadelenin ve sabrın karşılığıdır bu. Sabır mücadeleye dahildir. Şans insana bütün nimetleri verir ama onu tadacak burun gerekir.

 

 

 

 

 

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle