Filiz Akın hasta yatağından konuştu: Starlık beni terk etmeden ben onu terk ettim

Filiz Akın hasta yatağından konuştu: Starlık beni terk etmeden ben onu terk ettim

Dört yapraklı yoncanın en sarışını... Yeşilçam’ın zarif ve Avrupai yüzü... Zaten Paris’te uzun dönem sefirelik de yaptı Filiz Akın. Uzun süredir çeşitli rahatsızlıklarla mücadele ediyor. En son akciğerlerindeki sorun nedeniyle yoğun bakıma kaldırıldı. Fakat bütün bunlar onu hayata tutunmaktan geri bırakmıyor, ardı ardına kitaplar yazıyor. Sonuncunun adı “Hayatın Provası Yok”. Gurme bir yaşamdan süzülmüş nadide reçetelerden, tavsiyelerden oluşuyor. Sorularımın birçoğunun cevabını kitapta buldum zaten. Geri kalanı ise menajeri ve kitabın editörü Bircan Silan’ın yardımıyla hasta yatağından yanıtladı.

Haberin Devamı

2 Ocak, Oğlak burcu... Nesi daha yorucu: Aşırı gerçekçiliği mi, fazla sebatkârlığı mı?

- Hayal kur uç, uç, ama aklını da yanına al! Gerçekleri kabullenmek lazım. Ama sınırlarımı zorlamayı da denedim ben. Hayallerimin ötesinde bir yere ulaşma şansım, sevgi ve saygıyla alkışı tatma şansım oldu iyi ki.

Oğlak karamsarlığı... Bardağın yarısı boş mu, dolu mu yani?

- Yükselen burcum Terazi olduğu için mi bilmem, “Oğlak karamsarlığı” yaşamıyorum. “Dolu tarafından bak” denir ya... Moralim bozulmasın diye bardağa bakmam bile. Çünkü tamamıyla boş da olabilir. Hep mücadele etmek lazım. Bardak boşsa bile, olmayacak olsa bile hayaller kurar, umuda yolculuk yaparım... Sevgi en çok ihtiyacım olan şey. Neşe de en çabuk kana karışan ilacım. Beni asıl zorlayan, üzülünce hasta olmam.

Filiz Akın hasta yatağından konuştu: Starlık beni terk etmeden ben onu terk ettim

Haberin Devamı

7 aylıkken erken konuşmaya başlamışsınız ama 2 yaşında yürümüşsünüz. İleri zekâ mı, tembellik mi?

- Meğerse annem ben düşmeyeyim diye oturduğum yere yastıklarla duvarlar örüyormuş. Bir gün onları kaldırıp “Hadi emekle bari” deyince ben tıpış tıpış yürümüşüm. (Gülüyor) Çok erken konuşmam anneme göre ileri zekâ olarak abartılmış ama sonra ilkokul 2. sınıfta matematikten zayıf almamla son bulmuş bu efsane...

Ankara Koleji’nde yatılıyken kısa saç, oğlan çocuklarıyla kavga, karnede kırık notlar... Hâkim babayla sürekli şehir değiştirmeye mi,
anne-babanın ayrılmasına mı isyan?

- Annemle babam... Onlar ayrılınca çok yaramaz; ağaçların, çocuk parklarının tepelerine tırmanan bir çocuk olmuşum. O parlak çocuk imajı yerle bir olmuş. Yaşım sınıfımdakilerden küçük olduğu, bir de sarışın, kısacık saçlı bir kız olduğum için “Civciv” diyorlardı bana.

Gençken ikisini de yapmışsınız... En çok hangisini severdiniz: Halk dansları mı, ritmik jimnastik mi?

- Halk danslarını da, ritmik jimnastiği de çok severek yaptım, ayıramam.

Bu dördüncü kitabınız. Faydalı olmak mı, iz bırakma çabası mı?

- Boş durmayı sevmiyorum. Hayattan öğrendiklerim, bir çay sohbeti gibi, hatta bazen tartışarak kitaba dönüştü. Bana iyi gelen her şeyi paylaşmak, o güzelliği çoğaltmak istiyorum. Okumak, notlar almak, bir şeyler yazıp çizmek hayatıma anlam katıyor.

Hayatımız bir misafirlik ve bir kereye mahsus. Provası yok, geriye alabilmek yok, tekrarı yok... Ona göre... Son yaşadığım sepsis koması da hayatın ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu gösteren bir örnek. Kıl payı kurtuldum ölümden. Sağlık en önemli şey hayatta. Sağlığınıza bir kapital gibi,  mümkün olduğu kadar iyi ve organik beslenerek özen gösterin. Güzelleşmekten çok sağlık için, az da olsa disiplinli egzersiz yapın.

Haberin Devamı

Filiz Akın hasta yatağından konuştu: Starlık beni terk etmeden ben onu terk ettim

BİR DÖNEM UÇAK VE GEMİ BİLETİ SATTIM

Oyuncu olmasaydınız... Kayıt yaptırdığınız arkeolojiye mi devam ederdiniz, annenizin yolundan gidip yeğeniniz Zeynep Tosun gibi
modacı mı olurdunuz?

- Ankara Koleji’ni bitirdiğimde mimar olmak için ODTÜ’de okumak istedim. Ama bizi dikiş dikerek geçindiren annem merdivenden düşüp belini incitince, uçak ve gemi biletleri satan Katoni şirketine girip çalışmak zorunda kaldım kısa bir müddet.

Arkeoloji bölümüne sırf devam zorunluluğu olmadığı için girmiştim. Artist dergisinin açtığı yarışmayı kazanınca yönetmen Memduh Ün’ün Ankara’ya kadar gelip ikna etmesiyle annemle kendimizi İstanbul’da bulduk.

Haberin Devamı

Sinemayı bırakmak... Tercih mi, zorunluluk muydu?

- Sinemada tam kendime göre en anlamlı dönemi yaşıyordum ki, hayatımıza televizyon girdi. Televizyonun gelişiyle insanlar yeni oyuncaklarıyla evlerine kapandılar. “Dallas”, “Aşk Rüzgârı” gibi dizilerle yepyeni dünyalarda gezinmeye başladılar. Sinema salonları seyircisiz kaldı.

Sonra seks filmleri furyası başladı. Kendi hesabıma Yeşilçam döneminin bittiğini düşündüğüm için “Sinema beni bırakmadan ben onu bıraktığımı” ilan ettim. Kadın-erkek arasındaki bir aşk ilişkisi gibi, starlık beni terk etmeden, ben onu terk ettim.

Haberin Devamı

HAYAT BİLGİSİ

Kayıp bürosu yok ki eski dostları bulasın...

Sizce güzel ama fakir doğmak mı avantajlı, zengin ama çirkin mi?

- Herkes bebeklerin bile güzel olanlarına sempati duyar, daha sevecen davranır. Bu bebek güzellerin büyüdüklerinde hem aşk hem de iş hayatında seçme imkânı daha fazla olur. Hatta genç kız çok güzelse, yoksulsa bile çoğu zaman yaşam ona arka çıkar ve fakir gelip fakir gitmez.

Peki para saadet getirir mi, getirmez mi?

- Konfor garanti de mutluluğun garantisini veremeyeceğim. O işler daha çok taht ve baht meselesi. Mutluluğu bitmek tükenmek bilmeyen bir iştahla bir şeyler satın almakta sanıyoruz. Oysa tek bir hayatımız var. Hayatı iyileştirmek için olmalı projeler.

Haberin Devamı

Hatır için çiğ tavuk... Yenir mi, yenmez mi?

- Dostlar hayatımızın tam ortasında. Derdimizi kendi derdi, sevincimizi kendi sevinci gibi yaşayan dostlarımız varsa, hayattaki en büyük serveti kazanmış sayılırız. Omuzunda ağladığın bir arkadaş kadar kıymetlisi olabilir mi? Böyle dostlar bulduğunuzda sıkıca sarılın, kaybetmeyin onları. Dostluk bürosu yok ki başvurup yeni arkadaşlar edinebilesin. Veya kayıp bürosu yok ki eski dostları bulasın.

Hangisinden daha çok korkarsınız: Yalandan mı, yılandan mı?

- Yalandan daha çok.

Saz çalıp anı yaşamak mı, geleceğe hazırlanmak mı?

- Hayatı ve yaptığın işi hiç ölmeyecek gibi ciddiye almalısın. Elinden geleni yaptıktan sonra da yarın ölecekmiş gibi yaşa... Birbirine çok tezat gibi görünen bu iki görüş çok zor ama imkânsız değil.

Saz demişken... Bütün müzik aletlerini çalabilmek mi, bütün sporları yapabilmek mi?

- Müzik aletleri. Sporun sağlık için, gençlik için, moral için önemli olduğunu bilirim ama yapmam.

Sofrada hangisine tahammül daha zordur: Obura mı, gevezeye mi?

- Obur ve geveze ben olmayayım da... (Gülüyor) Gerisi mesele değil.

25 yaşına dönmek mi, Dolmabahçe Sarayı mı?

- Ne Dolmabahçe ne de 25 yaşına geri dönmek... Sadece, ailem, sevdiklerim ve dostlarımla sevgi ve şefkati hissettiğim bir zaman dilimi...

Filiz Akın hasta yatağından konuştu: Starlık beni terk etmeden ben onu terk ettim

POPÜLER ŞEYLER

Cem Yılmaz’ın şovlarında koltuktan düşerim

◊ İkisinden de etkilendiğinizi söylüyorsunuz: Dostoyevski mi, Proust mu?
- İkisinin de yeri ayrı. Bu edebiyatçılar, biraz uçuk arkadaşlar. Şizofrenik durumları var. Yazarken kafalarından geçenleri sanki bir başkası yönlendiriyor.

◊ Yeşilçam’dan: Tarık Akan mı, Ediz Hun mu?
- Unutulmayan efsane Tarık Akan, kartpostallarıyla genç kızların sevgilisiydi. Oynadığı filmler Cannes gibi pek çok festivalde ödüller kazandı. Çok genç yaşta kaybettik. Ediz Hun ise hiç yaşlanmıyor ve hep yakışıklı. “Ankara Ekspresi” filmiyle Altın Portakal’ı kazanmak unutulmaz bir anı benim için.

◊ Peki şimdikilerden Kıvanç Tatlıtuğ mu, Burak Özçivit mi?
- Bu isimleri yarıştırmak çok hoşuma gitmiyor. Kıvanç’ın Oscar’a aday adayı olan film ve dizilerde ters rollerdeki başarısı inanılır gibi değil. Burak Özçivit’e ise yurtdışında bile çok ilgi var.

◊ Beren Saat mi, Serenay Sarıkaya mı?
- Beren bir yarışmada yeteneği ve güzelliğiyle hemen parladı. Serenay için tam bir Türk güzeli diyemeyeceğim. Avrupai bir tip. Ama her oynadığı rolde acayip başarılı ve “Bundan daha iyi oynanamazdı” dedirtiyor insana. Büyüleyici bir yanı var.

◊ Hangisine daha çok gülersiniz: Cem Yılmaz mı, Ata Demirer mi?
- Cem Yılmaz’ın şovlarında koltuktan düşecek kadar gülerim. Ata Demirer’in filmlerine de bayılırım. Hele Demet Akbağ’la gangsterlerin eline geçtiklerinde yaptıkları kör taklidine...

ÖZEL MESELELER

Aşkın karşıtı nefret

Aşkın karşıtı: Nefret mi, kayıtsızlık mı?

- Sevginin karşıtı kayıtsızlık olabilir ama aşkın karşıtı nefret bence.

Evlilik... Aşkı öldürür mü, uzatır mı?

- Aşk, evlenince biter diye bir kural yok. Önemli olan sevgiye dönüşmesi... Yaşlandıkça, aynı evde yaşamakla aşk dönüşür. Beraber umutları, sevgiyi çoğaltıyorsanız, “Sana ihtiyacım var” demeden bile birbirinizin yanında oluyorsanız maya tutmuş demektir. Bizim ilişkimizde (eşi Sönmez Köksal’ı kastediyor) bunlar var. Tünelin sonundaki ışığı beraber görebiliyoruz.

Otoriter anne mi, arkadaş anne mi oldunuz?

- Anneler ve babalar evlatlarına arkadaş kadar anlayışlı ve yakın olmalı. Ama arkadaşın yeri ayrı, annenin yeri ayrı. Çocukların, sınırları çizecek bir anneye ihtiyacı var. Fiziki olarak setteydim ama aklım hep evdeydi. Oğlumla yeterince, gönlümce ilgilenemiyordum. Hep suçluluk duyuyordum bundan. Hele daha 5 yaşında “Yumurcak” filmiyle kendisi en büyük yıldız oluveren bir evladınız (İlker İnanoğlu) varsa... O telaş hiç bitmiyor. Oğlunuz büyüse, kocaman bir adam olsa bile.

Peki sonradan çocuk mu, torun mu ağır basıyor?

- Oğlumun sevgisinin önüne ne geçebilir? Bebek, küçük çocuk sevmek, okşamak başka bir keyif. Torunum Los Angeles’ta yaşıyor. Özlüyorum onu ama çok sık bir araya gelemiyoruz. Oğlumla da onun oğluyla da aramızda hep bu özlem duygusu...

KÜÇÜK KEYİFLER

Yeni bir gün nasip olunca şükrediyorum

Birinden vazgeçmek zorunda kalsaydınız... Kırmızı et mi, deniz mahsulleri mi?

- Midemden tüpten beslendiğim için ikisi de yok maalesef. Laktozsuz, glütensiz, eksik olan proteini dengeleyen kimyevi mama var sadece. Ama eskiden olsa acısız, soğansız Adana kebap derdim.

Deniz-kum-güneş mi, orman-ağaç-temiz hava mı?

- Denizi göreyim de neresi olursa olsun, fark etmez.

Tavla mı, satranç mı?

- Tavla da satranç da bilmiyorum maalesef. Kitabı tercih ederim.

Bir şeyi gece planlamak mı, sabah planlamak mı?

- Ben tam bir sabah insanıyım.

Peki gündoğumu mu, günbatımı mı?

- Gündoğumu beni büyülüyor. Her seferinde yeni bir güne daha uyanmak... Nasip olunca şükrediyorum.

GÜNDELİK HALLER

Gece yatarken hiçbir şey duymuyorum

◊ Yatılı misafir geldi, horlamasından uyunmuyor. Uyandırır mısınız, uykusuz mu kalırsınız?
- Sağ kulağım ameliyatla iptal edildi. Sol kulağımla da ancak aletle duyabiliyorum. Yatarken onu da çıkardığım için hiçbir şey duymuyorum.

◊ Hatırlamadığınız biri size samimi davranıyor. Yekten hatırlamadığınızı mı söylersiniz, dolambaçlı sorularla kim olduğunu mu anlamaya çalışırsınız?
- Kim olduğunu çıkarmaya çalışıyorum. Herkesi hatırlamak mümkün olsaydı keşke...

HİÇ DÜŞÜNMEDEN HIZLI HIZLI...

Uçakta/otobüste ha bire omuzunuzda uyuyan bir teyze var. İnce ince ittirir misiniz, hostese mi şikayet edersiniz?

- İnce, ince... (Gülüyor)

Cem Karaca mı, Barış Manço mu?

- Barış.

Filiz Akın hasta yatağından konuştu: Starlık beni terk etmeden ben onu terk ettim

Gittiğiniz mangal partisinde köfteleri beğenmediniz. Tabakta mı bırakırsınız, çaktırmadan köpeğe mi verirsiniz?

- Köpeğe.

Nâzım Hikmet mi, Orhan Veli mi?

- Nâzım.

Bodrum mu, Çeşme mi?

- Bodrum.