GeriMagazin ‘Fantezi müzik’ diye bir şey yok
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Fantezi müzik’ diye bir şey yok

‘Fantezi müzik’ diye bir şey yok
Abone Olgoogle-news

İlk albümünü 30 yıl önce çıkaran Sinan Özen, “artık dönem değişti” dedi, bu kez bir single’la çıkageldi. “Fantezi müzik sanatçısı” tabirine şiddetle karşı çıkan, literatürde öyle bir müzik türü olmadığını ileri süren Özen’le buluştum; tarzını, planlarını, evliliğini, müzik sektöründe gelinen noktayı ve açmazları konuştum.

Son çıkan şarkınızla başlayalım. Hayırlı olsun...

- Teşekkür ederim. “Ben Yanıyorum” diye geldim bu kez.

Single değil mi? Albüm yapmadınız yani...

- Yok yapmadım, single... Albüm dönemini bir kenara bıraktık, üç-dört ayda bir tek şarkı sunmayı daha yerinde buluyoruz.

Neden?

- Sistem ona döndü. Single ve dijital ortam dönemi artık.

Albüm devri tamamen kapandı mı size göre?

- Yani... Nostaljik anlamda yapabilirsiniz ama geçmişteki o milyonluk tirajları beklemek yersiz. Sonuçta teknoloji değişiyor, dünyada her şey kendini yeniliyor. Haliyle sistem de... Bugün arabalarda CD kullanılmıyor mesela... Sadece araba değil birçok yerde CD kalmadı. Dolayısıyla iş biraz daha telefon üzerinden ya da USB’lerle falan yürüyor.

Albüm demode kaldı yani.

- Ama plak yapılıyor, nostaljik bir havası var çünkü, arşivlik oluyorlar.

Siz fantezi müzik mi yapıyorsunuz?

- Konservatuvarlı biri olarak fantezi müziği hiçbir zaman kabul etmedim, etmem. Çünkü böyle bir müzik türü yok.

Adına ödül kategorileri bile açılıyor, nasıl yok?

- Yok... Popüler kültür içinde üretilen bir kavram. Müzikal anlamda popüler serbest çalışmalar veya popüler şarkılar diyebiliriz buna.

Müzik sektöründeki değişim ve dönüşüm sanatçıları maddi açıdan nasıl etkiledi?

- Benim ilk albümüm 1989’da çıktı, 30’uncu sanat yılımız. Onun öncesinde de bir 10 yıl var dersek, sanat geçmişim 40 yılı buluyor. Bence çok iyiye gitmiyoruz. Karamsar bir tablo çizmek istemiyorum ama ne yazık ki durum bu. Sanat dünyasını maddi anlamda besleyen kollardan biri festivallerdi mesela, onlar da ekonomik sebeplerle azaldı.

Siz en çok konser veren isimlerden biriydiniz. Yurtdışında da konser-
leriniz olurdu.

- Yurtdışında da müzikal anlamda bazı sıkıntılar yaşanıyor, sektör orada da daralmaya başladı. Dünya çapında bir ekonomik daralmadan söz ediyoruz. Bu daralma sürecinde en çabuk darbe alan alanlardan biri de müzik oluyor.

Neden?

- İnsanın temel ihtiyaçlarının dışında ve çok keyfekeder bir iş olduğu için... Yine de biz bu işe sevdalı, müzik aşkıyla yanıp tutuşan insanlar olarak işin maddi tarafına bakmıyoruz. Kendi adıma üretmeye devam ediyorum yani...

BEN BİRAZ FAZLA BEKAR KALDIM

Çok uzun yıllar bekar ve ünlü biri olarak hayatınızı sürdürdünüz, buna rağmen magazinde hiç yer almadınız. Bu bir seçimdi herhalde...

- Doğru, biraz fazla bekar kaldım (gülüyor). Aslında adımdan her gün bahsedilebilirdi, bu çok da kolay olurdu çünkü her türlü yolunu bilirim. Ama istemedim, o yolları değerlendirmedim. Bu yüzden bana son zamanlarda bir lakap bile taktılar, “Sansasyonsuz star” diyorlar.

Yakalanmamak için ekstra çaba mı gösterdiniz?

- Evet. Çünkü o yıllarda evlerin kapılarına kadar geliyor, orada bekliyorlardı. Risk daha çoktu. Beni de çok takip ettiler ama istedikleri kareyi bir türlü yakalayamadılar. Kendime bir slogan ürettim o yıllarda, dedim ki “Kaplumbağa gibi yürürüm ama asla geri dönmem mesleğimde”... Hızla yükselip sonra bir anda yere çakılmaktansa, yerden sakin sakin, hazmede hazmede giderim. Sadece şarkı üreterek, onlarla kendimi topluma kabul ettirerek kalıcı olurum, en iyisi... Bunun kulağa kolay geldiğine bakmayın, meşakkatli iş, çok sabır istiyor.

‘Fantezi müzik’ diye bir şey yok

KALİTESİZLİK ARTTIKÇA ŞÖHRET DE ARTIYOR

Bu kadar steril yaşarken hiç sürtüştüğünüz, kırıldığınız ya da kırdığınız kimse
olmadı mı?

- Allah korusun, ben bir arkadaşımla tartışsam, sonra gidip onun yüzüne bakamam. Ama artık öyle değil sanki. Kalitesizlik arttıkça şöhret
de artıyor gibi sanki, bilemiyorum ki.

Şu magazin basınından kaçış sürecinde, gittiğiniz mekanlardan çıkarken de mi hiç yakalanmazdınız?

- Çok popüler mekanlara gitmezdim, dikkatli olmaya çalışırdım. Nasıl söyleyeyim, bir fanus içinde yaşar gibiydim. Bir nevi hapis hayatı aslında.

“Gençliğimi yaşayamadım” diyor musunuz?

- Hayır, demiyorum. 24 yaşında şöhret oldum ama 16-17 yaşlarından beri bu piyasadayım. Biraz erken piştim galiba...

Ne istediğinizi en başından biliyordunuz bir nevi...

- Evet... Ne istediğinize bağlı olarak bir yol çiziyorsunuz kendinize. “Ben şöhret olmak istiyorum” derseniz çok çabuk popüler olabilirsiniz. “Ben gemimi limana yanaştırayım da nasıl yanaştığının önemi yok” diyebilirsiniz, bu bir seçimdir. Kimse karışamaz. Ama yarın tutup “Şu resimlerimi sildireyim, şunlar keşke olmasaydı” demeyeceksiniz. “Keşke”leriniz olmayacak hayatta.

İDEAL TÜRK GENCİ  ÖDÜLÜ ALDIM DİYE

DALGA GEÇTİLER

Siz hiç “keşke”niz olmadığını söyleyebilir misiniz?

- Tabii ki herkesin hayatında “keşke”leri olabilir, tecrübesizliğin getirdiği şeylerdir bunlar. Ama benim çok azdır pişmanlıklarım. Çünkü fazla ince eleyip sık dokurum, fazla pimpirikliyim. Herhalde o yüzden bana bir zamanlar “İdeal Türk genci” ödülü bile verdiler. Bu yüzden “Sigara içmiyor, alkol almıyor diye örnek midir yani?” deyip dalga geçenler oldu benimle.

Örnek alınacak bir yaşam sürmek için özel olarak uğraştınız mı?

- Siz isteseniz de istemeseniz de toplumun önünde yürüyen bir birey olarak örnek olma durumunuz zaten var. Ve bu büyük bir sorumluluk. Ben hiçbir zaman popüler kültürün ve şöhretin esiri olmadım, o girdaba kapılmadım, olabildiğince uzak durmaya çalıştım. Bunun sadece profesyonel bir iş olduğunu kabullendim. Bunda konservatuvarlı olmamın ve ailemden aldığım terbiyenin de etkisi vardır muhakkak. Sonuçta hiçbirimiz ölümsüz değiliz. Yani kendini ölümsüz sanıp gönül kırmanın bir manası yok.

 BEN ÖLDÜKTEN SONRA FİLMİM YAPILMASIN

Bir ‘best of’ albümü yapmayı düşünmüyor musunuz?

- Gerek var mı? Bana “Sinan Bey eski şarkılarınızı okuyun” diyenler oluyor, “Onlar da bir zamanlar yeniydi” diye cevap veriyorum. O zaman ne yapacağız, yenileri dinleyeceğiz.

Kimleri dinlersiniz peki?

- Şarkıyı güzel söylesin, bam telime dokunsun yeter, herkesi dinlerim. 

Uzun yıllar televizyon programları da yaptınız siz ama artık yoksunuz. Neden?

- Televizyonlarda eğlence programları azaldı. En önemli sebep bu... Onun dışında dizilerle ilgili birkaç görüşmem oldu. Ben asıl sinema filmi çekmeyi istiyorum gerçi.

Hiç filminiz yok değil mi?

- Yok. Bir dizide üç-dört bölüm oynamıştım, o da 20 küsur yıl önce. Senaryo hoşuma gitmediği için bırakmıştım. Ama bir sinema hayalim var, sağlığım el verirse onu hayata geçirmek istiyorum. Ben öldükten sonra filmim yapılmasın. Sanatçının yaşarken onore edilmesi gerek, güzel olan odur. Öldükten sonra tabutunun başına gitmek mesele değil. Zaten ben artık o törenlere de katılmamaya çalışıyorum.

O neden?

- Çünkü orada seninle fotoğraf çektirmek falan istiyorlar, iş şova dönüşüyor. Duamı evimde ediyor, yakınlarını arayıp baş sağlığı diliyorum.

Sizi şimdiye kadar en çok onore eden neydi?

- Benim memleketimde bir caddeye ismimi verdiler. Rize-Çayeli’de Sinan Özen Caddesi yaptılar.

‘Fantezi müzik’ diye bir şey yok

EŞİMİ POPÜLER KÜLTÜRÜN İÇİNE SOKMAYI UYGUN BULMUYORUM

 ◊ Evlenmek için çok beklediniz siz...

- Çünkü bizi çok kandırdılar.

Ne diye kandırdılar?

- “Evlenmeyin, hayran kitleniz küser” diye... Şimdi bakıyorum böyle bir şey var mı diye, yok. İnsanlar aslında sizin sanatınızı, sizin ürettiklerinizi seviyorlar. Ailem ayrı, sevenlerim ayrı. Ama kandırıldığımız için yıllarımız kayboldu. Neyse, nasip şimdiyeymiş...

Evliliğe alışabildiniz mi?

- İlk başlarda biraz bocalıyorsunuz ama alıştım tabii. Zaten yalnız yaşasam da çoğu zaman ailemin yanındaydım. Onun için pek yadırgamadım. Burada önemli olan çiftin birbiriyle iyi anlaşması. Umarım bu yol bizi sonsuzluğa götürür.

Eşinizle de çıkmıyorsunuz habercilerin karşısına...

- Eşim ünlü değil. Özel hayatımız da bize kalsın. Onu popüler kültürün içen sokmayı uygun bulmuyorum.

Ya çocuk olursa... Onu görür müyüz basında?

- Düşünmüyorum, hayır. Bir yerde yakalarlar da kaçamayız, ancak o kadar. Yoksa “Benim çocuğum oldu, ben baba oldum” diye altını çizmem. Sanatçı olsun olmasın herkesin bir özeli, bir kutsiyeti olmalı diye düşünüyorum.

HAYATI HOYRAT YAŞARSAM BEDELİNİ KENDİM ÖDERİM

Müziğinizle kendi jenerasyonunuza mı hitap ediyorsunuz yoksa yeni nesli de yakalayabildiniz mi?

- 1989’dan beri hem görsel hem de müzikal anlamda sürekli kendini yenileyen, değiştiren bir Sinan Özen var. Dolayısıyla genç arkadaşlarımız bugün neyi dinliyor diye bakıyorum, kendimi mümkün olduğunca o beğeniler doğrultusunda yeniliyorum.

Zaten siz de yaşsız ünlülerdensiniz. Görüntü de her nasılsa hiç değişmiyor...

- Haftanın altı günü sporumu yaparım, aksatmam. Hayatı hoyrat yaşarsam, bedelini yine kendim öderim. Bedenimin sağlıklı bir şekilde bana hizmet edebilmesi için benim de ona iyi bakmam lazım. Bunu yapmaya çalışıyorum yani.


Tercih yaparken kafan karışmasın!

Tercih yaparken kafan karışmasın!Bir yıl daha hazırlanmalı mısın, yoksa mezuna kalıp yeniden hazırlanmalı mı? Bu sorunun cevabı bir sende bir de videoda gizli! Unutma bu senin tercihin! Eğitim ve Kariyer Danışmanı Nur Erdem Özeren anlatıyor, kafandaki soru işaretleri son buluyor! (Sponsorlu içerik)

 

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle