GeriMagazin Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak

Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak
Abone Olgoogle-news

Ferhat Göçer, pandemi yüzünden hayatının projesi “Aldırma Gönül”ü askıya aldı, evine kapandı ama bu inziva dönemini verimli hale getirmeyi başardı. Kendiyle yüzleştiğini, tevekkülü öğrendiğini ve sakinleştiğini söyleyen ünlü sanatçı, 30 Ekim’de yeni albümü “Anadolu Aryaları” ile müzikseverlerin karşısına çıkacak. Bir yandan da pop albümü üzerinde çalışmaya devam eden Göçer’i evinde ziyaret ettim. Hem bir doktor gözüyle pandemi sürecini değerlendirmesini istedim, hem krizdeki müzik sektörünün nasıl toparlanabileceğini konuştum.

Birçok müzisyen gibi sizin de aylardır sesiniz sedanız çıkmıyor. Nasıl geçiyor pandemi günleri?

- Mart sonu, nisan başı gibiydi. Sabahattin Ali’nin “Aldırma Gönül” oyununun Türkiye turnesindeydik. En son Samsun’da sahneye çıkmıştık. İstanbul’a döndükten sonra pandemi nedeniyle iki ay hiçbir şey yapamadım. Aslında bu süreç, benim için bir eğitim ve bilinçlenme süreci oldu diyebilirim.

Ne tür bir bilinçlenmeden bahsediyorsunuz?

- Malum 3 ay eve kapandık. Başlarda neler olup bittiğini idrak etmeye çalıştık, sonra karamsarlık dönemi ve arkasından kabulleniş geldi. Ben ondan sonra da süreci nasıl verimli hale getiririm diye düşünmeye başladım.

Bu yol mutfaktan da geçti mi? Malum, o dönemde mutfağa girip ekmek, börek yapmayana uzaylı gözüyle bakılıyordu.

- Tabii ki... İdrak sürecinde herkes gibi ekmek yapma, yemek pişirme çabaları falan bende de oldu. Ama şöyle bir avantajım vardı, müzik stüdyom yan tarafta. Aynı zamanda küçük bir televizyon stüdyomuz var. Yukarısı yaşam, aşağısı çalışma alanıydı.

Duyduğum kadarıyla çok da güzel besteler çıkmış o günlerde...

- Onun takdiri tabii ki dinleyicinin. Ama bol bol beste yaptım, orası doğru. Ayrıca yeni bir hayat sisteminin, yeni bir dünya düzeninin oluştuğunu, her şeyin sil baştan şekillendiği hissettim. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Nedir o eskisi gibi olmayacak olan?

- Normale dönmek zaman alacak. Her şeyin eskisi gibi olmasını bekleyenlerin daha çok uzun süre beklemesi gerekecek.

Virüsün alt edilemeyeceğini mi düşünüyorsunuz?

- Bahsettiğim o değil. Tüm dünyayı saran bu travmanın psikolojik ve sosyal anlamda düzelmesi, insanların yeniden normale dönmesi anlamında konuşuyorum. Hastalık riski kalmasa bile travmanın atlatılması uzun yıllar alacak. Yani olayın fiziksel etkileri başka, psikolojik etkileri bambaşka... İnsanlar hiç bilmedikleri bir salgınla karşılaştı. Hastalananlar oldu, ölenler oldu, yakınlarını kaybedenler oldu.

Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak

KORONA YÜZÜNDEN HOCALARIMI VE ARKADAŞLARIMI KAYBETTİM

Türkiye bu savaşta ne durumda size göre?

- Sağlık sistemimiz, özellikle de hekim, hemşire ve diğer sağlık personel kadrosu açısından diğer ülkelere göre daha oturmuş ve kaliteli... Adaptasyon sürecimiz de birçok ülkeden daha hızlı oldu. Krizin iyi yönetildiğini düşünüyorum. Tabii ki çok acı kayıplarımız oldu. Ben de hocalarımı, arkadaşları kaybettim.Ülke olarak sağlık personelimizin ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi anladık. Bu açıdan da başka bir farkındalık kazandık. Herkes için farklı bir uyanış dönemi oldu.

ZOR BİR KIŞ GEÇİRECEĞİZ

Sevinilecek şey bulunca da sevinelim ama. Herkesin  gülümsemeye ihtiyacı var...

- Denge önemli ama... Son dönemde yaşananlar bana anlam ve huzurun mutluluktan daha önemli olduğunu gösterdi.

Hayatı çok mutlu, çok başarılı olmanın ya da çok kazanmanın değil de daha anlamlı ve huzurlu olmanın üzerine kurmalı. Ben işte bunu fark ettim. Kendi kişisel değişimimi böyle özetleyebilirim.

Önlem almayan, boşlayan istisnaları bir kenara bırakıyorum, 80 milyonun büyük çoğunluğunun olayın ciddiyetinin farkında olduğunu, elinden geldiği kadarıyla da önlemini aldığını düşünüyorum. Tabii hayatın devam etmesi, ekonomik ve sosyal çarkların dönmesi gerektiğini de gördük.

Hayatı tamamen durduracak önlemler, bir süre sonra geminin omurgasını çatırdatır, bu kadar büyük bir tehlikeyle karşı karşıyayız. Bunun bilincinde olduğumuz için krizi olabildiğince az zararla atlattığımızı düşünüyorum.

Atlattık mı ki krizi?

- Yolun önemli bir kısmını yürüdük gibi. Kanaatimce zor bir kış geçireceğiz ama önümüzdeki yılın mart-nisan ayından itibaren rahatlayacağımızı düşünüyorum. Olayları yakından takip eden, bir doktor olarak şöyle diyebilirim, önümüzdeki yaza kadar sıkıntı çekeceğiz, sonra yavaş yavaş normalleşmeye başlayacağız. Öyle hissediyorum.

Bu kadar karamsarlık, virüs muhabbeti yeter. Biraz da güzelliklerden bahsedelim. Yeni bir projeniz varmış, “Anadolu Aryaları” diye... 30 Ekim’de çıkıyormuş galiba...

- Evet. Bu sürecin en önemli meyvelerinden biri o... Yıllardır üzerinde hassasiyetle, heyecanla çalıştığım projelerden biri. Zaten senfonik konserlerini yıllardır yapıyordum. Türkiye’nin dört bir yanında, senfoni orkestrası ve değerli orkestra şefi arkadaşım Orhan Şallıel ile Anadolu aryaları senfoni konserleri verdik. Amacımız Anadolu ezgilerini senfonik bir sunumla icra etmekti.

Albüm fikri kimden çıktı?

- Ben bu eserleri evrensel armonik standartlara uygun ama öte yandan ruhunu da bozmayacak şekilde albüme nasıl taşırım diye düşündüm. Aşağı yukarı altı-yedi aylık çalışma sonucunda 18 eser oluşturdum. Serinin 9 eserlik ilk bölümünü “Anadolu Aryaları Vol.1” olarak 30 Ekim’de dijital platformlarda sunacağız.

Erişim daha hızlı ve kolay diye mi dijital platforma mı öncelik verdiniz?

- Albüm çıkacak ama müzik dünyası çok şekil değiştirdi. Plak satışları, koleksiyonculuk mantığıyla yükselişte ama neredeyse kimsenin aracında CD çalar yok artık. Yani bambaşka bir müzik dönemi yaşanıyor. Türkiye’de de başka bir müzikal dönüşüm yaşandı ayrıca... Hip hop’tur, rap’tir. Onun için “Anadolu Aryaları”na nasıl bir ilgi olacağını merak ediyorum.

“Anadolu Aryaları” serisine girecek eserleri neye göre seçtiniz?

- Birincisi Türkiye’nin dört bir yanından eser olması önemliydi. İkincisi kendi söylemekten hoşlandığım, iyi yorumladığımdan emin olduğum eserler olmalıydı. Üçüncüsü de bu konuda otorite kabul ettiğim insanların tavsiyelerine kulak verdim.

Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak

AŞIK VEYSEL DİNLERKEN ETKİLENMEYENİN RUHU YOKTUR

Neşet Ertaş’ın “Gönül Dağı”nı kim sevmez ki mesela...

- Onu dinlerken hiçbir şey hissetmeyen adamın kalbi yoktur. Bir Aşık Veysel dinlerken etkilenmeyen insanın da kalbinin, ruhunun olduğuna inanmam.

Türk halk ve Türk sanat müziğinin sizin için en özel isimleri hangileri?

- Ya çok var. Münir Nurettin Selçuk, Aşık Veysel, Neşet Ertaş, Karacaoğlan, Mahzuni Şerif... Hangi birini sayayım ki...

Saya saya ta Dadaloğlu’na kadar gidebiliriz. Çok ozanımız var, hepsi de ayrı bir değer.

SABAHATTİN ALİ’Yİ ANLATMAYA KONSER YETMEZDİ

“Aldırma Gönül” müzikali nasıl doğdu?

- Geçen yıl “Sabahattin Ali’nin eserlerini okur musunuz” şeklinde bir albüm teklifi sunuldu bana. Zevkle kabul ettim. Hatta bu albüm için dört yeni beste yaptım.

O albüm ne oldu da müzikale dönüştü?

- Albüme girdiğimde Sabahattin Ali’yi daha yakından tanımak istedim. Onun hayat hikayesini okumaya başladım. Yaşamı beni öyle etkiledi ki bunu sadece bir konser olarak vermenin yetmeyeceğini düşündüm.

Onun için de eserleri ve hayat hikayesinden oluşan 10 çarpıcı hikayeyi 10 şarkıyla birleştirerek bir müzikal hazırladım.

Oyunculuk korkutmadı mı?

- Oyunculuk aklımın ucundan geçmiyordu. Ben sadece hikayeleri anlatırım diyordum. Ama yönetmen Ezel Akay, “Hayır, Sabahattin Ali’nin hayatını sen canlandırmalısın” deyip cesaret verdi. Önce bir ezber dönemim oldu, sonra o kadar adapte oldum ki onu hissetmeye başladım. Türkiye’yi dolaşırken pandemi yüzünden ara verdik.

Yeniden ne zaman seyircinizle buluşursunuz, var mı öngörünüz?

- 2021’in ocak ayında, en geç şubatta...

Konserler için ne dersiniz?

- Bu süreçte bazı arkadaşlarımız “Konserleri devam ettirelim” dedi. Çünkü en ağır darbeyi alanlardan biri müzik sektörü. Ama diğer yandan, insanlar sağlıklarıyla ilgili endişe içindeyken, “Hadi gelin” demek zor.

Müzik emekçileri bu krizden nasıl kurtulacak?

- Hem POPSAV’da hem de MSG’de yöneticilik yapıyorum. Elimizden geldiği kadar yardım etmeye çalışıyoruz. Hiçbir şey olmamış gibi “Hadi sahne hayatımıza devam edelim” demek de zor. Zannedersem sabırla bu krizin atlatılmasını beklemek en doğrusu...

HAYAT BİZE “SAKİN OL” DİYOR

◊ Yaşadığınız değişim sonucunda “Şimdiye kadar neyi paylaşamıyor, neyin kavgasını yapıyormuşuz” diyor musunuz?
- Evet yani neyin kavgasını yapıyoruz, tam olarak işin özü bu. Yaşam akıyor. Sen gideceksin ama hayat devam edecek. Hayat “Bir sakin ol” diyor aslında, “Bir gün göçüp gideceksin, hiç olmazsa o güne kadar hayata anlam katmaya çalış, bir şeyler koparmaya çalışmaktansa paylaş”...
Hırs başka, azim başka şey. Emek başka, boğuşmak başka...
Seveceksin ama takıntılı olmayacaksın. Azimli olacaksın ama hırsa kapılmayacaksın. Tutkulu olacaksın ama sapkın olmayacaksın. Denge şart.

◊ Sanatçı topluma örnek olmak zorunda mı? Siz sanki bu fikri savunan tarafta gibisiniz...
- Değilim. Bu bir tercih meselesi. “Sanatçı örnek olmak zorundadır” diye bir şey yok. Kişilerin tercihine bırakılmalı. Şahsen bu vazifeyi kendimde görüyorum evet, ama “Şu yanlıştır, bu doğrudur” demek haddim değil.
Ben kendi doğrularımla bu iyilik-kötülük mücadelesini vermeye, kendi doğrularımı mümkün olduğu kadar yaymaya çalışacağım, hepsi bu kadar.

KARANTİNA GÜNLERİNDE ÖMÜR’LE DAHA ÇOK KAVGA EDERİZ SANIYORDUM 

◊ Yaşadığınız değişim, dönüşüm, Ömür Gedik’le ilişkinize nasıl yansıdı?
- Bizim 12 yıllık bir ilişkimiz var. Huzurlu ve sakin bir beraberlik... Açıkçası ben karantina döneminde çok kavga edeceğimizi, günlerin çok daha gergin geçeceğini düşünüyordum.

◊ Ama öyle olmadı...

- Evet, olmadı. Kavga, tartışma, küs geçirilen gün neredeyse hiç olmadı bizde. Çok ilginçti.

◊ Belki karantina günleri sadece sizi değil Ömür’ü de sakinleştirmiştir.

- Olabilir, hepimiz adına bir uyanış ve sakinleşme dönemi oldu bu. 

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle