GeriMagazin Duygu Boztepe "Artık güzelliklerle anılmak istiyoruz"
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Duygu Boztepe "Artık güzelliklerle anılmak istiyoruz"

 Duygu Boztepe "Artık güzelliklerle anılmak istiyoruz"
Abone Olgoogle-news

Oyuncu Duygu Boztepe, gülüşüyle dünyayı güzelleştirenlerden... Duru’nun ışıl ışıl bakan gözleri de bunun en büyük kanıtı. Duru çok küçükken babasından ayrılmak zorunda kaldı ama anne-kız sevgi ile her tür zorluğa karşı ayakta durmayı başarıyor.

Oyuncu Duygu Boztepe, birçoğumuza düşüncesi bile dayanılmaz gelen bir deneyim yaşadı. Büyük bir sevgi ile bağlı olduğu oyuncu eşi Sertaç Boztepe’yi kanser nedeniyle kaybetti. Üstelik kızları Duru henüz iki yaşındayken… Bu şekilde kelimelere dökünce insanın zihni hemen olumsuza çekilse de bu deneyimin bizzat içinde olunca başa çıkmak, dik durmak belki de daha mümkün oluyor. Hele de böyle bir kayıpta önündeki hayat, annesinin duruşuna göre şekillenecek bir çocuk varsa, hızlıca toparlanmak ve hayata kaldığı yerden devam edebilmek çok daha önemli. İşte Duygu Boztepe’nin hikayesi bize tam da bunu anlatıyor. Sertaç’ın bıraktığı hazineye, ona söz verdiği gibi sımsıkı sarılan ve hayata dimdik devam eden Duygu Boztepe ile deneyimlerini, bu deneyimden öğrendiklerini ve tabii ki Duru’yu Elele'ye anlattı.

Duygu Boztepe Artık güzelliklerle anılmak istiyoruz

 Yazı: Yaprak Çetinkaya

Oyuncu Duygu Boztepe, birçoğumuza düşüncesi bile dayanılmaz gelen bir deneyim yaşadı. Büyük bir sevgi ile bağlı olduğu oyuncu eşi Sertaç Boztepe’yi kanser nedeniyle kaybetti. Üstelik kızları Duru henüz iki yaşındayken… Bu şekilde kelimelere dökünce insanın zihni hemen olumsuza çekilse de bu deneyimin bizzat içinde olunca başa çıkmak, dik durmak belki de daha mümkün oluyor. Hele de böyle bir kayıpta önündeki hayat, annesinin duruşuna göre şekillenecek bir çocuk varsa, hızlıca toparlanmak ve hayata kaldığı yerden devam edebilmek çok daha önemli. İşte Duygu Boztepe’nin hikayesi bize tam da bunu anlatıyor. Sertaç’ın bıraktığı hazineye, ona söz verdiği gibi sımsıkı sarılan ve hayata dimdik devam eden Duygu Boztepe ile deneyimlerini, bu deneyimden öğrendiklerini ve tabii ki Duru’yu konuştuk.

Anneliği nasıl tanımlıyorsunuz? Nasıl bir annesiniz?
Annelik çok güzel ve özel bir duygu ama ‘ben anneyim’ diye bağıran, her şeyi en iyi yapmaya çalışan, eğitimden eğitime koşanlardan da değilim. Doğum öncesinde de öyleydi. Zaten ne yaparsanız yapın mutlaka işe yarıyor ama günün sonunda ne oluyorsa zaten kendiliğinden gelişiyor. Ne kadar planlasanız da doğumla birlikte hayatınız değişiyor ve annelik iç güdüsü öyle bir şey ki çocuğun o anda neye ihtiyacı varsa onu hissediyorsunuz. Bunu kelimelerle ifade etmek kolay değil. Anne olan herkes beni anlayacaktır.

Kaygılardan, endişelerden arınınca bebeği fark etmek daha kolay belki.
Kesinlikle katılıyorum. Pimpirikli hal aslında çocukla annenin bağını koparıyor. Biraz akışına bırakırsak, anda kalırsak, çocuğun büyüdüğü o anların keyfini yaşayarak devam edersek zaten her şey halloluyor ve karşılıklı paylaşımı hissediyorsunuz.

Duru planlı bir hamilelik miydi?
Biraz sürpriz oldu. Hamile kaldığımda 30 yaşındaydım. Aslında birkaç sene sonra hamile kalırım diye düşünüyordum. Hatta kazara hamile kalan birisi için “Bu dönemde ne kazası?” diye yargılayıcı cümleler kurmuştum. Birkaç ay sonra sürpriz, hamileyim! Ama tabii ki çok doğru bir zamanda gelmiş Duru. 2013’ün şubatında doğdu ve tam bir sene sonra babasının hastalığı ortaya çıktı. Yani tam benim planlı olarak hamile kalıp doğum yapmayı düşündüğüm dönemlerde… Duru sürprizle gelmemiş olsaydı o dönemde hamilelik olmayacaktı. Sertaç da zaten, “Ben 40 yaşında baba olacağım sen bilirsin” diye takılırdı bana ve tam o yaşta baba oldu. Sertaç’a kendi ertelemelerimden dolayı bu mutluluğu yaşatmasaydım çok pişman olurdum. Bebeklerin geleceği zamanı bildiklerine çok inanıyorum.

Duygu Boztepe Artık güzelliklerle anılmak istiyoruz

Hamilelik nasıl geçti?
Çok keyifli geçti. Çok şanslı bir dönem geçirdim. Çaba harcamadan çok az kilo aldım. Hiç midem bulanmadı. Koku hassasiyetim olmadı. Fiziksel hiçbir rahatsızık yaşamadım. Ancak doğuma iki üç hafta kala rahat hareket edememeye başlamıştım. Beklenenden bir hafta önce Duru geldi zaten.

Normal doğum yaptınız. Nasıl bir deneyimdi?
Tabii ki çok basit bir şey değil ama anlatıldığı kadar zor da değil. O acı bir an geliyor, sonra azalıyor ve sonra unutuluyor. Biraz dişini sıktığında süreç kendiliğinden gelişiyor. Kriz anı insanıyımdır, sakinimdir, ne yapılması gerekiyorsa onu yaparım. Doğumda bu özelliklerimin de katkısı oldu mutlaka. Hemşire nasıl iteceğimi anlatıyordu, dördüncüde Duru doğdu. Toplam 20 dakika sürdü. Tabii genetik özellikler de var, annem de kolay doğum yapmış.

Ve sonra bir anda kucağınızda yeni bir can! İlk günler nasıldı?
İnsan tedirgin oluyor tabii. Camdan bir bebek tutuyor gibisiniz. Oysa onlar o kadar dayanıklı ve güçlüler ki, bu kadar tedirgin olmaya da gerek yok. Duru çok huzurlu bir bebekti. Kriz halinde ağladığını hiç hatırlamıyorum. Kolik, gaz sancısı gibi sorunları olmadı. Çok sütüm geldi. Altı ay boyunca sadece emzirdim. Sekizinci ayın sonunda kendiliğinden bıraktı. Bunları paylaştığımda birçok arkadaşım “Madem bu kadar basit biz de yapalım” diye çocuk sahibi oldular. Tabii eşimle aramdaki bağ, mutluluk, huzur da hamilelikte bebeğe çok yansıdı. Sonrasında evdeki ortamın da huzurlu olması Duru’yu olumlu etkiledi. Duygularımızın enerjisi gözle görülmese de evin içine yayıldığı için bebeğin durumunu etkiliyor. Duru da bu ortamda büyüdü ve şükürler olsun ki bu kadar travmatik olaylar atlatmamıza rağmen Duru’da bunun bir rahatsızlığını görmedim.
Bakalım ilerleyen zamanlar bize ne getirecek?

Daha önce ‘zamansız’ kabul ettiğimiz bir kayıp yaşamış mıydınız?
Hayır, hiç. Çocukluğum güzel, huzurlu geçti. Bir hastalık, kaza ya da ani olaylar hiç yaşamadım. Sertaç’ın vefatı hayatımın ilk travmasıydı.

O süreçle nasıl başa çıktınız?
Önce insan kabul etmiyor. Alt bilinç görse de üst bilinç, zihin o kadar baskın geliyor ki. Teşhis konulduğunda çok ileri evredeydi. Dünyada pankreastan sonra ikinci ölümcül tip kanser olan taşlı yüzük hücreli mide kanseri ile akciğer, karaciğer, lenf ve kemiklerde metastaz vardı.

Bu kadar geç teşhis edilmesinin nedeni neydi?
Herkes bunu sordu. Sertaç sporcu. Sigara, alkol hiç yok. Güçlü, yapılı bir adam. Kanser ortaya çıkmadan iki ay önce Ataşehir’den Kartal’a spor amaçlı bisikletle gidip gelebiliyordu. İki ay sonra akciğerinden nefes alamaz halde hastaneye gidiyor ve bunlar ortaya çıkıyor. Birdenbire oldu her şey. Biz zatürre diye beklerken… Balyozla başınıza vurulmuş gibi oluyorsunuz. Ama önce “Hayır, biz bunun altından kalkarız. Nasıl iyileşecek gösterelim bakalım” gibi bir hırs geliyor. Sonu kabul etmediğin için kendini motive edecek o kadar çok şey buluyorsun ki. Çok değişik bir psikoloji. Allah kimseye yaşatmasın. Geriye dönüp bakınca nasıl bu kadar kör olmuşum diyorum. ‘Aşkın gözü kördür’ün bir şekli. Yaşatma hırsı ile gerçekleri göremez ve yorumlayamaz hale geliyorsunuz. Şimdi görebiliyorum bunları.

Olumsuz duygularla yaşamaktan daha iyi bir seçenek belki.
Tabii ki. Zihnin kendini koruma mekanizması bu zaten, bir illüzyon. Devamlı düşük modda, her an ölümü bekleyerek yaşamak çok zor. Hem hasta olan kişi hem yakınları için. Bir yıl sürdü bu durum ve sonra kaybettik zaten.

‘Çocuğa ölüm nasıl anlatılır?’ konusunu birçok kez işledik dergimizde. Siz ise bizzat deneyimlediniz. Nasıl anlattınız?
İlk bir hafta Duru hiçbir şey sormadı ki bu normal şartlarda onun için mümkün değil. Hastaneye gidip geldiğimizi biliyor, babası ile canlı bağlantı ile konuşuyordu o zamana kadar. Tam bir hafta sonraydı, kapı çaldı bir gün. Evde az kişi vardı o sırada. Duru kapıya fırladı, ‘babam geldi’ diye. O anda bir ampul yandı bende. Dedim ya annelik içgüdüleri yönlendirir diye. Ona örnek bu işte bu olay. Tuttum Duru’yu, karşıma aldım, göz hizasına geldim ve “Duru, artık baban gelmeyecek. Artık bizimle değil. Öldü. Uzaklarda, bizim gidebileceğimiz, onun gelebileceği bir yer değil. Senin babanla yapmak istediğin bir şey varsa, özlediysen, gel birlikte yapalım” dedim. ‘Öldü’ kelimesinin kullanılması gerektiğini biliyordum. “Tamam” dedi. Kalktı, gitti. Sonra ‘Acaba doğru mu yaptım?’ diye düşünüp pedagoga gitmeye karar verdim. Gittik, yaşadıklarımızı anlattık. Aynen şöyle dedi: “Daha önce gelip, ‘Ne yapayım?’ deseydiniz aynen bunları yapın derdim. Bunun hiçbir açıklaması yok, işte bu annelik içgüdüsü.” Duru daha sonra daha rahat konuşmaya başladıkça bu bilgiyi destekleyecek küçük sorular sordu. Ben de yine aynı yaklaşımla yanıtladım.

False