Ahmet Hoşsöyler: Perihan Savaş gibi bir oyuncu zor gelir Türkiye’ye

Güncelleme Tarihi:

Ahmet Hoşsöyler: Perihan Savaş gibi bir oyuncu zor gelir Türkiye’ye
Oluşturulma Tarihi: Aralık 26, 2021 12:50

Ahmet Hoşsöyler, boksör, yönetmen, senarist, oyuncu ve şarkıcı... Çektiği filmler Avrupa’da ses getirdi, yönettiği diziler 90’larda kült oldu. Hoşsöyler ile şimdi neler yaptığını konuştuk.

Haberin Devamı

Boksör, yönetmen, senarist, oyuncu ve şarkıcı... Ahmet Hoşsöyler, birçok alanda profesyonel olmuş nadir isimlerden biri.

Hoşsöyler, beyazperdede 90’lı yıllarda bol ödüllü “Acılar ve Arzular”, “Sevgi Taşı” filmlerini, TV’de “Üvey Baba” ve “Küçük Besleme” gibi dizileri yönetti. En büyük hayali profesyonel boksör olmakken bir anda kendini Almanya’da yönetmenlik okurken buldu.

Hoşsöyler, sinema merakının nasıl başladığını şöyle anlatıyor:

“İlokulu Adana’da bitirdim ve orada arkadaşlarımla boksa merak sardım. 13 yaşımdayken Fenerbahçe, beni beğendi ve İstanbul’a davet etti. ‘Boks yapıp, okuluna devam edersin. Gelirini temin edeceğiz’ dediler. Fenerbahçe’de boks yaparken Berlinli bir kulüple maç oldu. Oradakiler beni beğenmiş ve transfer olmamı istediler. 1963’te Berlin’de hem okuyup hem de boks yaptım. Oradayken sinemayla tanıştım. Para biriktirerek fotoğraf makinesi aldım. Japonya’dan lensler getirdim ve senaryolar yazmaya başladım. Berlin’deki rehber öğretmenim, ‘Yönetmen olmalısın sen. Bunun okuluna gitmelisin’ dedi. Fakat spor akademisine gitmeyi planlıyordum. İki okulu da aynı anda yürütebileceğimi belirttiler. Hem spor akademisine gittim, hem de oyunculuk ve yönetmenlik okuluna. Her şeyi öğrendim. Böyle başladı bu serüven.”

Haberin Devamı

Ahmet Hoşsöyler: Perihan Savaş gibi bir oyuncu zor gelir Türkiye’ye

İlk yazdığım senaryoyu çöpe attım

Ahmet Hoşsöyler, 70’lerde Türkiye’ye gidip gelirken iki sene uğraşıp uzun metraj film senaryosu yazdığını söylüyor:

“Bir müzik stüdyosunda Hüseyin Peyda’ya rastladım. ‘Benim bir senaryom var, size versem okur musunuz’ diye sordum. Kabul etti ve senaryoyu kendisine ulaştırdım. Bir hafta sonra yanıt vereceğini belirtti. Hüseyin Peyda o zamanlar çok ünlüydü. Yönetmenlik, yapımcılık yapıyordu. Filmlerinin senaryolarını yazıp oynuyordu. Bütün Arap ülkelerini tanınırlığıyla kırıp geçiriyordu da...

Ahmet Hoşsöyler: Perihan Savaş gibi bir oyuncu zor gelir Türkiye’ye

Haberin Devamı

Peyda, senaryom hakkında ‘Sen bunu yazmışsın, uğraşmışsın tebrikler. Bir senaryo yazmaya başladığın zaman bu yazdıkların kimi ilgilendirir karar vereceksin. Yönetmen olacağın zaman ve biri sana senaryo getirdiği zaman da önce ‘bu kaç kişiyi ilgilendirir’ diye düşüneceksin. Buna karar verdiğin zaman senaryoyu yazıp, filmi çekmeyi kabul edeceksin. Bu yazdığın da kimseyi ilgilendirmez’ dedi.

Senaryom çöpe gitti ama çok büyük bir ders aldım.

Aradan uzun yıllar geçti 1982 yılında ‘Gurbet Kuşları’nın ikinci versiyonu çekildi. Filmde ben oynuyordum, babamı da Hüseyin Peyda.”

Ahmet Hoşsöyler: Perihan Savaş gibi bir oyuncu zor gelir Türkiye’ye

Safiye Ayla naif bir sanatçıydı

Haberin Devamı

Ahmet Hoşsöyler, Almanya-Türkiye arasında yaşayıp yönetmenlik yaptığı sırada müzikle yolu kesişiyor. Hoşsöyler, Safiye Ayla ile tanışıp nasıl solist olduğunu şöyle anlatıyor:

“Halit Ergenç’in babası Sait Ergenç çok iyi bir devlet sanatçısıydı ve güzel besteleri vardı. Onunla tanıştığımda müzikle ilgim yoktu. Bir gün Fecri Ebcioğlu’nun evine gittik. Safiye Ayla da evde şarkı söylüyordu. Benim şarkı söylememi istediler fakat bilmediğimi söyledim. Safiye Ayla, ‘Söylersin Türk sanat müziğini’ dedi. Ben de tek bildiğim ‘Geçsin Günler Haftalar Hatıra’ şarkısını söyledim. Safiye Hanım ‘Sen bana gel. Önemli bir Türk sanat müziği gırtlağın var’ önerisinde bulundu. Etiler’deki evine gittik.

Haberin Devamı

Böylece müzik kariyerim başladı. Bu sayede Berlin’den İstanbul’a gelişlerimde daha uzun kalmaya başladım. Safiye Hanım, beni Orhan Gencebay’a götürdü. 1978 yılında ‘Bırakıp Giderken’ adlı ilk plağımı yaptılar. Sait Ergenç’le sayesinde de tek uzun çalarım ‘Kalbimi Dinle’ yayınlandı.

Hoşsöyler, “Safiye Ayla nasıl bir kadındı?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Hiç sert değil. Müzeyyen Senar daha serttir. Çok kibar ve naifti. Araba ile bir yere gidiyoruz, uzakta kedi görür. ‘Aman kediye dikkat’ derdi. Öğretmeyi seven biriydi. Onun sayesinde gazinoya çıktım. O sırada filmlerde oynadım ve film çekmeye de devam ettim.”

Sibel Can’ı Maksim’e öneren Nükhet Duru’dur

Haberin Devamı

Ahmet Hoşsöyler, gazino anılarını şöyle anlatıyor:
“Sahilde bir gazinoda çalışıyordum. Salonda sadece öndeki bir masa boştu. O boş masaya Müzeyyen Senar ve Adnan Pekak oturdu. Öyle bir divanın karşısında şarkı okumak hata kabul etmezdi. Seyirci, bağırarak Müzeyyen Senar’dan şarkı istiyordu. Müzeyyan Hanım aldı mikrofonu, ‘Ahmet’i dinlemeye geldik. Beni zaten dinliyorsunuz’ dedi. Israr edilince de şarkıya girdi.
Çalıştığım gazinoda Sibel Can, alt kadroda dansözdü. Dediler ki ‘Fahrettin Aslan salona geldi’. Ben de heyecanlandım. Acaba Maksim için bana teklif vermeye mi gelmişti? Meğerse Sibel Can’ı görmeye gelmiş. Nükhet Duru, ‘Orada bir kız var, git izle’ demiş. O da dostlarını alıp gelmiş.”

Ahmet Hoşsöyler: Perihan Savaş gibi bir oyuncu zor gelir Türkiye’ye

Cüneyt Arkın karete yumruğu vururdu

Cüneyt Arkın ile uzun yıllar çalıştım. Bir filmde karşılıklı rol almıştık. Maç yapmaması gereken bir boksörü oynuyordu. Benimle son bir maç yapmaya karar veriyordu. Çok çalıştı iyi yumruk vurmak için. Filmde nasıl vuracağını anlatırdım ona. Boksör gibi yumruk atamaz çünkü uzun yıllar karate dersleri aldı. Karate yumruğu vurur. Hâlâ görüşür, sohbet ederiz. En önemli öğretisi şuydu: ‘Her zaman bir B planının olması gereklidir.’”

Bebek yüzlü oyuncuları katil rolünde oynattım

“1990 yılında ‘Kurye’ adında bir film çekecektim. Bebek yüzlü ve kimsenin katil olacağını düşünmeyeceği başrol istiyordum. Fakat bana kaşı yarık, yüzünde yara olan kötü adamları getiriyorlardı. ‘Yusuf Sezgin bebek yüzlü. Onu katil rolü için getirin’ dedim. Herkes ‘bu ne saçmalık, nasıl olacak’ dedi. Çok da güzel oldu. Herkes benden sonra kötü adam karakterlerine bebek yüzlü kişileri seçmeye başladı.”

Ahmet Hoşsöyler: Perihan Savaş gibi bir oyuncu zor gelir Türkiye’ye

Perihan Savaş gibi bir oyuncu zor gelir Türkiye’ye

Ahmet Hoşsöyler, 1991 yılında çektiği ve Perihan Savaş’ın başrolünde yer aldığı “Acılar ve Arzular” filminin dünyada ses getirdiğini ve Cannes’a çağrıldığını dile getiriyor:
“O film çok önemliydi. Bütün dünyayı dolaştık o filmle. Avrupa’da çekmiştim. Ayrıca İtalyan ve Fransız oyuncular da oynuyordu. O sıralar AIDS hastalığı patlamıştı. Filmin konusu da seyahatte bir çift kaza geçiriyordu. Perihan Savaş da kaza sonrası kan değişimi sırasında AIDS’e yakalanıyordu. Paris’teki çevresi onu dışlıyordu. Ses getirdik. En iyi festivallerde yer aldık. Benim için çok önemliydi.”

Sanatçı, “Perihan Savaş’ın oyunculuğunu nasıl tarif edersiniz?” sorusuna şu yanıtı veriyor:

“İnanılmaz. ‘Perihan gül’ dersiniz hemen kahkaha atar. ‘Şimdi salkım saçak ağlıyorsun’ sözüne hemen gözyaşı dökmeye başlar. İnanılmaz uyumludur. Öyle bir oyuncu zor gelir Türkiye’ye.”

Ahmet Hoşsöyler: Perihan Savaş gibi bir oyuncu zor gelir Türkiye’ye

“Üvey Baba”da kötü adamdan kahraman yarattık

Ahmet Hoşsöyler, 1998’de “Üvey Baba” ve 1999 yılında “Küçük Besleme” dizilerinin yönetmenliğini üstleniyor. Sanatçı, “Küçük Besleme”nin bir günlük dizi olarak Türk dizi tarihinde reytinglerde ilk 5’e girdiğini söylüyor:

“Köle Isaura’dan sonra günlük olarak yayınlandığında kırıp geçiren nadir dizilerden biriydi. Akşam üzeri 17.40’ta ekrana geliyordu. Fason çalışan kadınlar işi bırakıp diziye yetişmeye çalışırlardı.

‘Üvey Baba’da ise kötü adam Şemsi İnkaya’dan kahraman yarattık. Hem çok seviyorlardı hem de nefret ediyorlardı. Hürriyet Altın Kelebek’te Şemsi ödül alırken kötü adam olduğu için yuhalandı. Böyle bir şey var mı? Bir gün de ekip arabasıyla Anadolu yakasına geçiyorduk. Arabanın üzerinde ‘Üvey Baba’ yazıyordu ve trafik polisi bizi durdurdu. İçeri baktı ve ‘Yok mu o herif’ dedi. İçerde olmadığını anladıklarında esprili bir şekilde ‘Olsa köprüyü geçirmeyecektik’ dediler.”

Dinlenip arada filmler çekiyorum

69 yaşındaki Ahmet Hoşsöyler, İstanbul’da sakin bir hayat yaşadığını arada sadece yönetmenlik yaptığını dile getiriyor: “İstanbul’da oturuyorum, torunumla vakit geçirmeyi seviyorum. Müzisyen arkadaşlarla toplanıp arada kendi aramızda şarkılar söylüyoruz. Sahne almıyorum. Yorucu olur bana.

Dinlenip arada filmler çekiyorum. Pandemiden önce Diyarbakır’da bir film çektim, ‘Suzan Suzi’. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle. Her şeyini bitirdik, afiş tasarlıyoruz pandemi başladı. Yakında vizyona girecektir.

Televizyonda ise dizileri yeni ekiplere yaptırıyorlar.

Çok şey değişti. Oradan bir şey gelmiyor bana. Yeni oyuncuların hepsini çok beğeniyorum. Hepsini seyretmeye çalışıyorum.”

 

 

BAKMADAN GEÇME!