Lirik sopranodan türküler

Güncelleme Tarihi:

Lirik sopranodan türküler
Oluşturulma Tarihi: Şubat 24, 1998 00:00

Haberin Devamı

Sesi ve yalın anlatımıyla türküleri herkese sevdiren Şükriye Tutkun'un açtığı yolda opera kökenli bir sanatçımız daha ilerliyor. Lirik soprano Seza Kırgız, türkülere kendi yorumunu aktarıyor.

Seza Kırgız, on üç yıldır Ankara Devlet Operası'nda lirik soprano. 1980 yılında Ankara Devlet Tiyatrosu Şan Bölümü'ne girmesinin ardından aradan on sekiz yıl geçti. Bu süre içinde dünyaca ünlü birçok klasik müzikçinin notaya aldığı eserleri seslendirdi. Ama bir gün artık kendi kültürünü kendi yorumuyla seslendirmek istedi ve ilk albümü ‘‘Yolun Yarısı’’nı geçtiğimiz günlerde piyasaya çıkardı. Türkülere kendine özgü bir yorum getiren tecrübeli sanatçı, halen Ankara Devlet Operası’nda ‘‘Sevgili Barış’’ adlı çocuk müzikali ile ‘‘Aşk İksiri’’ ve ‘‘Dudaktan Kalbe’’ adlı oyunlarda sahneye çıkıyor.

Verdi’nin ‘La Traviata’sını da seslendiren Kırgız, opera kariyerine türkü yorumculuğunu ekleme kararını şöyle anlatıyor: ‘‘Buna bir heves olsun, herkes bir şeyler söylüyor, ben de söyleyeyim diye başlamadım. Türküleri çok seviyorum. Zaten artık tüm dünyada da sanatçılar kendi şarkılarını, halk şarkılarını söylemeye yöneliyorlar. Her şeyin ötesinde opera şarkıcıları da kendi halk şarkılarını dünyaya duyurmak için albüm yapıyorlar. Bu yüzden ben de böyle bir albüm yapmaya karar verdim.’’

Albümdeki eserleri çok daha geniş bir kitleye hitap etmek için türküye yakın okuyan Kırgız, zaman zaman operanın verdiği sistemli eğitimi de sesinde hissettiriyor.

‘‘Operanın seyircisi çok ayrı. Operayı halka taşımak, halkı operaya çıkarmak gibi bir düşüncem yok. Türküler dinlensin, Seza Kırgız sevilsin ve kendi tarzı oluşsun, bu bana yeter’’ diyen sanatçı albümü yapmadan önce piyasadaki türkü çalışmaları üzerine çok iyi bir araştırma yaptığını ve pek çok albüm dinlediğini söylüyor.

‘‘Türkü söyleyenlerin hepsini çok beğeniyorum. Albüm çıkarmadan önce daha Batı’ya yönelik bir çalışma yapmış olsam bile belli bir kültürün içinde yetiştiğim gözardı edilemez. Batılı söylesem de ben her zaman bir Anadolu çocuğu olduğumu içimde hissettim. Çalışmalarımda Güler Işık'tan başladım, Güler Duman, Musa Eroğlu, Arif Sağ, İbrahim Tatlıses'e kadar herkesi dinledim. Hepsi son derece başarılı. Benim onlarla bir yarışa girmem söz konusu değil. Bir kere onlar gerçek türkücü. Ama inanıyorum ki tamamen tanınırsam, sevilirsem müzikseverler benden bir şey duyduklarında ‘Bu Seza’ diyebilecekler. Türkülere farklı bir yorum getirdiğimi düşünüyorum. Ben ne kadar ‘Opera tekniğini kullanmıyorum’ desem de sesime yansıyan kendine özgü değişik bir yorum oldu’’ diyor.

Sanatçı, Yavuz Bingöl, Şükriye Tutkun, Kubat gibi son dönem kent türkücülerinin yaptığı gibi türkülerde şive de kullanmıyor: ‘‘Ben söylediğim türküleri orjinal türkü gibi söyleyemediğim için şivenin de bir anlamı kalmıyor. Yöresel bir albüm olmadı. Ayrıca bunu yapmaya kalksaydım bu sefer kendi mesleğime zarar verirdim. Operada aldığımız eğitim çok nankör, en ufak çizgi dışı bir ses bile ses tellerinin deforme olmasına neden olabiliyor.’’ Sanatçı Yavuz Bingöl'le stüdyoda tanışmış. Bingöl'ün ‘‘Turnalar’’ isimli parçasını söylemesine de izin verdiğini belirtirken onun desteğinin ve verdiği cesaretin kendisi için büyük önem taşıdığını söylüyor.

‘‘Opera eğitimi almış bütün arkadaşlarımın türkü söylemesini isterim. Ama zamanla sesleri öyle bir yere gidiyor ki normal konuşma bile olmuyor. Benim eşim de opera sanatçısı. Ona da teklif ettim. ‘Ben söyleyemem’ dedi. Aslında ‘bir opera sanatçısı her şeyi söyleyebilir’ sözü yanlış. Herkes kendi tarzını söylemeli. Ben de on yıl önce bunu söylerdim. Ama sonradan baktım ki o kadar çok kişi her şeyi söylüyor ki...’’ diyerek Şükriye Tutkun ve Seza Kırgızların artmasından yana tavrını koyuyor.

Kırgız, Şükriye Tutkun'un kendisi üzerindeki etkisini ise ‘‘Şükriye'yi ilk dinlediğimde sevdim. Ama benimkisi daha farklı oldu. Şükriye türküye daha yakın’’ derken zor bir işe kalktığının farkında olduğunu söylüyor. ‘‘İnşallah Şükriye'ye gösterilen ilgi bana da gösterilir. Ama şu bir gerçek ki Şükriye benden çok daha şanslı. Opera yöneticilerinden büyük destek görüyorum. Operada beni sevmeyen çok az insan var. Herkes destek veriyor. Ama bir televizyon çekim için bile izin alıyorum. Bana da müzikseverler tarafından o özen gösterilirse ben de opera dahil bir takım şeyleri feda edebilirim’’ diyen Kırgız, evli ve 11 yaşında bir kızı var. Türkü kaseti yapmaya karar verdiği zaman kızı İrem'in ‘‘Neden türkü söylüyorsun da pop söylemiyorsun’’ diye kızmasına rağmen bildiği yoldan şaşmamış. İrem ise annesinin söylediği bu yeni tarzlı türkülerin bir numaralı hayranı olmuş durumda.

Operada seslendirdiği ağır eserlerin ardından türkülerde hiç zorlanmadığını söyleyen Kırgız, ‘‘Altı saat gibi komik bir sürede kasetteki bütün türküleri okuyup çıktım. O kadar büyük bir orkestradan sonra bu çalışma benim için zevkti. İşin en ilginç yanı da operada çok fazla konsantre olamıyorsunuz. Çünkü takip etmeniz gereken bir orkestra şefi var, dinlemek zorunda olduğunuz yanınızdaki rol arkadaşlarınız var. Dikkat etmezseniz bir şeyler kaçırabilirsiniz. Bir de aynı anda tiyatro yapıyorsunuz. Görkemli kostümleri taşıyorsunuz. Dolayısıyla asla konsantre olamıyorsunuz. Bu dikkati kaybettiğiniz zaman bir daha toparlayamazsınız. Bu kadar yoğunluğun üzerine stüdyoda bir siz bir de yönetmeniniz var. Bu çalışma bana kolay bile geldi’’ diyerek duygularını dile getiriyor.






Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!