Güncelleme Tarihi:

Yaz gelip de İstanbul’un havası kavurucu güneşin altında hızla sıcak ve nemli bir hal aldığında, en cazip ve ferahlatıcı çözüm soğuk bir bardak ev yapımı limonatadır. Bir büfenin, börekçinin ya da pastanenin tezgâhının üzerindeki soğutucu sebilin içinde o parlak sarı limonatayı görmek bile susuzluk hissi uyandırmaya yetiyor.
Yıllar içinde çeşitli markalar marketlerde satılan, farklı aromalarda şişelenmiş limonata üretti. Ancak tadı hiçbir zaman bu limonatalarla aynı olmadı. Bu şişelenmiş ürünler genellikle çok şekerli. Ayrıca iyi bir ev yapımı limonatanın püf noktası olan ve ona narin ekşi lezzetini ve hoş rengini veren gerçek limon kabuğu rendesiyle üretilmiyorlar. Pastane limonatası tariflerinin çoğunda limon kabuğunun beyaz kısımlarına kadar rendelenmesi gerekir ve bu kısım acı olduğu için karışıma dahil edilmez. Limonun suyu ve kabuğu şekerle birleştirilirken bazı tariflerde az miktarda tuz eklenir. Pürüzsüz olması için daha sonra bu karışım süzülür.
İKONİK BİR PASTANE
Onlarca büfenin, börekçinin ve pastanenin bulunduğu Kurtuluş semtinde sıcak bir günde limonata keyfi yapmanın zamanı geldi diye düşündüm. Üstün Palmie semtte onlarca yıldır ev yapımı limonata servis eden ikonik bir pastane. Pastane çalışanlarından biri karışıma portakal da eklediklerini ve limonatanın sadece sıcak aylarda servis edildiğini söyledi. Kahvaltıda sosisli açmanın yanında bir bardak içtim ve limonatanın tazeliği, ‘el yapımı’ndan gelen kalitesi o sıcak sabahta kendini belli etti. İkisinin fiyatı 120 lira, limonatanın ve unlu mamullerin tazeliği düşünüldüğünde bu fiyat makul görünüyor.
YEDİ MEYVELİ…
Özlem Cafe, Baruthane Caddesi’nin başına yakın. Dışarıdan bakıldığında tipik bir mahalle kıraathanesi gibi görünüyor, ancak sahibi Burhan Kabalak çay, Türk kahvesi ve oraletten çok daha fazlasını sunuyor. Kabalak sadece mükemmel tost ve sucuklu-kaşarlı menemen servis etmekle kalmıyor, aynı zamanda limon, portakal, erik, greyfurt, kayısı, elma ve şeftali olmak üzere yedi farklı meyve içeren eşsiz bir limonata da yapıyor. Kabalak tarifini eski bir pastane sahibinden öğrenmiş.
TAVUK DÖNERLE DE İYİ GİDER
Sevdiğim büfelerde, yarım ekmek dönerimin yanında her zaman açık ayranı (daha sağlıklı olan seçim) veya limonatayı seçiyorum. İyi bir büfede her zaman bu iki içecek bulunur ve ideal olarak ikisi de ‘el yapımı’ olur. Büfelerdeki limonatanın kalitesi genellikle pastanelerdekiler kadar iyi değildir, yine de her zaman marketten satın alınan şişelenmiş çeşitlerden daha iyidir.
Ancak Ergenekon Caddesi’ndeki Uğur Büfe’nin limonatası bir pastaneninki kadar iyi. Şekeri az olduğu için ikinci bardağı da içmek isteyebilirsiniz. Portakal ekliyorlar mı? Kesinlikle. Uğur Büfe aynı zamanda İstanbul’da en sevdiğim tavuk dönerini de yapıyor. 40 yıllık ustalık ve özel bir marinasyon sonucu ortaya çıkan tavuk döner daha çok piliç çevirme tadında. Tavuk döner ve bir bardak limonata 110 lira. 2025’in ortasında şok edici bir fiyat.
Kurtuluş bölgesinden ayrılalım ve eski şehrin kalbine doğru yönelelim… Hem görkemli hem de yıpranmış olan Kurukahveci Han’ın giriş katındaki dükkânında 72 yaşındaki Hasan Cebeci 45 yıldır limonata yapıyor. Cebeci, 1965’te Erzincan’dan İstanbul’a gelmiş ve limonata ticaretini babasından öğrenmiş. Cebeci, 1960’larda Coca Cola gibi meşrubatların olmadığını, seçeneklerin limonata, ayran ve gazozla sınırlı olduğunu anlatıyor.
ÜÇ LİMON, BİR PORTAKAL
Müşterilerin çoğu susamış esnaftan oluşuyor, tur rehberleri de Cebeci’nin kendi elleriyle hazırladığı Türk kahvesini içmek için geliyor. Cebeci genellikle eylüle kadar limonata yapıyor. Ona göre iyi limonatanın sırrı bol sulu, iri ve kabuğu kalın olan kaliteli limonlar. Tarifinde her üç limon için bir portakal kullanıyor. Cebeci’yi yıllar sonra ilk kez Kurukahveci Han’da ziyaret ettim ve hâlâ her gün limonatasını yaptığını görmek beni mutlu etti. Artık onun gibisi pek kalmadı.
Havalar her gün biraz daha ısınıyor ve geçen hafta neredeyse bir düzine yerde limonata içtikten ve tarifleri inceledikten sonra, evde kendi limonatamı yapma zamanının geldiğini düşünüyorum…