Kitap

Haftanın yenileri

Haberin Devamı

Roman

Eve Dönmenin Yolları
Alejandro Zambra
Çev.: Çiğdem Öztürk
Notos Kitap

‘Eve Dönmenin Yolları’nı okuduktan sonra çok üzüleceksiniz. Çünkü, “Neden Türkiye’de hâlâ böyle roman yazılmadı,” deyip devam edeceksiniz 1973’teki Şili Darbesi’nin çocuklar, o yıllarda büyüyenler üzerindeki etkilerini bu kadar güzel anlatan bir kitap okuduk’ diye. Çünkü çok benzer bir yıkım yaşanmıştı Türkiye’de; işkenceler, kayıplar, yıllar süren mahpuslar, faili meçhuller. Bugün 30’lu ve biraz üstü insanların birçoğunun annesi, babası, dayısı, halası belki dedesi benzer hızardan geçmişti. Zambra 1985’ten yani Şili darbesinden 8 yıl sonra başlattığı romanında bunu yapıyor. Hem de çocukluk aşkı hikâyesi anlatarak, bugünden. Ağarmış sakallı, sözleri neredeyse ayet gibi ezberlenen birçok yazarın tuğla gibi kitaplarda yapmayı başaramadığını yüz küsur sayfada yapıyor. Daha en başında bunun bir roman olduğunu söylüyor. Sonra okuduğumuz romanı bize tekrar anlatıyor, neden yazdığını, sözde, izah edeyor. Sonra geri dönüyoruz romana. Yani kurmacadan gerçeğe veya daha da kurmacaya öyle bir geçiyor ki bir kere daha hayran kalıyoruz yalın diline, üslubuna. Katmanlı metin neymiş onu da gösteriyor, çerçevelerin neredeyse spiral halini aldığı bir illüzyon yaratıyor. ‘Devrim uğruna ölen’ herkese selam ediyor. Ama hiç ölümü olmayanların hep duyduğu tuhaf hissin de altını çiziyor. 

Haberin Devamı

Sözlük

Seks Argosu
Taşkın Su

Marjinal Kitap
Şimdiye kadar ‘bir kitap okudum hayatım değişti’ demediyseniz, bu kitabı okuduktan sonra diyeceksiniz. Hem vallahi, hem billahi. Çünkü -ola ki hâlâ bilmeyenler varsa- bu kitabı okuduktan sonra, ‘kestane’nin her zaman sadece bir meyve, ‘gülle’nin her zaman demir top, ‘mobilya’nın sadece ev ve ofislerimizde kullandığımız gereçler bütünü olmadığını anlayacaksınız. Sonra o kelimelere eskisi gibi bakın bakalım, tabii kolaysa... Taşkın Su, daha önce Faruk Kadri Timurtaş, Ali Püsküllüoğlu ve en çok da Hulki Aktunç’un titiz çalışmaları sonrası hayatımıza kattıkları ‘argo sözlükleri’ne bir yenisini ekliyor. Filiz Bingölçe gibi alanı daraltarak, bu kez ‘seks hayatı’ içerisinde kullanılan kelimeleri, tanıklarıyla aktarıyor. 5 yıllık bir çalışmanın ürünü ve elbette eksikleri olabilir. Ama geliştirmek için sizin önerilerinizi de bekliyor yazar. Hulki Aktunç, “argo dilin gizli örgütüdür” derdi. Gerçekten de dilin en önemli baharatlarındandır. Doğru ve yerinde kullanılan eserler, tadından yenmez.  Örneğin devler ülkesine giden veya cüceler diyarına düşen Guliver’in isminin Otomatik Portakal’da erkek cinsel organını karşıladığını fark ettiğiniz anda, her şey farklı bir boyut kazanır. En başta söylediğime geri geliyorum, siz bir de Taşkın Su’nun hazırladığı ‘Seks Argosu’nu okuyun. Bakalım eskisi gibi rahatlıkla ‘elinize kalem alabilecek’, eskisi gibi ‘incir’ yiyebilecek misiniz! 

Haberin Devamı

Anlatı

Profesör Y ile Konuşmalar
Louis-Ferdinand Celine
Çev.: Ayberk Erkay
YKY

Isidore Lucien Ducass namı diğer Comte de Lautreamont, şiir kitabı Maldoror’un Şarkıları’nda “Ondokuzuncu yüzyılın sonu görecek kendi şairini” sözleriyle tüm dünyaya meydan okumuştu! Öyle de oldu. Kimsenin yüzünü bile görmediği bu adamın birçok yazar, şair, ressam üzerinde (Türkiye de bu listeye dahil) yadsınamaz bir etkisi oldu. Benzer sert darbelerden birini yaklaşık yarım asır sonra Louis-Ferdinand Celine vurmuştu... ‘Gecenin Sonuna Yolculuk’ta yaptıkları hâlâ tartışılıyorsa, bu darbenin etkisindendir. Ama Celine durmamış, daha sert darbeler indirmeye devam etmişti, tam 23 yıl sonra. ‘Profesör Y ile Konuşmalar’ bunun en sivri dilli örneklerinden. Lautreamont’un tek cümlelik meydan okumasını, onlarca sayfada, fena alay ederek defalarca tekrarlıyor.
‘Gecenin Sonuna Yolculuk’ yayımlandıktan sonra, kimileri yere göğe sığdıramamış, kimileri bu ‘baş belası’nın fena baş ağrıtacağını fark edip onu alaşağı etmeye çalışmıştı. Bu hacmen küçük ama etki olarak büyük kitabında herkese ‘ayar veriyor’ Celine. Yayıncısına, yazara, okura, eleştirmene, ödül jürilerine, akademisyenlere acımadan tekme tokat girişiyor. Onun ‘Gecenin Sonunda Yolculuk’ta kullandığı ‘coşkun’ anlatımı beğenmeyenler, anlamayanlar, taklit edenler, ödüllendirenler için hayali bir röportajla daha beter saydırıyor. Onun dili böyle hoyrat kullanmasını ‘tecavüz’ olarak nitelendirenlere daha ağır bir hoyratlıkla ve açıkça “1932’den bu yana, layıkıyla vurduk dibe, tecavüzcülüğümüz kesmedi, üstüne bir de hain olduk, kesmedi soykırımcı olduk, kesmedi öcü olduk... adını bile anmayacaksın benim gibisinin!..” sözleriyle cevap veriyor. Yani, Celine’i kızdırmaya gelmiyor. Argosunu, küfürünü, keskin ironisini, çatal dilini, zehirli asabiyetini kusuveriyor üstümüze... Aslında kendi ‘dil sandığı’nı açıyor bize. Çırılçıplak karşımıza dikiliyor üslubu. Keşfettiği bu ‘numara’sını sergilerken vitesi daha da büyütüyor, kimseye acımadan.
“Yazı dilinde coşku!.. Yazı dili kurumuştu çoktan, çatlamıştı ve ben ne yaptım, yazı diline geri kattım coşkuyu!... Ötmüyoruz boşuna! İnan inanma, ıvır zıvır işler değil bunlar!.. Öyle bir numara ki bu, öyle bir sihir ki bu, ver en dangalak adamın eline, sırf ‘yazarak’ alsın aklını başından!.. ‘Konuşmanın’ coşkusunu döküversin kâğıda! Öyle havagazı değil yani!” Celine’in herkesi ipe dizdiği bu hayali söyleşisini, olağanüstü doğallığıyla çeviren Ayberk Erkay’ın da hakkını teslim ederek, vakit geçirmeden okunması gereken bir kitap.

Haberin Devamı

Edebiyat tarihi

Çağdaş İran Edebiyatının
Doğuşu ve Gelişmesi
Mehmet Kanar
Say Yayınları

Sakın kitabın adına bakıp “Eyvah bir ders kitabından söz edecek” demeyin. Çünkü sıradan bir ders kitabından çok daha fazlası. Ne de olsa, İran bizim için bir komşudan çok daha fazlasıdır. Bunun sebepleri arasında edebiyat da vardır ki, İran edebiyatı da alıştığımız edebiyatlardan çok daha fazlasıdır. Ülkemizde konunun uzmanı olarak ilk akla gelen isimlerden Prof.Dr. Mehmet Kanar, ‘Çağdaş İran Edebiyatının Doğuşu ve Gelişmesi’ isimli kitabında 18’inci yüzyıldan 20’nci yüzyıla değin İran edebiyatının geçirmiş olduğu evreleri farklı türler üzerinden izah ediyor. Gelelim, neden okumamız gerektiğine. Sebebi basit, İran’ı daha yakından tanımak için. Zira yüzyıllardır aynı coğrafyada sırt sırta verdiğimiz İran’la geçtiğimiz süreçler ve yaşadıklarımız o kadar benzer ki, bunu edebiyat tarihinden de görebiliriz. Örneğin 18’inci yüzyıldan 20’nci yüzyılın ortalarına kadar yaşananlar neredeyse bizimle paralel. Çünkü ‘Batılılaşma’ hareketleri başlamıştır ve ordunun modernize edilmesi beraberinde birtakım sosyal değişiklikleri de getirmiştir! Bir Tanzimat dönemi, art arda ıslahat fermanları, meşrutiyet dönemleri, gündelik hayata dahil olan gazeteler, yeni biçimlerle yazılan şiirler, ‘Batılı’ örnekleri gibi kaleme alınan tiyatrolar ve daha nicesi. Bir tek isimleri farklı. Kanar, örnek metinlerle zenginleştirdiği kitabında, edebiyatı kadar bize İran’ı ve kültür tarihini anlatıyor.

Haberin Devamı

Spiritüel

Oysa Işık Hep Vardır
İpek Cihan Bilgin

Epsilon Yayınları
‘Oysa Işık Hep Vardır’ı okumadan önce, alıştığımız ‘sev kardeşim’ temalı bir kitapla karşı karşıya olduğumu düşünmüştüm. Malum, her geçen gün memlekette veya dünyada birbirinden tuhaf ve tahammül edilemez onca şey olurken, bunların üstesinden gelmenin ‘dünyayı sevmek’ten başka çaresi olmadığını söyleyen kitaplardan çok var. Merakıma yenik düşüp devam ettiğimde daha farklı şeylerden söz ettiğini fark ettim, İpek Cihan Bilgin’in. En azından benim için... Bilgin’in söyledikleri, Başmelek Mikail ve onun dünya üzerindeki etkileri hakkında. Şöyle diyor Bilgin: “Dünya Projesi başlangıç aşamasındayken, bizler bu projede görev almayı seçerken projenin sorumluluğu Başmelek Mikail’e Yaratıcı Kaynak Tanrı tarafından verildi.” Sonra bu projenin ne olduğunu, “Başmelek Mikail Yeryüzü’nde daha önce insan olarak, Hz. İsa suretiyle görev almıştı” gibi detaylar vererek Başmelek Mikail’in daha önce neler yaptığını ve Başmelek Mikail Enerjisi’nin ne olduğunu anlatıyor. Daha sonra bizlerin onun ekibine bağlı, ışık ve sevgi varlıkları olduğumuzu belirtip sorumluluklarımızın neler olduğunu sıralıyor. İnsanın ‘enerji’ olarak nasıl bir yapı olduğundan Mikail Enerjisi’ni nasıl kullanmamız gerektiğine kadar “Yeryüzünün altın çağı”nı başlatmamız için neler yapacağımızı anlatıyor Bilgin. Dünyanın altın çağa geçeceğine inananların okuması gereken, meraklılarını daha çok cezbedecek bir kitap.

 

Haberle ilgili daha fazlası: